Ocak, 2013 için arşiv

TARANTA-ABU’YA (Mektuplar-01) Nazım Hikmet RAN

Posted in Uncategorized on 22 Oca 2013 by buyukakin

taranta

GÖRMEK
İŞİTMEK
DUYMAK
DÜŞÜNMEK
VE KONUŞMAK
KOŞMAK ALABİLDİĞİNE
BAŞI DOLU
BAŞI BOŞ
KOŞ-MAK…

HEHEHEY TARANTA BABU HEHEHEY
YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY
ANASINI SATTIĞIMIN
YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY…
DÜŞÜN BENİ
KOLLARIM, SENİN ÜÇ ÇOCUK DOĞURMUŞ
GENİŞ KALÇALARINDAYKEN…
DÜŞÜN SICAK…
DÜŞÜN KARA BİR TASA DAMLAYAN
ÇIRILÇIPLAK
BİR SU SESİNİ…

İSTEDİĞİN YEMİSİN
RENGİNİ, ETİNİ, ADINI DÜŞÜN…
GÖZDEKİ TADINI DÜŞÜN
KIPKIRMIZI GÜNEŞİN
YEMYEŞİL OTUN
VE KOSKOCAMAN
MASMAVİ BİR ÇİÇEK GİBİ AÇAN
AY IŞIĞININ…

DÜŞÜN TARANTA BABU
İNSAN OĞLUNUN YÜREĞİ
KAFASI
KOLU
YEDİ KAT YERİN ALTINDAN ÇEKİP ÇIKARIP
ÖYLE ATEŞ GÖZLÜ ÇELİK ALLAHLAR YARATMIŞ Kİ
KARA TOPRAĞI BİR YUMRUKTA YERE SEREBİLİR,
YILDA BİR VEREN NAR
BİN VEREBİLİR.
VE DÜNYA ÖYLE BÜYÜK,
ÖYLE GÜZEL
ÖYLE SONSUZ Kİ DENİZ KIYILARI
HER GECE HEPİMİZ
YAN YANA UZANIP YALDIZLI KUMLARA
YILDIZLI SULARIN TÜRKÜSÜNÜ DİNLEYEBİLİRE…

YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY TARANTA BABU
YAŞAMAK NE GÜZEL ŞEY…
ANLAYARAK BİR USTA KİTAP GİBİ
BİR SEVDA ŞARKİSİ GİBİ DUYUP
BİR ÇOCUK GİBİ ŞAŞARAK
YAŞAMAK…
YAŞAMAK:
BİRER
VE HEP BERABER
İPEKLİ BİR KUMAŞ DOKUR GİBİ…
HEP BİR AĞIZDAN
SEVİNÇLİ BİR DESTAN
OKUR GİBİ
YAŞAMAK……

YAŞAMAK…
NE ACAYİP İŞTİR Kİ
BU NEME NE GİDİŞTİR Kİ TARANTA BABU
BUĞUN BU
<>
BU ANLATILAMIYACAK KADAR SEVİNÇLİ ŞEY:
BÖYLE ZOR
BU KADAR
DAR
BÖYLE KANLI
BU DENLİ KEPAZE…

Nazım Hikmet RAN

Reklamlar

Biz ki, ustasıyız Vatan sevmenin … Ahmed Arif

Posted in Uncategorized on 22 Oca 2013 by buyukakin



Biz ki, ustasıyız
Vatan sevmenin
Umut, saklımızda ölümsüz bayrak
Kırmızı-kırmızı
Dalga-dalgadır

ahmed_arif

Kalbim dinamit kuyusu

Şafakları;
Taaa şafakları
Nice bir
Yangınları düşer alın çatıma
Gencecik ölüme gitmenin.
Yığılır boşkovanlar, dumanlı
Ve susar mitralyözler kuytularda.
Suskundur,
Karanlıktır,
Kayıtsızdır,
Her namlu.
Beni kurşunlar götürür
Kollarım vurulu
Gözlerim açık.
Şafakları,
Taaa şafakları,
Kınalı tavşanlar suya inmeden,
İlk çığlıklarındayken martılar,
Kamplarda idamcılar
Azgın ve manyak
Tan yerinde kızartılar…

