Faşizmi hafife almak suçtur! _Prof.Dr. Gazi Çağlar

1293445598

Egemen düzene teslim olan liberallik-demokratlık üstüne:
Faşizmi hafife almak suçtur!

Egemen düzenin alışık oyun kurallarını, kararlı bir anti-otoriter direniş çizgisiyle zorlayan, bastırılan-konuşulmayan toplumsal-siyasi sorunlarını gündeme getiren gençliğe hem iktidar, hem liberal, “sol”-liberal, eski ülkücü faşist, yeni “demokrat” ve insan hakları ve demokrasi karşıtı islamcı “düşünürler”, tonu sert, hoş olmayan, estetikten yoksun AKP iktidarının ortaklaştırdığı kakafonik bir koro halinde saldırıyorlar. Bu koronun, duyarlı gençliği kriminalize eden, devletin hukuki ve kolluk kuvetlerine havale eden, aşağılayan, yetişkin sıfatlarından yoksunlaştırarak onları başkaları tarafından kumanda edilen “çocuklar” olarak sunan küfür edebiyatını ibretle, ama gülümseyerek izliyoruz.

Gülümsemediğimiz, ciddiye almamız gereken, siyasal açıdan sonuçları vahim, etik açıdan bir cahillik örneği diyerek affedilmesi mümkün olmayan ve gençliğe yine bolca yöneltilen bir suçlama var ki, bu suçlama en masum ifadeyle doğrudan doğruya faşizmi hafife alan, zararsız göstermeye çalışan bir söylem. Bu sorumsuz söylemin devresinde yukarıda tarif edilen her çevreyi ve düşünce akımını bulmak mümkün:

Kültür ve Turizm Bakan’ı Günay yumurta atan gençler hakkında, “konuşturmamak faşizan bir eylemdir. Kitap yakanlar, bir takım yerlerde yangın çıkaranlar, bir takım yerleri basanlar bize Alman faşizmini, Nazi faşizmini hatırlatır, İtalyan faşizmini hatırlatır” diyor (yanisafak.com.tr, 14.12.2010). Metin Altınok Taraf’da,”kolektif deliliğin müsebbibi neofaşist ağabeyler”ine de atıfta bulunarak direniş gençliğinin “adını” koyuyor aklınca: “Ama ne yazık ki bizi, zekâ seviyeleri Türkiye ortalamasının oldukça altında olan, her edimleri ve söylemeleri öngörülebilir kıt beyinli neofaşistlerin de okuduğunu biliyorum” (14.12.2010). Ahmet Altan, bilimsel aklın haklı talepleri konusunda en ufak şüpheye kapılamayacağı gençleri “faşizm”le itham edip bilimsel ve etik terbiyeden yoksun kavramsız bir kelime kargaşasıyla saldırıyor: “Kemalist SS’ler gibi oraya buraya saldıran, fikirleri ezmeye çalışan, kaba kuvvete başvuran bu gençlerin önünü nasıl keseceğiz?” (Taraf, 12.12.2010). Samimi bir özeleştiri yerine adeta kendi faşist geçmişini bugünkü sosyalist gençliğe projekte edip yükleyerek temizleme gayretine düşen Türköne,”faşizan nitelikli bu zorba eylemler siyasal taleplerin değil işte bu patolojinin tezahürü” diyerek koroya katılıyor (10.12.2010, Zaman). Ergenekon’culukla da suçlanan bağımsız devrimci gençliğe eski Perinçek’çi Şahin Alpay da kısa devre bir kıyaslamayla aynı suçlamayı yöneltip neredeyse faşizmi batıya atfederek Türkiye tarihini temizleyip kutsuyor: “Yapılanlar Batı’da da ‘faşizan’ eylemlerdir, Türkiye’de de. Demokrasi konuşmaktır, faşizm de susturmak. Batı ülkelerinde yaşanan faşizmlere giden yol susturmalarla açılmıştır” (Zaman, 11.12.2010).

