Ekim, 2013 için arşiv

CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLA..

Posted in Uncategorized on 28 Eki 2013 by buyukakin

Mustafa Kemal

Benin bildiğim tek Cumhuriyet var;
TC.. TÜRKİYE CUMHURİYETİ

Bunun ne ikincisini, ne yenisini, ne de ummetçisini tanırım.

Benim Cumhuriyetim,
Cumhuriyetçilik,
Halkçılık,
Uniter ulusculuk,
Laiklik,
Sosyal Devletçilik,
Ve
Sürekli Devrimcilik
de ifade bulur.

TC’nin Kurucu iradesinin;
29 Ekim 1923 deki heyecan ve varoluş duygusu ile
29 Ekim 2013 de de CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLA..

buyukakın

Reklamlar

IMF dünyayı nasıl görüyor? _Korkut Boratav

Posted in Uncategorized on 23 Eki 2013 by buyukakin

IMF jpg

IMF her yıl Nisan ve Ekim aylarında ikişer rapor yayımlar. Dünya Ekonomik Görünümü ve Küresel Finansal İstikrar Raporu… (Birincisine “Ekonomik Rapor”, ikincisine “Finansal Rapor” diyelim.)

Bu raporlar önemlidir. Hem çok zengin bir veri tabanına dayandığı için hem de emperyalizmin bu üst-organının dünyaya bakışını; önerilerini değerlendirmemize fırsat verdiği için…

Kuşbakışı gözden geçirmeye başlayalım.

* * *

IMF’nin baş iktisatçısı Olivier Blanchard Ekonomik Rapor’u sunan yazısında beş vurgulama yapıyor:

(1) Gelişmiş ekonomilerde ılımlı bir düzelme; “yükselen” ekonomilerde ise yavaşlama başlamıştır. Dünya ekonomisinin 2013-2014 büyüme tahminleri bu nedenle aşağı çekilmiştir.

(2) ABD’de özel talep canlanmaktadır ancak federal bütçede kemer sıkma, büyümeyi frenlemektedir. Japonya ve Avrupa’daki canlanmanın kalıcı olup olmayacağı belli değildir.

(3) En büyük çevre ekonomilerinde (Çin, Hindistan ve Brezilya’da) uzun dönemli (“potansiyel”) büyüme düşmektedir ve önemli “yapısal uyum” sorunları gündeme gelmektedir. Çin’in özel tüketime öncelik vermesi; diğerlerinde yabancı sermayeye daha fazla açılma gibi…

(4) ABD’de parasal genişleme frenlenecek; çevre ekonomilerinden sermaye çıkışlarına yol açacaktır. Öncelikle yüksek kamu açıkları veren, yüksek enflasyonlu ekonomiler kırılgandır.

(5) Kırılgan ekonomiler kamu dengelerini düzeltmeli, ulusal paraların değer yitirmesine izin vermeli, para politikalarına açıklık getirmelidir.

Blanchard’ın kırılganlığı öncelikle kamu açıklarına bağlaması yanlıştır. Son otuz yıllık deneyimler göstermiştir ki, “Güney”deki krizlerin önemli bir bölümü, kamu sektörünün değil, özel sektörün açıklarından kaynaklanmıştır. 1997-1998 Doğu Asya, 2009 Türkiye krizleri, Avro Bölgesi krizinin İrlanda ve İspanya uzantıları örneklerdir. Blanchard elbette bu olguları bilmektedir. Ne var ki, IMF’nin sicili, düşük özel tasarruflardan kaynaklanan krizleri kamu maliyesine (özellikle sosyal harcamalara) yüklenerek karşılayan reçetelerle doludur. Bunlar, IMF’nin kurumsal ve kolektif bilinçaltına öylesine yerleşmiştir ki, Ekonomik Rapor’da da (adeta otomatik olarak) tekrarlanmaktadır.

Blanchard’ın kırılgan ekonomilere dönük para politikası önerisi, adeta TCMB’ye hitap etmektedir. Reçete özetle, “para politikalarına açıklık getir; yani enflasyon hedeflemesini unutma; bırak döviz pahalılaşsın” diye özetlenebilir. Bu öneri, son bir yılda Türkiye’ye gelen IMF heyetleri tarafından da ısrarla ileri sürüldü. “IMF mi haklı TCMB mi?” sorusunu burada tartışacak değilim ancak Başbakan’ın ekonomik saplantılarının katkısı olmasaydı, TCMB’den yana eğilim gösterirdim.