Tan yerinde kızartılar
Hey canım,
Orada,
Sularla
Sınırlarla
Uzaklar uzağında
Ve benim şuncağızımda hemencecik
Göğüs kafesimin altında, solda,
Barajlar, yeşeren çöller,
Katarlar, traktörler,
Yani her vidasynda bin sevda,
Her civatasında bin saygı,
Bin ustalıkla,
İşlenen ve yaratılan dünyaların kımıldanışı
Ve hayatı pırıl pırıl çarktan çıkaranların
Deliksiz uykularından uyanışı..
Kutlu ve saygındır bir daha
Berrak çelik,
Renkli pamuk
Ve sütlü buğday.
Kutludur, saygındır kuşkusuz
Çimentosu ninnilerle karılan
Çeliğine su diye
Öpücükler verilen
Çatılarında köpürmüş güvercin uğultusu
Bahçelerinde güneş sağnaklarıyla
Görkemli çocuk saraylarının
Cana can katan nuru.
Yani, yaratan ve adaletli olan insan gücünün
O her yerde geçerli
Kesenkes haklı onuru.
Kutlu ve saygın olacak elbet…

Beni yiğitler götürür
Katlarına sevda ile varılan
Yiğitler ki,
Dişlerini tükürmüş
Yiğitler ki,
Hayaları burulan.

Yan yana, upuzun, boylu boyunca
Tepeden tırnağa kan
Yiğitler ki,
Her biri bir parça vatan.
Gözlerinde
Bir küfür kasırgası
Ana-avrat
Ah ulan…

Canımda damıttım seni ey zulüm,
Sancısını
İnceden
Kum gibi taşıdığım.
Kasığımda Amerikan kemendi
Bağıra bağıra geceler boyu
Kaskatı kesilip
Kan işediğim.

Beni baskınlar götürür
Gerillanın şah damarı halkıma
Korkunç ve soylu bir tutkudur dayatma
Yalnız bu kadar da değil,
Yarin hayâli gibi üstelik
Nazlıdır,
Usuldur,
İnce,
Bilgedir,

Biz ki, ustasıyız
Vatan sevmenin
Umut, saklımızda ölümsüz bayrak
Kırmızı-kırmızı
Dalga-dalgadır…

Beni gözlerin götürür
Gözlerin, aşkla, acıyla…
Kuşatmışlar sesimi, soluğumu.
Kesilmiş tuz-ekmek payım.
Vurgunum
Ve darda,
Gözaltındayım.
Dal, kor keser penceremde açarsa;
Kuş, vurulur üzerimden uçarsa,
Ve hal böyle böyle,
Yol bu yöndeyken.
Gelir,
Ki, her gelişinde daha da içten
Gelir,
Soluk soluğa benim olursun.
Amansız sarmasında kollarımın
Esrik, çığlık çığlığa
Erir, tükenir vücudun.

Nicedir,
Kahpe ağzında
Bir salgın,
Bir deprem gibi künyemiz
Nicedir,
Başımıza zından dünyamız
Biz ki, yarınıyız halkın
Umudu, yüzakıyız
Hıncı, namusu…
Şafakları,
Taaa şafakları
Hey canım,
Kalbim, dinamit kuyusu…

Ahmed ARİF

http://tr.wikipedia.org/wiki/Ahmed_Arif

Sokak bizim..

Posted in Uncategorized on 20 Oca 2013 by buyukakin

sokak bizim

Bir insanın işi, eşi dostu başını sokacak bir evi; e hadi olsun bir de arabası; onun çevresi ile insanca yaşamasına neden yetmez? Neden “daha daha çok, daha hepsi benim olsun” kafası ve hayvansal bir hırsla kent’e doğaya sosyal dokuya saldırır?