Söz konusu koronun eleştirel akıldan yoksun, ama kendince ve iktidar zekisi tüm üyelerini aktarmaya gerek yok.

Tüm toplumsal-siyasi içeriğinin bilimsel analizinden bağımsız, sermaye bağlantılarından ve güdümlülüğünden, işçi- emekçi düşmanlığından, ırkçı-milliyetçi söyleminden, emperyalist yayılmacılığından, anti-demokratik diktatoryal egemenlik azminden bağımsız olarak faşizmin tarihsel ve güncel pratiğine baktığımızda faşizm suçlamasının anlamı nedir?

Antifaşist geçliğe, antikapitalist, anti-ırkçı gençliğe “faşizm” suçlaması yöneltmek, faşizmi hafife almak ve bu şekilde faşizmin kanlı tarihini ve bugününü görmezden gelmek, kutsamak, temize çıkarmaktan başka ne anlama gelebilir?

Tarihte yumurta atan faşizm görülmüş müdür?

“Nasyonal sosyalizm” ismi bile devşirme olan Alman faşizminin, 50 milyon civarında insanın 2. Dünya savaşında yok edilmesiyle sonuçlanan insanlıkdışı zorbalığıyla, toplama kamplarında endüstriyel-teknolojik kitlesel insan kıyımını gerçekleştirmiş eylemiyle, yumurta atan gençleri aynı kefeye koymak, faşizmi en basit deyimiyle hafife almak değil midir?

Kendisi de sık sık yukarıdaki koronun söylemine katılan ve Yahudi kökenli olduğunu söyleyen Roni Margulies, kendisine yönelen yumurta eylemine sözde karşı çıkmak bahanesiyle Ahmet Altan’ın faşizmin cehenneminde 6 milyon yahudinin katlini örgütleyen fiili, solcu gençliğe atfederek temize çıkarması karşısında hangi vicdanla Taraf’da yazmaya devam edecek?

İşçi, emekçi, engelli, kara kafalı, siyah derili, Yahudi vb. olduğu için sadece Almanya’da faşizm sonrasında onlarca insanın, Avrupa’da yüzlerce insanın öldürülmesinden sorumlu ve bugün Avrupa’nın her yerinde giderek yükselen neofaşistliğin, antifaşist gençliğe atfedilmesi neofaşizmi aklamaktan başka ne anlama gelebilir?

SS’in “organize işler” (Ali Bulaç, Zaman), yani sermaye emrinde organize insan katliamcılığı konusunda tarihte görülmemiş bir vahşet örgütü oluşu, Erdoğan’ı, Kuzu’yu protesto eden gençlere -kemalizmi de faşizmle eşitleme gafleti de yapılarak – “Kemalist SS’ler” diyerek nasıl hafife alınır?

Ancak hafife alınmak yoluyla aklanan sadece Avrupa faşizmi değildir.

Türkiye’nin faşist hareketi, faşist fiilleri, 12 Eylül faşizmi de aklanmaktadır.
Türkiye’de faşizmin yumurta attığı görülmüş müdür?
Türköne neden Türkiye faşizminin katliamcı ve insanlık düşmanı eylemlerini, metodlarını anlatmamaktadır?
Kontrgerillanın sivil savaş örgütlenmesi Türkiye faşizmi, üniversite gençlerinin evde basılıp toplu halde kurşunlanarak katledilmesi değil midir?
Çorum’u, Maraş’ı kan gölüne çevirmek değil midir?
Türkiye’nin faşizmi, 12 Eylül rejiminin terör tarihi değil midir?
Kitaplar katledilmemiş midir bu ülkede? Yapanlar yumurta atan kitapsever aydın gençlik veya onların “ağabeyleri” midir?

12 Eylül faşizmi ile henüz daha hesaplaşamamış bir ülkede, 12 eylül faşizminin yarattığı terörün sindirme mekanizmaları sonucu esasında bu rejimi tüm kurumlarıyla devam ettiren AKP çatısı altına kapak atmış sözde “aydınların” faşizm suçlamasını devrimci gençliğe yöneltme “hakları” nereden gelmektetir?

İslamcı-faşist terörün Sivas katliamı değilmidir faşizm? İnsan yakan bu yobazlık değildir de, yumurta atan gençler midir “zorba” olanlar?

Yukarıdaki alıntıları dikkatlice okursanız ve kimlerin hangi pozisyonda bulunduğunu düşünürseniz, bu aklın iktidar aklı olduğunu, iktiidarın verdiği bir “hak” olduğunu hemen görebilirsiniz.
Egemen düzene teslim olan liberallik-demokratlık üstüne:

Sosyalist sola faşizm suçlaması yapılmasının tarihi eskidir. Bu suçlamayı ilk kez 1920’lerde İtalya’da liberal demokratlar İtalyan faşizmi ile komünist hareketi kardeş göstermek için gündeme getirmişler, Mussolini faşizmini ve sosyalizmi “totaliterlikle” suçlamışlardı. Totaliterlik kelimesini, bizzat Mussolini devraldı ve adını “faşist” koyduğu hareketinin totaliter olduğunun propagandasını yaptı. Yani faşizm kelimesinin de babası, bizzat faşist hareketin kendisidir, başkalarının onlara koyduğu bir ad değil, kendi tercihleriyle seçtikleri addır.

Daha sonra Avrupa’da, Almanya, İtalya, Fransa’da ve diğer ülkelerde faşizmin yükselişini engellemeye yönelik mücadeleleri zayıflatan bir suçlama olarak karşımıza çıkıyor. Almanya’da Hitler faşizmi ve SS terörü iktidara yönelirken Alman sosyal demokrasisi, komünistleri “kızıl boyalı faşistler” olarak suçlamış, buna sosyal demokrasiyi “sosyal faşizm” olarak kavramlaştıran komünistler cevap vermişlerdi. Faşizme karşı güçlü bir halk cephesinin oluşturulamayışında sosyal demokrasinin bu sorumsuzluğunun ve komünistlerin yanlış taktiklerinin de rolü büyüktür.

“Sol faşizm” suçlaması, 68 kuşağında da karşımıza çıkıyor. Sosyal filozof Jürgen Habermas, gençlik hareketinden Benno Ohnesorg’un vurularak öldürülmesinden sonra gençlik lideri Rudi Dutschke’nin “egemen düzenin oyun kurallarını kırmak” ve bu doğrultuda yeni eylem tarzları geliştirmek hedefiyle yaptığı bir konuşmadan hareketle kendisinin de başlangıçta bizzat içerisinde yer aldığı anti-parlamentarist gençlik hareketinin eylem çizgisini Hannover kongresinde “sol faşizm” olarak adlandırıyor. Bu sıfatlandırma, o günden bu güne Habermas ile tüm sosyalist akımlar arasında bir uçurum oluşmasına yol açıyor. Daha o dönemde Habermas’ın kendi asistanı da dahil olmak üzere Habermas’a enerjik bir yanıt veriyorlar : “Sol faşizm” suçlamasının, burjuva liberal bilincin çöküntüsünün bir ifadesi olduğunu, düzenin kurum ve kurallarının çürümüşlüğü karşısında hümanist tutum almak yerine, sosyalist alternatiflere tüm güvenlik ve özgürlüğün sonu olacakları korkusuyla saldırmanın örneği olduğunu açıklıyorlar. Burada özellikle sosyal filozof Oskar Negt’in Habermas’a verdiği cevaptaki tesbiti Türkiye açısından güncellik taşıdığı için anmak gerekli: “Sol faşizm, sisteme içkin faşistleştirme yönelimlerinin basit şekilde dıştalanabilecek kenar gruplarına projekte edilmesidir. Kim ki özgürlüğün güvenliğini … devlete terk ediyorsa, o fatal bir yanılsamanın kurbanıdır: Demokratsız demokrasinin varolabileceğine inanmaktadır.”

Türkiye’de de 12 Eylül faşizmini tüm esas kurum ve kurallarıyla devam ettiren “demokratsız demokrasi” hakimdir. AKP kadrosunun yönelim, söylem ve uygulma açısından bu tarife birebir uygunluğu tartışma götürmez. Türkiye’de de bugün kendisine liberal, islamcı, sol liberal diyen burjuva “hümanizmi”, faşizm kavramını sosyalist gençliğe atfederek rejimin faşizan özelliklerini örtmeye, gençlere projekte etmeye çalışmaktadır. Çünkü iktidarla uğraşmak zordur, devrimci gençler ise, iktidarında yardım ve joplarıyla bir “kenar grubu” haline getirilip kriminalize edilebilir, onlardan kurtularak faşizmden de sözde kurtulunmuş olur. Bu nedenle burjuva hümanizmi aşamasına da hiç ulaşamamış kalemlerin hedefi, sosyalist gençleri ve “abilerini” “marjinal” ilan ederek gerçekten marjinalleştirmeye çalışmaktır. Onlar kimi tarihsel-toplumsal koşullarda tüm hümanizmin, terörize ve kriminalize edilerek marjinalleştirilen çevrelerin şemsiyesi altında toplandığını anlayamayacak kadar çıkar kalemleri haline gelmişlerdir. Hümanizmin, 1968 Almanya’sında hıristiyan-demokratik partide değil, “sol faşizmle” suçlanmış geçliğin eyleminde, 2010 Türkiyesi’nde islamcı AKP’de değil, üniversite düzeninin özgür bilimi ve eğitimi katleden örgütsel yapılanmasına karşı mücadele eden gençlerde odaklaştığının farkına varmak istememekte kararlıdırlar.

Dünya sosyal bilim tarihine önemli katkıları olan Habermas ise, devrimci gençliğe yönelik “sol faşizm” suçlamasının bir hata olduğunu görmeyecek ve kabul etmeyecek kadar aydın olmaktan uzaklaşmamıştır. Aydın, en basit tarifiyle, tarihte ve günümüzde zayıf ve güçlüyü, muhalif ve iktidarı, yumurta ve jopu, boya ve su fışkırtan panzeri, slogan ve polis postalıyla çocuk düşürmeyi ayırt edemeyecek kadar aptallaşmamış veya çıkarcılığa yönelmemiş kimsedir. Habermas, bir tartışma esnasında kullandığı “sol faşizm” formülünü, özellikle muhafazakar basının öğrencilere karşı kalkana dönüştürmesi, öğrenci eylemlerini “şiddete” indirgeyen ve polisi göreve çağıran propaganda izlemesi karşısında dehşete düşmüş, kendisine yöneltilen haklı eleştirileri benimseyerek “sol faşizm” suçlamasını bir çok defa yanlış bir ifade olarak nitelemiştir. Sol ve sosyalist öğrencileri sol faşizmle suçlamanın, onları 1930’ların faşist öğrencileriyle kıyaslamak anlamına geldğini, bunun ise affedilmeyecek bir şekilde faşizmi hafife almak olduğunu vurgulamıştır. Bu gerçek bir aydın tutumudur.

Prof. Dr. Gazi Çağlar
BirGün Gazetesi
kaynak:
http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1292837605&day=20&month=12&year=2010
http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1293445586&year=2010&month=12&day=27

Reklamlar

Bir Yanıt to “Faşizmi hafife almak suçtur! _Prof.Dr. Gazi Çağlar”

  1. SECAATİN ELİKCİ Says:

    gEZİ çAĞLAR’A BÖYLE CESURCA KALİTELİ BİR YAZI YAZDIĞI İÇİN TEŞEKKÜR EDİYORUM…

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: