OMURGANIN FLÜTÜ _ V.Mayakovski

mayakovski

– 1 –

Geniş adımlarıma dayanmıyor yolların uzunluğu .
Nereye gitsem ki içimdeki bu cehennemle
Hangi göksel Hoffman
tasarlayabilir seni , olmaz olası ?!

Sokaklar daralıyor sevinç fırtınasından .
Bayram dışarı salıyor eğlenenleri boyuna .
Dalmış gitmişim .
Katılaşmış ve sayrı düşünceler sızıyor ,
o kan pıhtıları sızıyor kafatasından .

Ben
yaratanım ya bayram eden her şeyi ,
paylaşacak kimsem yok bu günü , bu bayramı ,
Sırtüstü devrilsem de
çatır çatır kırsam Nevski’nin kaldırımlarında kafamı .

Küfür işledim işte .
Tanrı yok diye uludum .
Ama kızgın uçurumlardan Tanrı
bir kadın çıkardı , tir tir titreten bir kadın
karşısında dağları ,
verdi bana , bildirdi buyruğunu :
sev bunu !

Tanrı memnun kendinden yana .
Gök altında , dik bir tepede ,
sönüyor yabanıl , soluk bir adam .
Tanrı ellerini oğuşturuyor ,
bekle diyor bana ,
dur hele , Vladimir !

Odur o , ta kendisi ,
kim olduğunu bilmeyesin diye sen
odur tasarlayan gerçek bir koca vermeyi sana ,
piyanoyu insansı ezgilerle bezeyen .

Yatak odasından içeri dalsam ,
istavroz çıkarsam yorganın üstünde ,
bilirim ki buram buram
yanık tüy kokuyordur
ve kükürtlü dumanı şeytan etinin .

Bense tan ağarıncaya dek , buna karşılık ,
çırpınır dururum dehşete düşüp
sevmek için götürmüş olmalarından seni
ve yontarım çığlıklarını dizeler halinde
bir kuyumcu gibi , yarı kaçık .

Kağıt oynamalı belki de !
Çalkalamalı şarapla
inildeyip duran yüreğin gırtlağını .

Gerekli değilsin bana !
İstemiyorum seni !
Benim için her şey bir
biliyorum ,
geberip giderim yakında .

Sen gerçekten varsan
Tanrı ,
Tanrım benim ,
yıldızların halısını sen dokuyorsan ,
günden güne büyüyen
bu ağrı ,
bu acı bir armağanınsa , Tanrım , senin
yargıçlık zincirini takın da ,
sana uğramamı bekle .
Gelirim ben tam zamanında ,
gecikmem bir gün bile .
Dinle biraz
ulu işkenceci !
Sımsıkı bastırırım dudaklarımı .
Tek bir çığlık bile çıkmaz
kanatıncaya dek ısırdığım ağzımdan .
Bir kuyrukluyıldıza bağla beni , bağlar gibi kuyruğuna bir atın ,
baş kırbacı .
Yıldızların sipsivri uçlarında parçalansın bedenim .

Ya da :
ruhum göçüp de dünyadan artık
çıkınca senin mahkemei kübrana
şaşkın , suratı asık ,
bir darağacı kur bana
samanyolundan ,
as bir eşkiya gibi .

Yap aklına geleni .
İstersen atlara bağla beni , kopsun kolum , bacağım .
Ellerini , ey hakgözetici , ben kendim yıkayacağım .
Yalnız
— duyuyorsun ya beni !–
al götür başımdan
bana sevgili diye verdiğin baş belasını !

Geniş adımlarıma dayanmıyor yolların uzunluğu .
Nereye gitsem ki içimdeki bu cehennemle ?
Hangi göksel Hoffman
tasarlayabilir seni , olmaz olası !

-2-

Ve gökyüzünü
unuttu diye maviliğini dumanlar arasında
ve bulutları, o paçavralar içindeki sığıntıları
tutuşturacağım en son aşkımla,
bir veremlinin yanan suratınca, kızıl sarı.

Sevinçle kapatacağım gürültüsünü
kalabalıkların,
unutanların dirliği, ev bark yüzünü.
Bir çift sözüm var
insanlar!
Çıkın siperlerinizden.
Sonra bitirirsiniz savaşı.

Ama,
Baküs gibi kandan sendeleyerek
bir savaş başlasa bile,
hiç solmaz aşk sözleri.
Sevgili Almanlar!
Bilirim,
sizin dudaklarınızda Goethe’nin
Greten’i var.

Fransız
gülümser süngü altında,
dudağında bir gülüşle düşer vurulan havacı,
bir anımsasınlar yalnız
ağzının öpüşünü
senin, Traviata.

Bana tad vermez ama
yüzyılların çiğnediği pembe et.
Başka ayaklara kapanın bugün!
Sensin övdüğüm elbet,
süslü püslü
sarışın yosma.

Belki aslında
bu süngü uçları gibi korkunç günlerden,
ağarınca yüzyılların sakalı,
kalan
yalnız
ikimiz olacağız,
bense kentten kente senin ardında.

Gelin gitmiş olsan da denizaşırı,
saklanmış olsan da gecenin inlerine,
Londra’nın sislerinde seni bulacaktır öpücüklerim yine
sokak lambalarının ateşten dudaklarıyla.

Aslanların nöbet tuttuğu
yakıp kavuran çöle yaysan da kervanlarını,
senin için
rüzgarın yırttığı kumun altına
sereceğim yanağımın yanan Sahra’sını

Dudaklarına bir gülüş yerleştirsen,
baksan da-
ne yakışıklı boğa güreşçisi!
Bir anda
kıskançlık salacağım kulübelere,
boğa gözlerimde bir ölüm sisi.

Dalgın adımlarla geçersen bir köprüden
düşünerek-
aşağıda olmak ne iyi;
ben
kemerler altında akan Seine ırmağıyım,
seni çağırıyorum,
gösteriyorum sana çürümüş dişlerimi.

Tırıs giden atların ateşinde yaksan da bir başkasıyla
Strelka’yı, Sokolniki’yi,
yukarılara tırmanıp, ta yukarılara
seni bekleyen ölgün, çıplak ayım ben.

Güçlü kuvvetliyim,
gereklilik duyarlar da
buyruk verirlerse bana
git savaşta öldürt kendini! diye,
senin adın olur
ağzımdan son çıkan ad,
donar kalır bir mermiyle parçalanan dudaklarımda.

Başım taçlı mı ölürüm,
Saint-Héléne de mi bilmem.
Ata biner gibi binerim yaşamın dalgalarına,
hem evrenin sultanlığına aday olurum
hem
kelepçelere.

Çar olmak düşerse bana,
senin yüzündür
güneşsel altınına sikkemin
basıla buyruğunu vereceğim şey
bütün halkıma ülkemin.

Ve orada,
solduğu yerde herkesin tundurada,
ırmakla pazarlık ettiği yerde kuzey yelinin
adını oyacağım zincirlere Lili’nin
öpe öpe zindanın karanlığında.

Dinleyin, unutanlar göğün mavi olduğunu, hepiniz,
vahşi hayvanlar gibi
diken diken tüyleriniz.
Bu aşk belki de
son aşkıdır dünyanın,
yanar bir veremlinin kızıl rengiyle.

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
Çeviri: Sait Maden

Greten, Faust’un kadın başkişisi Margeret’in adının küçültülmüş biçimi.
Strelka, Leningrad yakınlarında; Sokolniki ise Moskova yakınlarında gezinti yerleri.

Mayakovski ( 1853 – 1930 )

Tam adı Vladimir Vladimiroviç Mayakovski dir .. 1893 de Gürcistan’ın Bagdatti kentinde doğan Mayakovski, daha 12 yaşında iken 1905 de devrimin başlangıç döneminde Çarlığa karşı kitlesel eylemlere katıldı .1906 da babasının ölümü üzerine Moskova ya taşındı . 1908 de 15 yaşında da RSDİP ne katıldı .. İki kere tutuklanıp 11 ay hapis yattı ..Ardından lise 3 ten ayrılıp resim dersleri almaya başladı , aynı yıl Uygulamalı Sanatlar okuluna girdi .İlk şiirlerini burada yazdı . 1912 de yayımlanan ” Yaygın Beğeniye Bir Şamar ” Rus fütüristlerinin ilk bildirisi sayıldı .. Ana tema ” Puşkinler , Tolstoylar Kapı Dışarı !” ydı ..

Mayakovski şiirleri dergilerde yayımlanırken , kendisi edebiyat çevrelerinin olduğu kahvelerde de okuyordu .. 1913 de Petersburg Lunaparkında kendisinin yazıp oynadığı ” Vladimir Mayakovski ” adlı oyun Rusya daki ilk Fütürist gösteri oldu ..” Pantolonlu Bulut ” ve ” Omurganın Flütü ” adlı uzun şiirleri dünya çapında tanınmasını sağladı ..

1917 Devriminden sonra Bolşevikleri destekleyen Mayakovski LEF i kurdu (Sol SanatCephesi ) ve eski sanat anlayışının kökten yıkılmasını istemişti .. ” Sokaklar fırçamız , alanlar paletimizdir ” sloganı Fütüristlerin en belirgin slagonu oldu ve tüm Rusya yı kapladı .. 1918 de ” Devrime Övgü ” ve ” Sol Marş ” adlı uzun şiirlerini yazdı .

1924 de Lenin in ölümü üzerine ” Vladimir İliç Lenin ” ( Lenin Destanı ) adlı uzun ağıdı yazdı .. İsvestia Gazetesi adına ABD , Meksika , Küba ve Fransa ya gitti .. 1925 yılında intihar eden arkadaşı Yesenin’i eleştirmesine rağmen , bu intihar olayından etkilenmiş olan Mayakovski 1930 yılında 37 yaşındayken intihar etti ..

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: