Temmuz, 2013 için arşiv

Tarihte bugün _ 16 Temmuz 1971…

Posted in Uncategorized on 16 Tem 2013 by buyukakin

THKO davası’nda Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan ve arkadaşlarının yargılanması başladı.Deniz ve arkadaşları 16 Temmuz 1971’de başlayan THKO-1 Davası’nda TCK’nin 146.maddesini ihlal ettiği gerekçesiyle, 9 Ekim 1971’de 146/1 maddesi uyarınca idam cezasına çarptırıldı.

tulaybilgin_deniz_mahkeme12

Denizin Savunması’ndan : (1)

Türkiye’nin bağımsızlığından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.

Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum.

Bizlerin tek özlemi tahsil sırasında bulunmamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığıdır. Biz hiçbir zaman bütün çabamıza rağmen Türkiye’nin bağımsızlığını temin edemedik.

Biz 50 sene evvel Kurtuluş Savaşı vermiş bir ülkenin çocukları olarak Kurtuluş Savaşı’nın gerçek tahlilini yapmaya her zaman için muktediriz. Biz yine çok iyi biliriz ki Türkiye Kurtuluş Savaşı’nı yapmak için Samsun’a çıkanlara İstanbul örfi idaresince ve mahkemelerince idam cezası verilmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki, Osmanlı İmparatorluğu yüzlerce generalinden ancak birkaç tanesi Kurtuluş Savaşı’na iştirak etmiştir. Ve yine bilmekteyiz ki Kurtuluş Savaşı yapıldığı sırada İstanbul’da bulunanlar bunları yapanlara eşkıya demiştir.

1950 tarihinde Amerikan emperyalizmi iktidara geldi. Demokrat iktidar 27 Mayıs 1960’da tarihe gömüldü. Demokrat Parti gitti, bunun gitmesiyle tellaklar değişmedi. 27 Mayıs’ı kastetmiyorum, bundan sonrasını kastediyorum. Hamam aynı fakat bu defa da tellaklar değişti. Amerika bu dönemde imdada yetişip İnönü’yü düşürdü, Demirel’i iktidara getirdi.

Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz

Öğrenci hareketlerine gelince, Türkiye’de öğrenci olayları 50-60 senedir eksik olmamıştır. Sultan Hamit’in Tıbbiye talebelerini Sarayburnu’ndan denize attığı tarihten itibaren öğrenci hareketleri Türkiye’de devam edegelmiştir. İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizme hayır diyen gençler ilerici gençlerdi. Ve 28 Nisan 1960 tarihinde özgürlük savaşı veren gençlerdir. Amerikan emperyalizmi tarafından İnönü hükümetten düşürüldüğünde protesto gösterisi yapan gençler ilerici gençlerdir. Anayasa’ya Bağlılık Mitingi’ni de bizler yaptık. O günün mitinginde iktidarın kiralık adamlarından ve polisinden dayak yiyen de gene bizlerdik.

1968 senesine gelince, üniversiteler öğrenciler tarafından işgal edildi. İşgalleri gayet meşru idi ve kürsü ağaları dahi bu işgallerin haklılığını hiçbir zaman inkar edemedi. Aynı yılın Temmuz ayında Amerikan Filosu’na karşı gösteri yapanlardan Vedat Demircioğlu polis tarafından hunharca öldürüldü. İktidarın kiralık kuvvetleri ve polisi hunharca devrimcilerin üzerine saldırdı. 20’ye yakın devrimci öldürüldü. Bunların hiçbirinin katili bulunamadı. Polis karakolları işkencehane haline getirildi. Hiçbir savcı buna karşı çıkmadı. Fikir özgürlüğünü ve Anayasa’yı paravan yapanlar “önceden Atatürkçü geçinirken O’nun fikir ve şahsiyetini de küçük görmeye başladılar, sadece Mustafa Kemal tarafını beğeniyorlardı.” suçlamasını kesin olarak reddediyorum ve asla kabul etmiyorum. Diğer yurtseverler de bunu kabul etmez.

Gerçekler örtülmek isteniyor. Mustafa Kemal’e gerçekten sahip çıkanlar varsa onlar da bizleriz. Onun İstiklal-i tam prensibini, ve onun istiklal-i tam Türkiye idealini yalnızca biz devam ettiriyoruz.

Anayasa’yı en fazla savunan bizleriz

İddianame’de bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Öteden beri arzetmiş olduğum gibi, bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler. Bile bile iddia makamı bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir.

İdddia makamı bizim vermekte olduğumuz Bağımsızlık Savaşı’na karşıdır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’na karşı, reformlara karşı ve bu nedenle bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs ettiğimizi ileri sürmektedir. Çünkü Süleyman Demirel hâlâ ortada gezmektedir. Kudreti yetiyorsa Süleyman Demirel hakkında aynı şekilde dava açsın, onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya alışmışlardır.

Amerika sizin döneminizde ülkeye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız

Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden hepiniz dahil sizlersiniz. Çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye’ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız. Ve Demokrat Parti iktidarına 10 yıl ses çıkarmadınız. Ta ki 38 yurtsever subay ses çıkarana kadar ve onları devirene kadar. Ve bugün aynı savcılar bu şahıslar hakkında da idam kararı istemektedir. Süleyman Demirel’in Anayasa’yı ihlaline ve despotizmine ve ülkeyi Amerika’ya satmasına ses çıkarılmadı.

Ve meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek zorunda kaldık, bizler kurşunlandık. Ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik.

Bizim düşmanımız Amerikan emperyalizmi ve yerli işbirlikçileridir

Dediğim gibi Türkiye’yi bu hale getiren eski yöneticilerin bütün suçları bize yüklenmek istenmektedir. Bütün eski idarecilerin suçu bize yükletilmek istenmektedir.

Türkiye’nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir. 12 Mart Muhtırası muvaffak olmasaydı bizi itham eden makam onları da aynı şekilde itham ederdi. Buna da kanaatim tamdır. 12 Mart Muhtırası Anayasa’nın uygulanmadığını iddia etmektedir ve parlamentoyu açıkça suçlamaktadır.

Biz strtaejik olarak düşüncelerimizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak düşüncelerimizi her zaman açıkça ifade ederiz. Bizim Anayasa’yı ilgaya teşebbüs gibi bir kastımız bulunsaydı, bunu da burada açıkça söylemekten çekinmezdik. Bizim böyle bir amacımız yoktur.

Bizim düşmanlarımız Amerikan emperyalizmi ve onun yerli işbirlikçileridir. Yani emperyalizm ile işbirliği yapan patronlar, feodal mütagallibe yani bezirgânlar, tefeciler. Toprak ağaları ve diğer işbirlikçileri ve bizim bütün eylemlerimiz bu hedefe yönelmiş bulunmaktadır. Bunun dışında başka bir hedefimiz yoktur.

Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken mili bütünlüğü bozmakla suçlanıyoruz

Bizim kişi güvenliğini, mülkiyet hakkını, egemenlik ilkelerini, milli bütünlüğünü bozmak için harekete geçtiğimiz iddiaları vardır. Kişi güvenliğini ihlal edenler kimlerdir. Bunu evvela tesbit etmemiz lazım. Karakollarda işkence gören bizler olduk. Meydanlarda kurşunlanan yine bizler olduk. Bakanların emriyle hapishanelere atılan bizler olduk. Buna rağmen kişi güvenliğini bozan olmakla itham ediliyoruz. Yukarıda anlatılan asıl kişi güvenliğini bozanlar ise serbestçe meydanlarda dolaşmaktadır.

Mülkiyet hakkını ortadan kaldıracağımız iddia ediliyor. Bizatihi Anayasa mülkeyet hakkını toplum yararına kısıtlamıştır. Mutlak mülkiyet hakkı tanımamıştır. 50 köye sahip bir toprak ağasını anayasamız kabul etmemiştir. Egemenlik ilkelerine karşı çıkanlar halkın sırtından geçinenlerdir.

Ayrıca milli bütünlüğe karşı çıkmakla da suçlanıyoruz. 101 tane Amerikan üssünün bulunduğu ülkede bizim milli bütünlüğü bozmak istemekle itham edilmemiz gülünç olmaktadır. Milyon metrekare vatan toprağı işgal altındayken bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür.

21 yılın hesabını 21 gençten sormak istiyorlar

Mustafa Kemal sağ olsaydı bugün çok şaşırırdı. İddianame baştan beri sırf kelle istemek maksadıyla hazırlanmıştır. Şeklen de hukuk mantığından mahrumdur. Hukuki kıymet ve değerden mahrumdur. 21 yılın hesabını 21 gençten sormak maksadıyla ve suçluların telaşı içerisinde hazırlanmış bir iddianamedir.

Ben şunu iddia ediyorum ki, hareketimiz tamamen Anayasal bir harekettir. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeple Anayasal bir davranışta bulunduk. Yaptıklamızın haklı olduğuna inanıyorum. Halen de bu inancı taşıyorum.