Bu vahşice saldıranların vucut organları sıradan insandan farklı mı?
Bizim göremediğimiz bir biçimde “bunların” 12 adet yemek yiyecek ağzı, 24 kolu-bacağı, 44 cinsel birleşme organı mı var? Bir eş 1-2 çocuk, 1 başını sokacak ev, bir arabaya sahip olmak bunlara neden yeterli gelmez de “daha daha hepsi benim olmalı” diye sosyal ve doğal çevreye saldırırlar?

22 yüzyılın çağdaş görünüşlü bu ilkel kapitalistlerinin ruhuna girerseniz biyolojik iktidarsızlıktan sosyolojik yetersizliğe dek abuk bir dünya ile karşılaşırsınız.

Maslak 1453 ile İstanbul’un göbeğine, son kalan ormanına milyar metreküp beton döken ilkokul mezunu yaşam mimarına bir bakın. Bastılmış hırs kin nefret ve tatminsizlikle, ezik geçen bir çocukluktan sonra iktidar desteği gelen 60 yaşında iktidarsız bir servet.. 18 lik genç sevgililer, milyon dolarlık 20-30 adet lüks araba koleksiyonu.. 2 kolu 2 bacağı olan bir insan oğlu aynı anda kaç araba kullanabilir? 60 odalı 10 banyolu 10 kenefli bir evde yaşarken Kaç cm2 lik kıçı ile kaç cm2 lik klozete sıçabilir? +60 yaşında bu idiot bir gecede kaç kez _ viagrasız_ ereksiyon olabilir ? Kaç kadınla, kaç kez paralı seks yapabilir?

Hakim sermaye ve onun paydaşı tüm iktidarlara baktığınızda hemen hemen tüm elementlerin ezik gecen çocukluk, eşit ağırlıklı kadın erkek ilişkisi olmayan, dinsel içerikli – çoğunlukla yarım bırakılmış- bir eğitim ortamı, evlenene kadar karşı cinsden birin elini bile tutmamış, seksi mastürbasyon ile hayaller arasına sıkışmış bir gençlik; ilk cinsel deneyimi ni zevcesi ile yaşamış bir orta yaş sosyalitesi görürsünüz.

Bu sosyaliteden gelenler irtica ile iğdiş edilmiş öğretileri içinde kıvranırken uluslararası emperyal sermayeye teşne olacaklarının da ayırdında da değildirler. Çünki hiçbirinde sınıf ve ulus bilinci kasten oluşturulmamıştır.

Ulus devlet, “dil din mezhep, etnitise ve cinsiyet ayrımı olmayan bir yaşam”ın ne olduğundan nasiplerini almayan öğretileriyle çoğalan bu elemetler, din paydaşında ümmet haline getirilir. “Bir lokma ekmek bir hırka” dan oluşan bir dünya ve “öbür dünya”da cennet vaadi ile yaşarken, hasbel kader aradan emperyal sermaye tarafından çekilip öne çıkarıldıkların da yıllardır süren eziklikleri inançlarını bile siler.

Önce “lale” sonra “fetret” devrine girerler. Kendileri gibi olan olmayan ayrımı biter. Sonradan görme elde ettikleri güçle, bastırılmış tüm dürtüleri -cinsel dürtüleri dahil ve biyolojik olarak geç de olsa- su yüzüne çıkar, kendi gibi olmayanları ezmeye, hakir görme, yok etmeye başlar.

İngiliz Ulaştırma Bakanı Simon Burns , Sabık Alman Başbakanı Willy Brandt, Eski Başbakan Yardımcısı Erdal İnönü evlerinde çalışma mekanlarına yürüyerek, bisikletle, toplu taşım araçları ile giderken bu elementler ezdikleri kitleye duydukları nefretin kendilerine aynı biçimde döneceğinin vahameti ile milyar dolarlık zırhlı arabalar, yüzlerce silahlı sivil ve üniformalı ölüm makinesi korumlar eşliğinde araç konvoyları ambulanslar helikopterler ile giderler.

Hele içlerinden birisi var ki, bir devlet, bir halk üniversitesi’ne 3.500 polis, onlarca zırhlı araç, 650 gaz bombası ile kısmen gidebilir. Ancak “değil 10 metre 1 metre” tek başına kampüsde yürüyemez..

Siz bunların yerli versiyonlarından her hangi birisinin eşi karısı çoluğu çocuğu ile semt pazarına çıktığını, Sakarya Caddesi’nde köfte elmek aldığını, Karaköy’de tekneden balık ekmek yiyebildiğini(!), Bekri’de iki tek atabildiğini gördünüz mü ?

Bırakalım bu zavallıları;
Havadaki martı, denizdeki balık sokaktaki köpeği göremez, sevmekten aciz; köşedeki simitçiden -milyarlarca dolarlık kirli servetlerine rağmen – yürüyerek gidip 50 kuruşa simit alamaz, tecrid edilmiş dünyalarında, kendi ektikleri, yarattıkları kin ve nefret denizinde, her an suikast her an öldürülme korkusu yaşasınlar..

Elementler her metaya sahip olabilirler ama SOKAK BİZİM..
Emek bizim.. Sevgi bizim.. Ümit ve hürriyet bizim.
Biz Halkız.
Biz İnsanız..

buyukakin
20.01.2013

SEN İŞERKEN FAŞİZM BÜYÜYOR !

Posted in Uncategorized on 18 Oca 2013 by buyukakin

fasizm_62312

http://www.kotusozluk.com/gorseller/19118/1

Büyük insanlık…

Posted in Uncategorized on 07 Oca 2013 by buyukakin


Büyük insanlık sekizinde işe gider
Yirmisinde evlenir
Kırkında ölür
Büyük insanlık.

Nazım Hikmet Ran

zincirli-yiginlar

Maden ocağında patlama: 8 işçi öldü
http://evrensel.net/news.php?id=45721
07.01.2013

GMİS-Genel Maden İşçileri Sendikası:
Bundan sonrası “taammüden adam öldürme” olacak

Türkiye Taş Kurumu’na bağlı Kozlu maden ocağında meydana gelen patlamada taşeron şirketine bağlı 8 maden işçisinin hayatını kaybetmesi üzerine Genel Maden İşçileri Sendikası açıklamada bulundu. Açıklamada bundan sonrasının “taammüden adam öldürme” olacağı belirtildi.

Genel Maden İşçileri Sendikası (GMİS) Genel Başkanı Eyüp Alabaş, Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessesesi’nde ana galeri açma ve hazırlık işlerini yürüten taşeron şirketin çalıştığı alanda meydana gelen ve 8 maden işçisinin hayatını kaybettiği kaza ile ilgili bir basın toplantısı düzenledi.

Taşeron şirketlere yeraltında ihale verilmesi ilk gündeme geldiğinde sendika olarak basın açıklamaları ve eylemlerle tepki gösterdiklerini ve uyardıklarını anlatan Alabaş, uyarıları dikkate alınmayınca 17 Mayıs 2010 tarihinde TTK Karadon Müessesesi’nde bir taşeron şirketin çalıştığı alanda meydana gelen faciada 30 madencinin hayatını kaybettiğini belirtti.

Uyarılar yine dikkate alınmadı
2010 yılındaki kazanın ardından da uyarılarını sürdürdüklerini vurgulayan GMİS Genel Başkanı Eyüp Alabaş, uyarılarının yine dikkate alınmadığını ve 7 Ocak 2013 tarihinde Kozlu’da meydana gelen kazada ise taşeron şirkette çalışan 8 madencinin hayatını kaybettiğine dikkat çekti.

Alabaş; “Tüm bu uyarılarımıza rağmen akıl almaz bir duyarsızlıkla bu uygulamayı sürdürenler ve taşeron şirketlerin başarısızlıklarına rağmen ısrarla süre uzatımına gidenler bu kazadan birinci derecede sorumludurlar. Yaptığımız uyarılar nedeniyle 2010’daki kazaya, göz göre göre geldiği için “facia” demiştik. Şimdi tüm uyarılarımıza rağmen yaşanan bu son olayı açıkça bir “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz. Eğer aynı uygulama sürdürülürse bundan sonrasının “taammüden adam öldürme” aşaması olacağını da önemle belirtiyoruz” ifadelerini kullandı.

Basın toplantısında GMİS Genel Merkez Yönetim Kurulu ile GMİS’e bağlı şubelerin başkan ve yöneticileri de hazır bulundu.

Alabaş, basın toplantısında şunları söyledi;
“Türkiye Taşkömürü Kurumu (TTK) Kozlu Müessesesi – 630 kodunda 7 Ocak 2013 tarihinde saat: 12.00 sıralarında meydana gelen kazada, metan gazı püskürmesi sonucu 8 arkadaşımız gaz ve kömür postası altında kaldı. Kısa sürede ulaşılan 5 arkadaşımızın hayatını kaybettiği görüldü. Kömür postası altında kalan diğer 3 arkadaşımıza ulaşma çalışmaları sürüyor. 5 arkadaşımızı düzenlenen cenaze törenleriyle defnettik. Arkadaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine, yakınlarına ve tüm madencilik camiasına başsağlığı ve sabır diliyoruz”

‘Şirketin yeraltı madenciliği konusunda hiçbir tecrübesi yok’
Açıklamada taşeron şirketin faaliyetleri hakkında ise şöyle değerlendirmeler yapıldı:
“-630 kodunda taşeron şirketin galeri hazırlama çalışması yaptığı sahada meydana gelen kazanın teknik incelemesi henüz tamamlanmadı. Ancak eldeki bazı veriler ve daha önce yaşanan ve benzer kazalar dikkate alındığında bu durumu sıradan bir kaza olarak değerlendirmek mümkün değildir. Her şeyden önce Kozlu’da yeraltında galeri açma işini alan söz konusu taşeron şirketin yeraltı maden işletmeciliği konusunda hiçbir tecrübesi yoktur. Söz konusu şirket bir inşaat şirketidir. Nitekim çalışan arkadaşlarımızı sendikalı yaptığımızda, bizim yani Genel Maden İşçileri Sendikası’nın inşaat sektöründe örgütlenemeyeceğini belirterek mahkemeye itirazda bulunmuştur.”

‘Şirket 3 yıl boyunca sendika çalışmalarını engellemeye çalışıyor’
Açıklamada söz konusu şirketin TTK’da sendikal çalışmaları 3 yıl boyunca engellemeye çalıştığı ifade edilirken şirket hakkında “bizi mahkemelerde oyalayan şirket, toplu iş sözleşmesi yapmamıza ve çalışanların, çalışma ve yaşam koşullarını geliştirme mücadelemize engel olmuştur. Bu işin uzmanı olmayan bir şirkete hazırlık işlerinin yaptırılması hukuken doğru değildir” denildi.

Aynı şekilde bir inşaat şirketi olan ve yeraltı maden işletmeciliğinde uzmanlığı olmayan başka bir taşeron şirketin çalıştığı TTK Karadon Müessesesi’nde -540 kodunda 17 Mayıs 2010 tarihinde meydana gelen kazada da 30 madencinin hayatını kaybettiği belirtildi.

Açıklamanın sonunda yaşanan gelişmelere ilişkin şöyle denildi:
“Biz diyoruz ki; bu iş bizim işimiz. Yani 160 yıllık üretim kültürüne ve tecrübesine sahip olan TTK’nın işidir. En kısa sürede tespitler yapılmalı, söz konusu taşeron şirketlerin hak edişleri ödenmeli ve çalışanlarıyla birlikte bu işlerin TTK’ ya devredilmesi sağlanmalıdır. Özel şirketlerden gelecek olanların eğitimi ve uyumu sağlanarak ve tıpkı eskiden olduğu gibi Kurum, hazırlık ve galeri sürme işlerini de kendisi yapmalıdır.

Tüm bu uyarılarımıza rağmen akıl almaz bir duyarsızlıkla bu uygulamayı sürdürenler ve taşeron şirketlerin başarısızlıklarına rağmen ısrarla süre uzatımına gidenler bu kazadan birinci derecede sorumludurlar.

Yaptığımız uyarılar nedeniyle 2010’daki kazaya, göz göre göre geldiği için “facia” demiştik. Şimdi tüm uyarılarımıza rağmen yaşanan bu son olayı açıkça bir “iş cinayeti” olarak tanımlıyoruz. Eğer aynı uygulama sürdürülürse bundan sonrasının “taammüden adam öldürme” aşaması olacağını da önemle belirtiyoruz.”

soL-Haber Merkezi
http://haber.sol.org.tr/devlet-ve-siyaset/gmis-bundan-sonrasi-taammuden-adam-oldurme-olacak-haberi-65862

Son Viraj… Bekir Coşkun

Posted in Uncategorized on 04 Oca 2013 by buyukakin

fasizm_62312

Siyaset otobanı…
AKP Maneviyat Turizm ve Seyahat AŞ’nin Recep Usta’sı, tankların trafiğe çıkmasını, paletleri ve apoletleri sökerek bertaraf ettikten sonra…
2023 terminaline varmak için üç viraj kaldı:
– Anayasa referandumu
– Yerel seçimler…
– Cumhurbaşkanlığı (başkanlık) seçimi…

Yeni anayasa; siyaset otobanının bir bakıma trafik düzeni olacak:
Tek şerit…
Tek yön…
Tek araç…
Haliyle tek kaptan…

Kuvvetler ayrılığını da halledince…
Hem sürücü…
Hem trafik polisi…
Hem de bizzat otobüsün kendisi oldu mu size?..

“Peki böyle yol alıp gidebilecek mi?” derseniz…

Daha çok düşük bankete girdiğinde AKP’yi çıkartmaya yarayan MHP çekme ve kurtarma aracını saymayın…
BDP; yol haritası zaten Apo’dan…

Geriye sol şeritte CHP körüklü halk otobüsü kalıyor…
Körüklünün önü mü önde olacaktı, arkası mı önde olacaktı belli olmadığı için Kemal Kaptan garajdan çıkamıyor…
Solda otursa gaz sağda, sağa kaysa direksiyon solda kalıyor…
Altı oklu trafik işareti az geldi velhasıl…
Cumhuriyetçi, laik, Atatürkçü, yurtsever yolcuların “Artık yola çıksak da şunu sollasak” nidaları ise boşuna…

Böyle olunca bu yolun sonu merak ediliyor haliyle…
Son virajlar artık…
Peş peşe gelecek; anayasa, yerel seçimler ve Cumhurbaşkanlığı (başkanlık) seçiminden sonra dönüşü yok bu yolun…
Dinci faşizmin, polis ve dinci kitlelerle birlikte oluşturacağı üstün beygir gücü ile son viraj dönüldüğünde…
İstesen de geri dönemezsin…
Tek yöndür…
Gidişi olur, dönüşü olmaz…

O zaman, ileriye doğru gittiklerini sanan AKP Maneviyat Turizm ve Seyahat AŞ yolcuları ters oturtulduklarını anlasalar da çok geçtir…
Ne yapacaksınız?..
Gidiş o gidiş o zaman…
Cümleten hayırlı yolculuklar…

bcoskun@cumhuriyet.com.tr
04 Ocak 2013 – Cumhuriyet