* * *

Finansal Rapor ise, “ABD’deki gevşek para politikalarının son bulmasının yan etkileri” üzerinde odaklanıyor (s.xi). Bu etkilerin önemli bir bölümü “yükselen ekonomilere” dönük portföy yatırımlarının (yani sıcak para girişlerinin) Mayıs sonrasında çıkışa yönelmesi ile ortaya çıkmıştır.

Rapor’a göre, Nisan-Ekim 2013 arasında uluslararası finansal sistemde üç ana değişme gerçekleşmiştir: (1) Yükselen piyasalarda (büyük çevre ekonomilerinde) kırılganlıklar ve riskler artmıştır. (2) Risk iştahının düşmesi çevre ekonomilerinden sermaye çıkışlarına yol açmıştır. (3) Faizlerin ve risk primlerinin yükselme eğilimi likidite ve piyasa risklerini artırmıştır.

Üçü de olumsuz değişmelerdir; çevre ekonomilerinde çalkantılara yol açmaktadır ve esas olarak (Rapor’daki ifade ile) “ABD’deki para politikasının normalleşmesinden” (s.15) kaynaklanmaktadır. Paradoks ortadadır: ABD ekonomisindeki düzelme, para politikasının “normalleşmesi”ne yol açacak, bu da çevre ekonomilerini istikrarsızlığa sürükleyecektir. Emperyalist sistemin merkez/çevre ilişkilerinin çelişkili niteliği IMF’nin belirlediği bu bağlantılarla da ortaya çıkmış oluyor.

Finansal Rapor’un önemli bir bölümü, sözü edilen olumsuzlukların çevre ekonomilerine yansımasına ayrılmış. Blanchard’ın aksine buradaki kırılganlıklar kamu açıklarına değil; iç kredilerin genişlemesi, şirketlerin döviz borçluluğu, cari açık oranları gibi öğelere bağlanmaktadır. Önümüzdeki hafta, bu göstergelerin ışığında Türkiye ekonomisinin konumunu gözden geçirmek istiyorum.

* * *

IMF raporları, FED’in parasal frenlemeye geçiş senaryosu üzerine inşa edilmiş. Raporların yayınından sonra, bu adımın erteleneceği anlaşıldı. Dolayısıyla IMF’nin çözümlemeleri, daha çok 2014’teki olası gelişmelere ışık tutacak gibi görünüyor.

Öyle anlaşılıyor ki, Mayıs’ı izleyen dört aylık olumsuz ortam, 2013’ün son üç ayında hafifleyecek; ABD’den “yükselen” piyasalara dolar akımı canlanacaktır.

Kırılgan Türkiye ekonomisi bu canlanmadan ne kadar pay alacak? Bu pay, 2014 yerel seçimlerinde iktidarı rahatlatacak boyutlara gelecek mi? Bu sorular, önümüzdeki ayların öncelikli ekonomi gündemini oluşturuyor.

Korkut Borotav (*)
Salı, 22 Ekim 2013 – 08:12
kaynak: http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/imf-dunyayi-nasil-goruyor-81355
(*)http://tr.wikipedia.org/wiki/Korkut_Boratav

Mustafa Kemal’in Lenin’e yazdığı mektubun tam metni..

Posted in Uncategorized on 20 Eki 2013 by buyukakin

mustafa-kemal-in-lenin-e-mektubu_386972

Mustafa Kemal’in Lenin’e yazdığı mektubun tam metnidir.

Ankara, 4 Ocak 1922
Değerli Başkanım,

Ankara’da genel bir saygı ve sempati kazanan yoldaş Frunze’nin, ülkemizden ayrılışı vesilesinden istifade ederek, şahsi his ve fikirlerimden başka, gizli olarak, Türk siyaseti konusundaki görüşlerimi ve bilhassa, Türk-Rus münasebetlerini,size, kısaca açıklamak isterim.

Bildiğiniz gibi, Türk ve Rus halkları, yüzyıllarca sürdürülmüş boyunduruk zincirini bir hamlede silkip attıktan sonra, kendi halklarının da bu yolu takip edeceklerinden dolayı büyük korkuya kapılan büyük Batılı emperyalist ve kapitalist kuvvetlerin saldırısına uğradığından, halklarımız arasındaki yakınlık ve anlaşma, kendiliğinden gelişmistir. Hatırlayacağınız gibi, müşterek umutların ve benzer şartların neticesi olarak ortaya çıkan fikirlerin gelişmesi, hükümetlerimiz arasında resmi münasebetlerin kurulmasına yol açmış ve bilhassa bu münasebetlerde tayin edici bir rol oynamıştır.

Türkler ve Ruslar, tarihleri, yüzyıllarca sürdürülmüs kanlı savaslarla doldurulduktan sonra,hemen anlasmıs ve uzlaşmıslar-dır. Bu vaziyet, öteki ulusları şaşkınlığa uğratmıstır. Pek çoğu, dostluğun geçici olduğu ve şartların zoruyla sağlandığı konusunda bir inanca sahip olmuşlardır. Hâlâ da bu inançtadırlar. Fakat, iki halkın hangi şartlarla ve ne ölçüye kadar birbirlerini anlayıp sevdiğini ve eski kavgaların, zalim yöneticilerin kışkırtmaları ile çıkmış olduğunu, son savaşta asker ve subayların birbirleriyle nasıl isteksizce savaştığını görmüs olanlar, birkaç sene önce olusan yeni vaziyetin sürekli ve istikrarlı olduğunu kabul etmekte gecikmeyeceklerdir. Çünkü bu vaziyet tabii olandır ve eski istihdafı ayakta tutan suni düsmanlık ise son nefesini vermistir. Türkiye’nin rejim değiştirmesi, Rusya’da olduğu gibi, sosyal bir devrimle ortaya çıkmış olmayıp, yabancı devletlerin saldırı ve hâkimiyetlerine karşı bir başkaldırma türünde olduğundan, dünya kamuoyunun dikkatini çekmemiştir. Bu baskaldırış, canlı ve gerçek olarak dile getirilmemiştir. Yüzeysel de olsa, ülkemiz hakkında bir bilgiye sahip olanlar, 1918 Mütarekesi’nden, özellikle 16 Mart 1920’den beri alınan yolun çok büyük olduğunu kabul edeceklerdir.

Yüzyıllardan beri her şeyde efendilerine ve saraylılara ve daha sonra oligarşiye bağlı kalan Türk halkı, 1919 yazında girişilen savaşla, kendi kaderinin sahibi olmayı başarmıstır.

Açık konuşuyorum. Erzurum ve arkasından Sivas kongrelerinde bir araya gelen delegeler, halkların kendi kaderlerini tayin hakkını öngören bir hükme varmışlardır.

Siz, değerli Başkanım,

Daha Dünya Savaşı’ndan önce, bu hususu müdafaa etmekteydiniz. Bu kongrelerde kabul edilen kararlarla, istanbul’un yetersiz ve yeteneksiz ellerdeki iktidarı tasfiye edilecek ve yeni yöneticileri, bizzat milletin kendisi seçecektir. Büyük Millet Meclisi’nde bulunanlar, Türkiye’de yeni bir dönemin başladığını ve Türk halkının artık uzun süreden beri olduğu gibi kendi yöneticilerinin himayesi altında değil, efendisiz yaşayabileceklerini ilan ettiler.

16 Mart 1920 darbesinden sonra 23 Nisan’da Ankara’da Büyük Millet Meclisi’nde toplanan halk temsilcileri, milletin iradesini ve kaderini bağımsız ve hâkim bir varlık olarak tayin etme arzusunu ilan ettiğinde, bu isteğin, bütünüyle gerçekleşmesi milli bir gaye olmuştur.

Simdi, bütün bunlar gerçekleşiyor. Halk tarafından seçilmiş olan temsilciler, sadece yasama kuvvetini değil, aynı zamanda, yürütme kuvvetini de doğrudan, kendi seçtikleri ve her hareketlerinde onlara hesap verecek vekâletler aracılığıyla ellerinde bulundurmaktadırlar. istisnai olarak, milletin bağımsızlık ve güvenliğinin söz konusu olduğu fevkalade hallerde, halk temsilcileri, yargı vazifesini istiklal Mahkemeleri aracılığıyla yerine getirmektedir. Görüldüğü gibi, bizde iktidarın üç fonksiyonunun ayrılığı mevcut değil. Batı’da kapitalist sistemin bütün milletin üzerindeki efendiliğini güçlendirmek ve bu sınıfın iktidarı istismar etmesi için özenle hazırlanan bu sistem, nefret uyandırmaktadır.

Bu bakımdan, biz kapitalist sistemden daha çok, Sovyet sistemine yakınız.

Sosyal alanda da, memleketimizde benzer değişimler olmuştur. Yeni vaziyetimizin ve ekonomik şartların gereği olarak, toplumun, artık istismara bas eğmemek konusundaki kararının neticesi olarak, herhangi bir çaba göstermeksizin, başkalarının emeği ile yasayan parazitler sınıfı bütünüyle ortadan kalkmamışsa bile, bu sınıfa girenlerin sayısında büyük bir azalma olmuştur. Modern Türkiye’de, imparatorluk döneminin efsanevi zengin sınıfı artık yoktur. Büyük arazi sahiplerinin gelirleri artık düşmüştür. Simdi, Türkiye’de herkes düzenli çalışmak zorundadır. Sonuç olarak, bugünün Türkiye’sinde atılan adımlar herkes içindir.

Türkiye, Batı Avrupa’ya olduğundan çok, bir bakıma Rusya’ya, özellikle son birkaç ayın Rusya’sına daha yakındır. Sonra, memleketlerimiz arasında bir baska mühim benzerlik, bizim, kapitalist ve emperyalist düzene karşı savaşmamızdır. Kapitalizm Türkiye’de, Avrupa’da ve eski Rusya’da olduğundan daha zayıf gelişti. Fakat vaziyet, büyük tesebbüslerdeki hemen bütün kapitalin yabancılar tarafından yatırılmış olmasıyla şiddetlenmiştir. Halkımızın istismarını kolaylaştırmakiçin kurulmuş olan kapitülasyon sistemi, gelişmemizi engellemiş ve bizi bu sömürüye tahammül etmeye mahkûm etmiştir.

Bu rejimi ortadan kaldırma hedefine sahip bugünkü mücadelemiz her şeyden önce kapitalizme karsı yönelmiştir.

Biz memleketimizi düşman istilasından kurtardıktan sonra, kamusal ehemmiyet taşıyan büyük işletmeleri devlet eliyle yönetme niyetindeyiz. Böylece gelecekte büyük kapitalist sınıfların efendiliğinin ülkede hâkim olmasının önüne geçmiş oluruz. Türkiye’nin büyük devletler ve onların uyduları tarafından hâlâ açık veya kapalı olarak çılgınca saldırılara hedef olmasının nedeni, bütün mazlum milletlere kurtuluş yolunu göstermiş olmasıdır.

Bütün bunlar, Türkiye’nin bütün müesseseleriyle ve bugünkü hükümetiyle sadece Sovyet Rusya’da güven hissi yaratabileceğini, Batı’nın ise, bize düşman gözüyle bakmasını gerektireceği gerçeğini ortaya koyar.

Milletlerarası siyaset alanında Türk-Fransız anlaşması, Rus-ingiliz ticaret anlaşması gibi, şartların zoruyla vücut bulmuştur. Bu anlaşma, gelecekte imzalayabileceğimiz anlaşmalar gibi, ideallerimizden vazgeçtiğimiz anlamını taşımaz. Sizi kesin surette temin ederim ki, her halükârda Büyük Millet Meclisi’nin Türkiye’si bugüne kadar Sovyet Rusya’ya karsı takip ettiği siyasetten vazgeçmeyecektir ve bu konuya dair yayılmış bütün söylentilerin hepsi yalandır.

Yine aynı sekilde sizi temin ederim ki, Sovyet Rusya’ya karsı doğrudan veya dolaylı olarak asla hiçbir anlaşma yapmayacağız ve hiçbir koalisyona girmeyeceğiz. Son zamanlarda meydana gelen aramızdaki bütün yanlış anlaşılmalar, her seyden önce Ankara- Moskova arasındaki yazışmaların oldukça yavaş olmasından kaynaklanmaktadır.

Değerli Başkanım, bu içten açıklamaların iki halkımız ve hükümetimiz arasındaki dostane ve kardeşçe münasebetleri daha da kuvvetlendireceği ümidiyle samimi kardeşlik hislerimi kabul etmenizi dilerim.

Mustafa Kemal
Ankara, 4 Ocak 1922

Reading Zindanı Baladı – Oscar Wilde

Posted in Uncategorized on 19 Eki 2013 by buyukakin

Reading Zindanı Baladı – Oscar Wilde
Türkçesi: Özdemir Asaf
Altıkırkbeş yay.1996 95s.

10 Temmuz 1896 tarihli Reading Mercury gazetesinden: “Krallık muhafız süvari bölüğü askerlerinden otuz yaşında Charles Thomas Wooldridge, Reading Zindanı‘nın özel bölümünde asılmıştır.”
Suçu, karısı Laura Ellen Wooldridge’i öldürmek. … 23 yaşındaki kadın, Eton posta memurluğunda çalışmaktaydı. Erkek, kadının boğazını kesmiştir. Fiilde öldürme kastı görülmüştür. Şahitler ise, kadının erkeğin kıskançlığını kamçıladığını ve serbest yaşayışı ile ona eziyet çektirmekte olduğunu söylemişlerdir.(Olayın öyküsü.s.19) Oscar Wilde, C.T.W’yi, Readind Zindanı’nda görmüştür. Marki tarafından eşcinsellikle suçlanan Wilde da buradadır. Wilde’ın arkadaşı, Dougles, Marki’nin oğludur.

owilde

I

* * *
Kulak verin sözlerime iyice,
Herkes öldürebilir sevdiğini
Kimi bir bakışıyla yapar bunu,
Kimi dalkavukça sözlerle,
Korkaklar öpücük ile öldürür,
Yürekliler kılıç darbeleriyle!

Kimi gençken öldürür sevdiğini
Kimileri yaşlı iken öldürür;
Şehvetli ellerle öldürür kimi
Kimi altından ellerle öldürür;
Merhametli kişi bıçak kullanır
Çünkü bıçakla ölen çabuk soğur.

Kimi aşk kısadır, kimi uzundur,
Kimi satar kimi de satın alır;
Kimi gözyaşı döker öldürürken,
Kimi kılı kıpırdamadan öldürür;
Herkes öldürebilir sevdiğini
Ama herkes öldürdü diye ölmez.

(…)

III

Sert taşla döşelidir İdamlık Avluları,
Yüksek duvarlarından süzülür sızıntılar,
O, havaya böyle bir yerde çıkarılırdı,
Yoğun bir gök altına,
Dört yanını çevirmiş dolaşan Gardiyanlar
Kendi ölmesin diye adamı kollarlardı.

Bazan da otururdu kuşkul gözcüleriyle
Gece gündüz demeden acısını izleyen;
Ağlamak için bile kalkarsa gözetleyen,
Secdeye varmak için yere çömelse bile;
Kendisini çalmasın asılacağı ipten,
Diye gözleyenlerle.

Vali kesinlik yanlı,
Kurallara bağlıydı:
Doktora göre Ölüm
Bilimsel bir olaydı:
Ve Din-Adamı her gün iki kere uğrayıp,
Dinsel konularda bir özet bırakmaktaydı.

O her gün iki kere piposunu içiyor,
Bir bardak birasını:
Görüşünü kararlı,
Korkusuzdur, içinde bir yer yoktu korkuya;
Kıvançlı olduğunu sık sık belirtiyordu,
Asılacağı günü yakınlaşıyor diye.

(…)

Avluda süklüm püklüm dökülerek dolaşan
Bir Deli Sürüsüydük!
Umursamıyorduk hiç, biliyorduk ki bizler
Şeytan’ın Sürüsüydük:
Kabak kafamız, ağır adımlarımızla biz
Maskara Sürüsüydük.

Lime lime parçalar katranlı halatları
Kanlı kör tırnaklarla;
Kapıları ovalar ve yerleri silerdik,
Boyuna temizlerdik demir parmaklıkları:
Peş peşe sabunlardık tüm tahta kısımları,
Gürültüyle çarpardık yerlerde kovaları.

(…)

VI
O Reading zindanında Reading iline yakın
Şimdi bir çukur vardır çok alçakça bir çukur,
Bir mutsuz adam şimdi yatmaktadır orada
Alevin dişleriyle delik deşik olmuştur,
Yatmaktadır yakıcı bir kefene sarılmış
Mezarında ad yoktur.

İsa çağrısına dek, ölülerin orada,
O, sessiz yatacaktır:
Hiçbir gerek yok artık aptalca gözyaşında,
Ve onun için artık sızlanmak boşunadır:
Sevdiği bir kadını öldürmüştü bu adam,
Bu yüzden asılmıştır.

Ama herkes de gene sevdiğini öldürür,
Bu böylece biline,
Kimi bunu yüklü bakışlarıyla yapar,
Kimi de okşayıcı bir söz ile öldürür,
Korkak, bir öpücükle,
Yüreklisi kılıçla, bir kılıçla öldürür.

Çeviri: Özdemir ASAF

V
Yasaların yargısı doğru mudur
Ya da yanlış mıdır bunu bilemem;
Bildiğim tek şey bu hapishanede
Demir gibi sağlamdır tüm duvarlar,
Bir yıl kadar uzundur her geçen gün
Yıl bitmek bilmez, uzadıkça uzar.

Kabil’in Habil’i öldürdüğü
Günden beri hiç dinmedi acılar
Çünkü insanların insanlar için
Koymuş olduğu bütün yasalar
Tıpkı adaletsiz bir kalbur gibi
Taneyi eleyip samanı tutar.

Bildiğim başka bir şey daha var
-Ki bilmeli benim gibi herkes de-
İnsanın kardeşlerine ettiğini
İsa Efendimiz görmesin diye
Utanç tuğlalarıyla, parmaklıklarla
Örüldü yapılan her hapishane.

Parmaklıklar güneşi engelledi,
Kararttılar tatlı ay ışığını,
Cehennemi böyle ört bas ettiler
Yaptıkları bütün iğrenç şeyleri
İnsanoğlundan, tanrının oğlundan
Gizlemeyi ustaca başardılar.

Zehirli otlar gibi kötülükler
Büyür hapishanenin havasında,
Yok olur burada harcanıp gider
İyi olan ne varsa insanda:
Kapıyı tutar soluk bir keder
Umutsuzluk bekçiliğini yapar.

(…)

Çeviri: Tozan ALKAN
Reading Zindanı Baladı’ndan – Oscar Wilde

Disiplinli bir siyasi parti ve bir avuç yürekli insan nerede?

Posted in Uncategorized on 19 Eki 2013 by buyukakin

sosyalizm

Üniter yapıyı çözmek, ulus devlet yok etmek, toplumsal hafızayı silmek adına, resmi tabelalardan TC adını kaldırmaktan, Taksim Alanı, meydanları caddeleri sokakları semtleri değiştirmeye kadar 2002 den bu güne dek sistemli bir proje yürütülmekte.

Ve bu proje, kapağı kapalı bir tencere içerisine konmuş kurbağanın ani tepki vermesini önlemek ve şartlı öğrenme ile direncini kırarak öldürmek adına aşama aşama yavaş yavaş altındaki ateşin yakılması örneğine benzer, 10 yıllara yayılan bir süreçte gerçekleşmekte..

Kimi dönek marksistler, kimi her dönenim liboşları ve tacirler, kimi kendi çıkarının ve poziyonunun değişmesinden başka talebi olmayan küçük beyinli sisaset erbabının edilgin duruşu ile bu güne geldik.

AKape kendi yandaş sınıfını ve onun için ölecek tebasını yarattı. TC’de bugun yasama yurtme ve yargı tek elde. TC bugun polis devleti.. TBMM deki 4 partinin üst yönetimi bu projenin ortakları.. Oligarşi, gaz cop zulum işkence tecavüz yargısız infaz dalga dalga yayılmakta..

Dunya siyasi tahihinde,TC nin Kurtuluş Savaşı dahil, her “DEVRIM”; içinde bulunduğu durumun ayırdında olmayan ve/veya bir kısım umursamaz geniş halk kitleleri ile değil, onların peşinden sürüklenenen “disiplinli bir örgüt/parti ve yürekli bir avuç insan”la olmuştur..

Bu örgüt/parti ve bu bir avuç insan nerede?

buyukakın
19.10.2013