Türkiye’nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı mücadele verdik. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz. Onu ancak işbirlikçiler düşünsün. Ve ancak onlar kendi canının telaşına düşsün. Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armğan etmekten onur duyuyorum. Bu bağımsızlık düşüncesini mezara kadar götüreceğiz

16 Temmuz 2013

(1) thko davası – Halit Çelenk
http://www.halitcelenk.org/…/Halit%20Çelenk%20-%201.%20THKO%20Davası….
Deniz Gezmiş ve Arkadaşlarının Yargılandıkları 1. THKO Davasında. Savunmanların Ankara 1. Nolu Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi’ne. Sundukları Savunma .
(1) DENİZ GEZMİŞ KENDİ SESİNDEN SAVUNMASI http://youtu.be/K3KJmVSnFRE

Reklamlar

Karl Marks direnişçilere saldıran esnafa ne söyledi ?

Posted in Uncategorized on 15 Tem 2013 by buyukakin

karl-marks-direniscilere-saldiran-esnafa-ne-soyledi-1407131200_l

İstanbul’da dün İstiklal Caddesi’nde gerçekleşen gösterilere azınlık da olsa bir grup esnaf saldırdı.
CHP milletvekili Gürsel Tekin, esnafın AKP’ye yakın bir meslek kuruluşu tarafından kışkırtıldığını söylerken, hükümet yandaşları İş yapamayan esnafın kendi inisiyatifyle tepki gösterdiği iddiasında.

Günlerdir anlatıyoruz.
Esnafa zarar veren gösteriler değil, hükümetin yapmak istediği AVM’ler.
Her bir AVM, binlerce dükkanın kapanması demek.

Ancak bunu anlayamayan esnaf günlük çıkarları uğruna direnişçilere saldırabiliyor.

Bunun bir benzeri 1871 yılında Parisli işçilerin kurduğu Paris Komünü’nde yaşandı.
Bazı esnaflar, müşteri gelmiyor gerekçesiyle komünarlara saldırmıştı.

Bakın Karl Marks, o esnafı komün sonrasında nasıl değerlendirmişti:

<strong>“Tarih hiçbir zaman bu kadar lümpen bir ahmaklar grubuna toplu olarak şahit olmamıştır. Parisli esnaf, komünü savunmak için caddelerinde barikat kuran komünistlere saldırmış, caddenin yeniden normalleşmesine, barikatın açılmasına, komünün yıkılmasına yardımcı olmuşlardır. Bunu günlük karları için yapmışlardır. Ancak unuttukları bir şey vardı ki barikat yıkılınca caddeye girenler onun müşterileri değil alacaklılarıydı ve burjuvalar çoğunu ağır senetlere zorladılar, bir kısmının da kapısına mühür vurdular. Küçük burjuvazinin müşterisi bizzat o barikatı kuranlardı. bunu acı bir deneyimle öğrendiler.”

Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=karl-marks-direniscilere-saldiran-esnafa-ne-soyledi-1407131200

Evet yoldaş, şimdi bahçe vaktidir_Pablo Neruda

Posted in Uncategorized on 13 Tem 2013 by buyukakin

neruda

Evet yoldaş, şimdi bahçe vaktidir

Doğru yoldaş şimdi bahçe vaktidir
Ve kavganın vaktidir, her gün
Çiçekten veya kandan başlar.

Günümüz yükler vecibeyi bize
Yasimleri sulamayı
Veya karanlık bir sokakta kan kaybetmeyi
Erdem veya hüzün
Bölüştürür bizi
Donmuş diyarlarlara, cazırdayan közlere
Ve hiçbir zaman seçenek olmadı:
Cennetin yolları
Bir zamanlar azizlerin gelip gittikleri
Şimdi ise ehlikeyiflerin doldurduğu.

Artık atlar gözden yitti.
Kahramanlar dans ediyor kurbağalar gibi,
Aynalar ancak yokluğu yansıtıyor,
Çünkü artık parti başka bir yerde sürüyor,
Bizim davetli olmadığımız
Ve orada kavda bahçe kağılarında sürüyor.

İşte onun içindir ki bu son çağrıdır,
Onuncu kez içten
Çalışıdır çanımım:
Behçeye, yoldaşım zambağa,
Elma ağacına,uzkaşmaz karanfile;
Limon çiceklerinin kokusuna
Ve sonra savaş ültimotomlarına.

İncecik bizim ülkemiz
Ve onun yalın bıçağının sırtında
Bizim nazlı bayrağımız yanar..

Pablo Neruda
Çeviri Levent Özübek(1)_SolHaber
13.07.2013

(1)”Pablo Neruda’nın son yılları ve bir şiir” adlı makaleden alıntıdır

Bu şiir dilimize çevrilmiş midir bilemiyorum.Yaptığım araştormada şiirin dilimzie çevrilmiş halini bulamadım.Bu sebeple şiirn dilimize çevirisini -hiçbir edebi ve filolojik iddina taşımaksızın- sadece okuyucuya fikir vermesi amacıyla İspanyolca aslını ve İngilizce çevrilerini karşılaştırmalı olarak inceleyerek kendim yaptım.
Levent Özübek

Faşizmi hafife almak suçtur! _Prof.Dr. Gazi Çağlar

Posted in Uncategorized on 12 Tem 2013 by buyukakin

1293445598

Egemen düzene teslim olan liberallik-demokratlık üstüne:
Faşizmi hafife almak suçtur!

Egemen düzenin alışık oyun kurallarını, kararlı bir anti-otoriter direniş çizgisiyle zorlayan, bastırılan-konuşulmayan toplumsal-siyasi sorunlarını gündeme getiren gençliğe hem iktidar, hem liberal, “sol”-liberal, eski ülkücü faşist, yeni “demokrat” ve insan hakları ve demokrasi karşıtı islamcı “düşünürler”, tonu sert, hoş olmayan, estetikten yoksun AKP iktidarının ortaklaştırdığı kakafonik bir koro halinde saldırıyorlar. Bu koronun, duyarlı gençliği kriminalize eden, devletin hukuki ve kolluk kuvetlerine havale eden, aşağılayan, yetişkin sıfatlarından yoksunlaştırarak onları başkaları tarafından kumanda edilen “çocuklar” olarak sunan küfür edebiyatını ibretle, ama gülümseyerek izliyoruz.

Gülümsemediğimiz, ciddiye almamız gereken, siyasal açıdan sonuçları vahim, etik açıdan bir cahillik örneği diyerek affedilmesi mümkün olmayan ve gençliğe yine bolca yöneltilen bir suçlama var ki, bu suçlama en masum ifadeyle doğrudan doğruya faşizmi hafife alan, zararsız göstermeye çalışan bir söylem. Bu sorumsuz söylemin devresinde yukarıda tarif edilen her çevreyi ve düşünce akımını bulmak mümkün:

Kültür ve Turizm Bakan’ı Günay yumurta atan gençler hakkında, “konuşturmamak faşizan bir eylemdir. Kitap yakanlar, bir takım yerlerde yangın çıkaranlar, bir takım yerleri basanlar bize Alman faşizmini, Nazi faşizmini hatırlatır, İtalyan faşizmini hatırlatır” diyor (yanisafak.com.tr, 14.12.2010). Metin Altınok Taraf’da,”kolektif deliliğin müsebbibi neofaşist ağabeyler”ine de atıfta bulunarak direniş gençliğinin “adını” koyuyor aklınca: “Ama ne yazık ki bizi, zekâ seviyeleri Türkiye ortalamasının oldukça altında olan, her edimleri ve söylemeleri öngörülebilir kıt beyinli neofaşistlerin de okuduğunu biliyorum” (14.12.2010). Ahmet Altan, bilimsel aklın haklı talepleri konusunda en ufak şüpheye kapılamayacağı gençleri “faşizm”le itham edip bilimsel ve etik terbiyeden yoksun kavramsız bir kelime kargaşasıyla saldırıyor: “Kemalist SS’ler gibi oraya buraya saldıran, fikirleri ezmeye çalışan, kaba kuvvete başvuran bu gençlerin önünü nasıl keseceğiz?” (Taraf, 12.12.2010). Samimi bir özeleştiri yerine adeta kendi faşist geçmişini bugünkü sosyalist gençliğe projekte edip yükleyerek temizleme gayretine düşen Türköne,”faşizan nitelikli bu zorba eylemler siyasal taleplerin değil işte bu patolojinin tezahürü” diyerek koroya katılıyor (10.12.2010, Zaman). Ergenekon’culukla da suçlanan bağımsız devrimci gençliğe eski Perinçek’çi Şahin Alpay da kısa devre bir kıyaslamayla aynı suçlamayı yöneltip neredeyse faşizmi batıya atfederek Türkiye tarihini temizleyip kutsuyor: “Yapılanlar Batı’da da ‘faşizan’ eylemlerdir, Türkiye’de de. Demokrasi konuşmaktır, faşizm de susturmak. Batı ülkelerinde yaşanan faşizmlere giden yol susturmalarla açılmıştır” (Zaman, 11.12.2010).

Söz konusu koronun eleştirel akıldan yoksun, ama kendince ve iktidar zekisi tüm üyelerini aktarmaya gerek yok.

Tüm toplumsal-siyasi içeriğinin bilimsel analizinden bağımsız, sermaye bağlantılarından ve güdümlülüğünden, işçi- emekçi düşmanlığından, ırkçı-milliyetçi söyleminden, emperyalist yayılmacılığından, anti-demokratik diktatoryal egemenlik azminden bağımsız olarak faşizmin tarihsel ve güncel pratiğine baktığımızda faşizm suçlamasının anlamı nedir?

Antifaşist geçliğe, antikapitalist, anti-ırkçı gençliğe “faşizm” suçlaması yöneltmek, faşizmi hafife almak ve bu şekilde faşizmin kanlı tarihini ve bugününü görmezden gelmek, kutsamak, temize çıkarmaktan başka ne anlama gelebilir?

Tarihte yumurta atan faşizm görülmüş müdür?

“Nasyonal sosyalizm” ismi bile devşirme olan Alman faşizminin, 50 milyon civarında insanın 2. Dünya savaşında yok edilmesiyle sonuçlanan insanlıkdışı zorbalığıyla, toplama kamplarında endüstriyel-teknolojik kitlesel insan kıyımını gerçekleştirmiş eylemiyle, yumurta atan gençleri aynı kefeye koymak, faşizmi en basit deyimiyle hafife almak değil midir?

Kendisi de sık sık yukarıdaki koronun söylemine katılan ve Yahudi kökenli olduğunu söyleyen Roni Margulies, kendisine yönelen yumurta eylemine sözde karşı çıkmak bahanesiyle Ahmet Altan’ın faşizmin cehenneminde 6 milyon yahudinin katlini örgütleyen fiili, solcu gençliğe atfederek temize çıkarması karşısında hangi vicdanla Taraf’da yazmaya devam edecek?

İşçi, emekçi, engelli, kara kafalı, siyah derili, Yahudi vb. olduğu için sadece Almanya’da faşizm sonrasında onlarca insanın, Avrupa’da yüzlerce insanın öldürülmesinden sorumlu ve bugün Avrupa’nın her yerinde giderek yükselen neofaşistliğin, antifaşist gençliğe atfedilmesi neofaşizmi aklamaktan başka ne anlama gelebilir?

SS’in “organize işler” (Ali Bulaç, Zaman), yani sermaye emrinde organize insan katliamcılığı konusunda tarihte görülmemiş bir vahşet örgütü oluşu, Erdoğan’ı, Kuzu’yu protesto eden gençlere -kemalizmi de faşizmle eşitleme gafleti de yapılarak – “Kemalist SS’ler” diyerek nasıl hafife alınır?

Ancak hafife alınmak yoluyla aklanan sadece Avrupa faşizmi değildir.

Türkiye’nin faşist hareketi, faşist fiilleri, 12 Eylül faşizmi de aklanmaktadır.
Türkiye’de faşizmin yumurta attığı görülmüş müdür?
Türköne neden Türkiye faşizminin katliamcı ve insanlık düşmanı eylemlerini, metodlarını anlatmamaktadır?
Kontrgerillanın sivil savaş örgütlenmesi Türkiye faşizmi, üniversite gençlerinin evde basılıp toplu halde kurşunlanarak katledilmesi değil midir?
Çorum’u, Maraş’ı kan gölüne çevirmek değil midir?
Türkiye’nin faşizmi, 12 Eylül rejiminin terör tarihi değil midir?
Kitaplar katledilmemiş midir bu ülkede? Yapanlar yumurta atan kitapsever aydın gençlik veya onların “ağabeyleri” midir?

12 Eylül faşizmi ile henüz daha hesaplaşamamış bir ülkede, 12 eylül faşizminin yarattığı terörün sindirme mekanizmaları sonucu esasında bu rejimi tüm kurumlarıyla devam ettiren AKP çatısı altına kapak atmış sözde “aydınların” faşizm suçlamasını devrimci gençliğe yöneltme “hakları” nereden gelmektetir?

İslamcı-faşist terörün Sivas katliamı değilmidir faşizm? İnsan yakan bu yobazlık değildir de, yumurta atan gençler midir “zorba” olanlar?

Yukarıdaki alıntıları dikkatlice okursanız ve kimlerin hangi pozisyonda bulunduğunu düşünürseniz, bu aklın iktidar aklı olduğunu, iktiidarın verdiği bir “hak” olduğunu hemen görebilirsiniz.
Egemen düzene teslim olan liberallik-demokratlık üstüne:

Sosyalist sola faşizm suçlaması yapılmasının tarihi eskidir. Bu suçlamayı ilk kez 1920’lerde İtalya’da liberal demokratlar İtalyan faşizmi ile komünist hareketi kardeş göstermek için gündeme getirmişler, Mussolini faşizmini ve sosyalizmi “totaliterlikle” suçlamışlardı. Totaliterlik kelimesini, bizzat Mussolini devraldı ve adını “faşist” koyduğu hareketinin totaliter olduğunun propagandasını yaptı. Yani faşizm kelimesinin de babası, bizzat faşist hareketin kendisidir, başkalarının onlara koyduğu bir ad değil, kendi tercihleriyle seçtikleri addır.

Daha sonra Avrupa’da, Almanya, İtalya, Fransa’da ve diğer ülkelerde faşizmin yükselişini engellemeye yönelik mücadeleleri zayıflatan bir suçlama olarak karşımıza çıkıyor. Almanya’da Hitler faşizmi ve SS terörü iktidara yönelirken Alman sosyal demokrasisi, komünistleri “kızıl boyalı faşistler” olarak suçlamış, buna sosyal demokrasiyi “sosyal faşizm” olarak kavramlaştıran komünistler cevap vermişlerdi. Faşizme karşı güçlü bir halk cephesinin oluşturulamayışında sosyal demokrasinin bu sorumsuzluğunun ve komünistlerin yanlış taktiklerinin de rolü büyüktür.

“Sol faşizm” suçlaması, 68 kuşağında da karşımıza çıkıyor. Sosyal filozof Jürgen Habermas, gençlik hareketinden Benno Ohnesorg’un vurularak öldürülmesinden sonra gençlik lideri Rudi Dutschke’nin “egemen düzenin oyun kurallarını kırmak” ve bu doğrultuda yeni eylem tarzları geliştirmek hedefiyle yaptığı bir konuşmadan hareketle kendisinin de başlangıçta bizzat içerisinde yer aldığı anti-parlamentarist gençlik hareketinin eylem çizgisini Hannover kongresinde “sol faşizm” olarak adlandırıyor. Bu sıfatlandırma, o günden bu güne Habermas ile tüm sosyalist akımlar arasında bir uçurum oluşmasına yol açıyor. Daha o dönemde Habermas’ın kendi asistanı da dahil olmak üzere Habermas’a enerjik bir yanıt veriyorlar : “Sol faşizm” suçlamasının, burjuva liberal bilincin çöküntüsünün bir ifadesi olduğunu, düzenin kurum ve kurallarının çürümüşlüğü karşısında hümanist tutum almak yerine, sosyalist alternatiflere tüm güvenlik ve özgürlüğün sonu olacakları korkusuyla saldırmanın örneği olduğunu açıklıyorlar. Burada özellikle sosyal filozof Oskar Negt’in Habermas’a verdiği cevaptaki tesbiti Türkiye açısından güncellik taşıdığı için anmak gerekli: “Sol faşizm, sisteme içkin faşistleştirme yönelimlerinin basit şekilde dıştalanabilecek kenar gruplarına projekte edilmesidir. Kim ki özgürlüğün güvenliğini … devlete terk ediyorsa, o fatal bir yanılsamanın kurbanıdır: Demokratsız demokrasinin varolabileceğine inanmaktadır.”

Türkiye’de de 12 Eylül faşizmini tüm esas kurum ve kurallarıyla devam ettiren “demokratsız demokrasi” hakimdir. AKP kadrosunun yönelim, söylem ve uygulma açısından bu tarife birebir uygunluğu tartışma götürmez. Türkiye’de de bugün kendisine liberal, islamcı, sol liberal diyen burjuva “hümanizmi”, faşizm kavramını sosyalist gençliğe atfederek rejimin faşizan özelliklerini örtmeye, gençlere projekte etmeye çalışmaktadır. Çünkü iktidarla uğraşmak zordur, devrimci gençler ise, iktidarında yardım ve joplarıyla bir “kenar grubu” haline getirilip kriminalize edilebilir, onlardan kurtularak faşizmden de sözde kurtulunmuş olur. Bu nedenle burjuva hümanizmi aşamasına da hiç ulaşamamış kalemlerin hedefi, sosyalist gençleri ve “abilerini” “marjinal” ilan ederek gerçekten marjinalleştirmeye çalışmaktır. Onlar kimi tarihsel-toplumsal koşullarda tüm hümanizmin, terörize ve kriminalize edilerek marjinalleştirilen çevrelerin şemsiyesi altında toplandığını anlayamayacak kadar çıkar kalemleri haline gelmişlerdir. Hümanizmin, 1968 Almanya’sında hıristiyan-demokratik partide değil, “sol faşizmle” suçlanmış geçliğin eyleminde, 2010 Türkiyesi’nde islamcı AKP’de değil, üniversite düzeninin özgür bilimi ve eğitimi katleden örgütsel yapılanmasına karşı mücadele eden gençlerde odaklaştığının farkına varmak istememekte kararlıdırlar.

Dünya sosyal bilim tarihine önemli katkıları olan Habermas ise, devrimci gençliğe yönelik “sol faşizm” suçlamasının bir hata olduğunu görmeyecek ve kabul etmeyecek kadar aydın olmaktan uzaklaşmamıştır. Aydın, en basit tarifiyle, tarihte ve günümüzde zayıf ve güçlüyü, muhalif ve iktidarı, yumurta ve jopu, boya ve su fışkırtan panzeri, slogan ve polis postalıyla çocuk düşürmeyi ayırt edemeyecek kadar aptallaşmamış veya çıkarcılığa yönelmemiş kimsedir. Habermas, bir tartışma esnasında kullandığı “sol faşizm” formülünü, özellikle muhafazakar basının öğrencilere karşı kalkana dönüştürmesi, öğrenci eylemlerini “şiddete” indirgeyen ve polisi göreve çağıran propaganda izlemesi karşısında dehşete düşmüş, kendisine yöneltilen haklı eleştirileri benimseyerek “sol faşizm” suçlamasını bir çok defa yanlış bir ifade olarak nitelemiştir. Sol ve sosyalist öğrencileri sol faşizmle suçlamanın, onları 1930’ların faşist öğrencileriyle kıyaslamak anlamına geldğini, bunun ise affedilmeyecek bir şekilde faşizmi hafife almak olduğunu vurgulamıştır. Bu gerçek bir aydın tutumudur.

Prof. Dr. Gazi Çağlar
BirGün Gazetesi
kaynak:
http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1292837605&day=20&month=12&year=2010
http://www.birgun.net/politics_index.php?news_code=1293445586&year=2010&month=12&day=27

Bu gün 09.07.2013…

Posted in Uncategorized on 09 Tem 2013 by buyukakin

7 temmuz

Bu gün 09.07.2013;
Recep T. ve Meclis içi Muhalefet Partisi Liderlerinin Kullanım Tarihi bitmiştir.

Ülkenin geleceği, ekonomi, eğitim, iş, emek, hürriyet, farkındalığında olmak siyasettir.
Toplu yaşamak bunun kurullarını ve sınırlarını belirlemek, bilmek, buna uymak ya da gelişmesini talep etmek siyasetin ta kendisidir.

Genç #direngezi direnişçileri, özgürlüklerine, okullarına, parklarına, semtlerine, sokaklarına, kentlerine, eni konu Ülkelerine sahip çıkmılştır.

Ne kukla Vali’nin, ne emir kulu Emniyet Müdürü^’nün, ne de Recep T.nin TOMAsı, copu, gaz,ı plastik mermisi; ne de Kemal K., Devlet B., nede BPD Eş Paşalarının “Recep T ye verdikleri örtülü pasif destek” bu direnişi engelleyememiştir.

4 Ölü, 4.000 gözaltı, 8.000 yaralı..
Bu somut veriler TC KURTULUŞ SAVAŞI II.’nin hasar ve kayıpları olarak TC ve Dünya Siyasi tarihine gecmiştir.

Tekrarlıyoruz belki; Bu savaşın galibi özgür ve demokratik TC’yi hedefleyen #DirenGezi ve #DirenTC direnişçileridir. Kaybedeni, İktidar ve onun yandaş medyası, yandaş sermayesi, onun atadığı yargıcı savcısı, görevlendirdiği kolluk kuvvetlerinin amirleri ve meclis içi muhalefet iderleridir..

#DirenGezi ve #DirenTC direnişçileri, Meclis içi muhalif parti liderleri olmadan da KENDİ HAKLARINA, PARKINA, SEMTİNE, KENTİNE, ÜLKESİNE, ÖZGÜRLÜĞÜNE SAHİP ÇIKMIŞTIR… Ne idiotların palası, ne murtecilerin çivili sopası; ne gaz, ne cop, ne plastik mermi ne de TOMA bu demokratik ve anayasal sahip çıkışı engelleyememiştir !

Recep T. ile birlikte Meclis içindekli Tüm Muhalefet Liderlerinin de kullanma tarihi “Sokaklarda Duvarlarda Şarkılarda Sloganlardaki Sahici Hayatta” siyaseten bitmiştir…

Siyasi mücedele yeni bir platformda örgütlü olarak kendi yolunu açacak ve 12 Eylül ürünü bu statikocu ve gerici faşist siyasi kafaları tarih çöplüğünün deliğine süpürecektir.

Bu sürec boyunca dansöz gibi yandaş kanallarda dolaşan kalkın zihnini dezenformatik yorumlarla bulandıran; Her siyasi kaosda yani parti fikri ile kendi ikbaline yer arayan “çakma TC entelijensiyası”; SUS ve engel olma..

“BU DAHA BAŞLANGIÇ MÜCADELEYE DEVAM”

buyukakin
09.07.2013

Sen SUS !

Posted in Uncategorized on 08 Tem 2013 by buyukakin

sus lan

Son günlerde görüyoruz ki Receple birlikte işbirlikçi göbek takımı #direngezi eylemlerinden rahatsız.

Sadece kendi cebini düşünen bir kısım esnaf bozuntusu “işim bozuldu” nidası ile elinde pala yurttaşa saldırmaktadır. Satırla saldırdığı halkın, gelip dukkanından alışveriş ettiğini ve dahi onlar olmaz ise Taksimdeki “UMUMİ KENEF’e ibrik” bile olamayacağının ayırdında olmadan…

Ve bu arada “Akil insanlar” fotoğraf karesine giren “Esnaf ve Sanatkarlar Konfederasyonu”nun dilinin neresine girdiği tartışmalıdır

Tuzu kuru klasik TC entelejensiya tepkisi ise; “oturduğu yerden ahkam kesme sokağa inmeme, halkın kolektif eylemini küçümseme” şeklinde zuhur etmektedir.

Bugun Milyonlarca yurttaş kansorejen kimyasal basınçlı su ve zehirli biber gazı yemiştir. 4 bin’in üzerinde genç yurttaş #direngezi nedeni ile göz altındadır. 8.000 yurttaş faşist polis darpı ile çeşitli yerlerinden yaralıdır. 4 yurttaş ölmüştür… !

Asgari ücretle sürünmenin, işsizliğin, evsizliğin, kiranın, açlığın, 700 TLlik emekli maaşının, polis işkencesinin ve gözaltından polis tacizinin, tutuk ve ceza evindeki ahlak dışılılık ve fiili livatanın, gazın, copun tadını bilmeyen komprador TC entelijensiyası ve bir kısım Akape işbirlikçi esnaf bozuntusu kelp ve çakma muhalefet milletvekili müsvettesi, hiç bir şey yapamıyor ise ortalıkda dolaşmamalı, halkın kolektif iradesine engel olmamalı, SADECE SUSMALIDIR! . Sen; Sen SUS, halk konuşsun..

buyukakın
08.07.2013

“.. ölü kentlerin, Ölü doğmuş çocukları”na.. Maksim Gorki

Posted in Uncategorized on 01 Tem 2013 by buyukakin

gorki 33

Her sabah nereye gittiğini bilmeden bir işe giden,
Her akşam nereden çıktığını bilmeden bir işten çıkan,
Sevmediği hayatı yaşayan,
Sevmediği işi yapan,
Sevmediği kişilerle yaşayan,
Kalabalıklar yüzünden yaşamaya karşı ne bir sevgi,
Ne de bir sevgisizlik işareti olmadan gelip geçen,
Her akşam evinin dört duvarı arasına sanki bir mezara girermiş gibi giren,
Gecelerini bir sıkıntı yorganının altında yanlız ya da yanındaki yabancı gövdeyle geçiren bütün ölü kentlerin,
Ölü doğmuş çocukları!
Size bu ölü yaşamı hazırlayan sermaye sahibi egemen sınıftır.
Bu acımasız oyunun varlığı siz izin verdiğiniz sürece sürecektir.

Maksim Gorki