KAYGI ÜZERİNE _ Renata Saleci

sol a1 bw
Turan Sonsuz, SoLKitap_

Kaygı’lanmayıp da ne yapalım?

Sloven yazar Renata Salecl’in “Kaygı Üzerine”si, kaygı düzeni olan kapitalizm koşullarında bireyleri ve toplumları esir alan bir ruh hali olarak kaygı kavramını masaya yatırıyor.

Savaşlar, işgaller, patlayan bombalar ve yaralanan, ölen insanlar… Kriz, işten çıkarmalar, işsizlik, yoksulluk ve açlık… Sağlıksız beslenme, şeker, kolesterol, kalp ve damar hastalıkları… Sevmek ama sevilmemek, anlaşıl(a)mamak, her zaman “ideal” insanı bulma arayışı… Her alanda “doğru” olanı bulmak, “rasyonel” olanı “seçmek” gerekliliği, “marjinal” olma riski…

Kapitalist toplumların yaşamını koşullayan bu olgulara bakıp da, bir kaygı çağı yaşadığımız tespitine katılmamak mümkün değil.

Öte yandan, yukarıdaki tabloya “daha doğal ne olabilir ki” dediğimiz kaygı kavramının sürekli olarak olumsuzlandığını görüyor, kaygıdan kurtulmak yönünde sürekli telkinlere maruz kalıyoruz. Bu telkinler ve çözümler, bizzat “kaygı yok edici” haplar-ilaçlar değillerse, belki onlardan da tehlikeli olan ve genellikle de “… adımda” olan kişisel gelişim rehberleri oluyor.

Peki kaygı nedir ve psikolojik evrenimizde nasıl oluşuyor?

Doğal mıdır yoksa kurtulmaız gereken bir anomali midir? Çelişkilerin belirlediği kapitalzmkaygısız bir dünya mümkün müdür?

Slovenyalı sosyolog ve düşünür Reneta Saleci‘nin kaleme aldığı “Kaygı Üzerine” isimli çalışması temelolarak bu sorulara yanıt arıyor. Metis Yayınları’ndan heçtiğimiz ay basılan Kaygı Üzerine Barış Engin Aksoy’un yrtkin çevirisiile Türkçe’ye kazandırılmış..

Kaygı nedir?

Yazar Renata Salecl kaygı olgusunu tanımlar ve incelerken, psikanalizin kurucusu ünlü Avusturyalı nörolog Sigmund Freud ve Fransız psikanalist Jacques Lacan’ın sundukları içgörülerden yola çıkıyor.Freud’un erken dönem çalışmalarında, kaygıyı büyük ölçüde biyolojik kaynaklı bir süreç olarak tanımladığını saptayan Salecl, kuramının gelişimiyle birlikte Freud’un kaygıya yönelik açıklamalarını kökünden değiştirerek ruhsal boyuta taşıdığına işaret ediyor.

Olgun döneminde Freudçu perspektif ise, en indirgenmiş haliyle kaygıyı “özne olarak insanın, sahip olduğu nesnenin yitirilme tehlikesine karşı verdiği tepki” olarak tanımlıyor. Şüphesiz burada nesnenin en geniş tanımıyla yer aldığını belirtmekte fayda var. Freud, kendi eserlerinde bunu büyük ölçüde cinsel haz alma yetisiy-le ilişkilendirirken (hadım edilme korkusu), Freud sonrası Freudçu okulda çeşitli görüşler oluşmuş ve bazı psikanalistler kaygıyı bizatihi özne-nin yaşamını yitirme korkusuyla ilişkilen-dirirken, bazıları da genel olarak hayattan haz alma yetisinin kaybına yönelik korkuyla ilişkilendirmiştir.

Kaygı Üzerine’nin bir diğer kuramsal kaynağı olan ve Freud’un kuramına köklü bir değişim getiren Jacques Lacan ise, bireyi çevreleyen kurumlar, ritüeller, karşı cins, kültür, dil ve benzeri öğelerden oluşan geniş semboller ağını “büyük öteki” olarak tanımlar. Bireyin konuşan bir varlık haline gelip semboller ağında yer almasıyla, tüm gücünü sembollerden alır hale geldiğini (yani kendi başına bir hiç olup, sembolik bir düzende belli bir yer işgal ederek geçici bir güç ve statü kazandığını) öne süren Lacan, bunun bir tür hadım edilme olduğunu savunur.

Öte yandan, Lacan’a göre bireyin kaygısının kaynağında “büyük öteki”den gelecek bir hadım tehdidi yatmamaktadır. Lacan’a göre kaygının esas kaynağı, “büyük öteki”nin bölün-müş ve tutarsız olmasıdır: “Öteki yarılmıştır, bütün değil-dir, ki bu da mesela Öteki’nin arzusunun ne olduğunu veya Öteki’nin arzusunda nasıl göründüğümüzü söyleyemeye-ceğimiz anlamına gelir. Öteki’ne anlam verebilecek (ve mesela Öteki’nin arzusuna bir yanıt sunabilecek) olan tek şey bir imleyendir –işaret eden, anlam veren (T.S)-” (s.30)

Özneyi çevreleyen “geniş öteki”nin arzusuna yanıt verebilecek tek şey olan imleyenin eksikliği durumunda, oluşan bu boşluğa öznenin hadım edilişin-den bir işaret gelir ve yerleşir. Diğer bir deyişle, “öteki”ndeki eksiğe karşılık kendisinde bir eksik göremeyen özne açmaza düşer. Lacan’a göre kaygının kaynağı budur.

Kaygı halleri

Kaygı Üzerine, giriş bölümündeki başarılı teorik serimleme-nin ardından, modern kapitalist toplumlardaki kaygı durumlarını temel dört başlıkta inceleyerek devam ediyor:
Savaş zamanlarında kaygı, başarısızlık kaygısı, aşk kaygıları ve annelik kaygısı.
Salecl, kapitalist toplumda görünür otoritenin kaybolmasıyla oluşan kaygı-ya bir çözüm olarak sunulan “tanıklık” kavramını ve bunun sonuçlarını da ek bir bölümde tartışıyor.

Her bir bölümde canlı örneklere yer veren Salecl, yer yer edebiyat ve sinema eserlerini de çözümleyerek metnini canlı tutuyor. Bölümler arasında, özellikle günümüz kapitalizminde “seçim” kavramı üzerinden yeniden şekillenen tüketimin bireyler üzerinde yarattığı baskıya yönelik özgün çözümlemelere yer verildiğini söylemekte fayda var. Ayrıca, ABD ekonomisinde 1990’lar-dan 2000’lere geçişte yaşanan değişimin, kısa bir süre zar-fında gerçekleşiyor olmasına rağmen ana akım iletişim araçlarıyla topluma yayılan telkinleri ne kadar hızlı biçimde dönüştürdüğünü görmek ger-çekten şaşırtıcı. Çalışmanın son bölümünü oluşturan “otorite sonrası” toplum çözümlemesi ise, rotasız bir gemi görüntüsü veren 21. yüzyıl dünyasında bireylerin otorite arayışları ve gericilik bağlamına ilişkin önemli ipuçları sunuyor.

Her durumda, kaygıyı anlamaya yönelik önemli ipuçları sunan ve birtakım yoğunlaşma/araş-tırma alanlarına işaret eden Kaygı Üzerine, ilgili okurun edinmesi gereken kitaplar arasında yer alıyor.

SoL Kitap_12.02.2014 Sayı 72 S.8
Kaygı ÜzerineRenata Saleci _Barış Engin Aksoy,
Metis Yayınları, Aralık 2013, 152 sayfa.

Metni paylaşanın notu;

Renata Saleci ve eleştirmen Turan Sonsuzun kaygı üzerine şu tanımlaması çok dikkat çekici: … Savaşlar, işgaller, patlayan bombalar ve yaralanan, ölen insanlar… Kriz, işten çıkarmalar, işsizlik, yoksulluk ve açlık… Sağlıksız beslenme, şeker, kolesterol, kalp ve damar hastalıkları… Sevmek ama sevilmemek, anlaşıl(a)mamak, her zaman “ideal” insanı bulma arayışı… Her alanda “doğru” olanı bulmak, “rasyonel” olanı “seçmek” gerekliliği, “marjinal” olma riski…

Kaygısız insan yok elbette ama ..’her zaman “ideal” insanı bulma arayışı… Her alanda “doğru” olanı bulmak, “rasyonel” olanı “seçmek” gerekliliği..’ vbg kaygılara tutsak olarak aslında elimizdeki yaşamı, ilişkileries geçtiğimizin, hatta bu kaygılar ile harcadığımızın da keşke bir ayırdında olabilsek..

buyukakin,
12.02.2014

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: