Aralık, 2012 için arşiv

Erdoğan, ODTÜ rektörü ile buluşuyor !

Posted in Uncategorized on 26 Ara 2012 by buyukakin

03 Erdogan Acar

Erdoğan, ODTÜ rektörü ile görüşecek;
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Perşembe günü (27.12.2012) ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ahmet Acar ile bir araya gelecek.

Başbakanlık kaynaklarından elde edilen bilgiye göre; Başbakan Erdoğan, Perşembe günü saat 14.00’da ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Acar’ı Başbakanlık Resmi Konutu’nda kabul edecek.
http://t24.com.tr/haber/erdogan-odtu-rektoru-ile-gorusecek/220487

Reklamlar

Sıra ODTÜ REKTÖRÜ’nde mi?

Posted in Uncategorized on 23 Ara 2012 by buyukakin

Hepimiz ODTÜ'lüyüz!

Recep T’ye karşı demokratik protesto hakkının kullanan ODTÜ’lü öğrenciler evlerinde basılarak polis tarafından göz altına alınmıştır. Recep T’nin bir TV kanalında ODTÜ REKTÖRÜ ve Öğretim Elemanlarını hedef gösteren açıklaması akabinde aynı faşist kafanın ODTÜ REKTÖRÜ ve Öğretim elemanlarına tutuklama çıkarmayacağı ne malumdur!

Recep T’nin ODTÜ REKTÖRÜ, Öğretim Elemanlarını hedef göstermesini ve ODTÜ’lü Öğrencilerin anti-demokratik tutuklanmasını ŞİDDETLE KINIYOR; TÜM MESLEK ODALARINI, SENDİKALARI, DEMOKRATİK KİTLE ÖRGÜTLERİNİ, ÜNİVERSİTELERİ, ÖĞERENCİLERİ, YURTSEVER YURTTAŞLARI DAYANIŞMAYA ÇAĞIRIYORUZ !

Hepimiz ODTÜ’lüyüz kolektifi !

odtu kolektifi-jpg

ODTÜ Rektörlüğünden Basın Açıklaması

Posted in Uncategorized on 20 Ara 2012 by buyukakin

ODTÜ Rektörlüğü, Tayyip Erdoğan’ın gelmesi ile birlikte yaşanan saldırılara ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklamada saldırılara ilişkin bilgi verilirken, polis saldırısı kınandı..
ODTÜ Rektörlüğü tarafından yapılan açıklama şöyle:

ODTu aciklama

ODTÜ Rektörlüğünden Basın Açıklaması

“Göktürk-2” uydusunun fırlatılışı nedeniyle 18 Aralık 2012 Salı günü TÜBİTAK tarafından ODTÜ yerleşkesinde bulunan TÜBİTAK Uzay Teknolojileri Araştırma Enstitüsü binasında bir tören düzenlenmiştir. Törene, TÜBİTAK tarafından davet edilen Meclis Başkanı, Başbakan ve diğer yetkililer katılmıştır. Başbakanın da törene katılması nedeniyle yerleşkede, güvenlik birimleorri tarafından çok sayıda polisin ve polis aracının katıldığı geniş güvenlik tedbiri alınmıştır.

TÜBİTAK Uzay binasına yürümek isteyen yaklaşık 300 kişilik bir öğrenci grubu, saat 16.00’ya doğru Endüstri Mühendisliği ile Elektrik ve Elektronik Mühendisliği Bölümü arasında yol boyunca bir hat oluşturan polisle karşı karşıya gelmiştir. Olay çıkmasını önlemek için orada bulunan öğretim üyelerimiz, protestocu gruptan herhangi bir hareket gelmeden polisin yoğun gaz bombası kullanmaya başladığını ifade etmişlerdir. Protestocu grup ise polise taş ve şişe atarak karşılık vermiştir.

Polis tarafından kullanılan çok sayıdaki gaz bombasından sınıflarda bulunan öğrenciler, ofislerinde çalışan mensuplarımız yoğun şekilde etkilenmiştir. Atılan gaz bombası kapsüllerinin isabet ettiği öğrenciler yaralanmış, binaların camları kırılmış, mensuplarımıza ait araçlar hasar görmüştür. TOMA tabir edilen araçlardan öğrenciler üzerine su sıkılmış ve polisin “ses bombası” kullandığı belirtilmiştir. Geniş bir bölge içindeki binalarımızda dersler, laboratuvarlar ve sınavlar aksamış, derslikler ve ofisler boşaltılmak zorunda kalınmıştır.

Törenin bittiği saat 19.00’dan sonra 60-70 kişilik bir öğrenci grubu Rektörlük önüne gelerek polisin uyguladığı şiddeti protesto eden sloganlar atmış ve Rektörle görüştükten sonra dağılmışlardır.

Ancak, A7 kapısından yerleşkeyi terk etmeye başlayan polis ile protestocular arasında Eğitim Fakültesi çevresinde çatışma saat 20.00 sonrasında da sürmüştür.
Polisin yerleşkeden ayrılmasından sonra saat 21.15 civarında A7 bölgesinden Rektörlük önüne gelen 80-100 kişilik protestocu grup, Rektörle görüşme talebiyle zorla Rektörlük binasına girmek istemiş ve olay sırasında binanın camları kırılmıştır.

Rektör, Rektör Yardımcısı, Genel Sekreter Vekili, Öğretim Elemanları Derneği Başkanı, ODTÜ Mezun Dernekleri Başkanı, bazı öğretim üyeleri ve mezunlar ile protestocu grubun katıldığı P1 amfisindeki toplantı 21.30’dan saat 02.00’ye kadar sürmüştür.

Konuşmalarda öğrenciler, törenin bittiği ve davetlilerin çok büyük oranda yerleşkeden ayrıldığı 19.00’dan sonra, polisin uzun süre yerleşkede kalmasına ve Eğitim Fakültesi çevresinde protestocu grubu kıskaç altına alarak darp etmesine tepkilerini ifade etmişlerdir. Polisin orantısız güç kullandığını, yoğun gaz bombası kullanımından çok sayıda öğrencinin etkilendiğini ve atılan gaz bombası kapsüllerinden ciddi şekilde yaralanmalar olduğunu dile getirmişlerdir.

Bu son derece üzücü ve endişe verici olaylarda, ODTÜ Sağlık ve Rehberlik Merkezi’ne, Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne ve diğer hastanelere sevk edilen protestocular olmuştur. Elde edilen bilgilere göre ODTÜ öğrencisi olmayan bir protestocunun çarpan kapsül nedeniyle ağır yaralandığı, bazı ODTÜ öğrencilerinin de ayakta tedavi gördüğü anlaşılmıştır.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi olarak, dün yerleşkemizde yaşanan şiddeti kınıyoruz. ODTÜ’nün ve ülkemizin bir an önce şiddetten arınması için öncelikle güvenlik kuvvetlerinin dikkatli davranmasını bekliyoruz. Polisin, protesto hakkını kullanmak isteyen öğrencilere karşı şiddet kullanmaktan kaçınmasının, güvenlik tedbiri alırken olaylarla ilgisi olmayan öğrencilerin ve çalışanların yaşadıkları büyük olumsuzluklara karşı duyarlı olmasının önemini ve gereğini bir kez daha vurgulamak istiyoruz.

Üniversite yönetimi olarak, şiddet içermeyen, başkalarının özgürlüğünü kısıtlamayan, eğitim-araştırma faaliyetlerimizi engellemeyen ve çevreye zarar vermeyen protestoları özgürlük ortamının parçası olarak görüyoruz. Üniversitemizde özgürlük ve özgür düşünce ortamının sürdürülebilmesi için, öğrencilerimizin de protesto haklarını şiddete başvurmadan kullanmaları gerektiğini düşünüyoruz. Bu ortamın korunması için öğrencilerimizi, çalışanlarımızı ve mezunlarımızı gerekli sorumluluk içinde davranmaya davet ediyoruz.

ODTÜ Rektörlüğü
http://www.metu.edu.tr/tr/odtu-rektorlugunden-basin-aciklamasi
19.12.2012

The Mission is Over_ Orhan Bursalı

Posted in Uncategorized on 17 Ara 2012 by buyukakin

ORHAN-BURSALI
Sakin olun, olan biten ülke boyutunda ama bir adi vaka, daha sonraki yıllarda polisiye, “Mission of Turkey” ve ağır bir siyasi ama mutlaka hukuki bir vaka olarak anılacak… gazetecilik vakası olarak da bazılarınca incelenebilir! Görev başarıyla yerine getirildi, amaca ulaşıldı, şimdi görevliler “merkezlerine” dönüyor, koalisyon dağıldı. Birkaç aydır zaten herkes nasıl dağılırızın pususuna yatmıştı.

Tabii The Taraf’tan bahsediyoruz. Bir varaka, artık ondan ne köy olur ne kasaba!

Bu kâğıt ne zaman basıldı? 15 Kasım 2007’de! Ama durun: 2007’de neler oldu?

AKP 22 Temmuz’da yüzde 47 oyla ikinci iktidar dönemine başladı. Gül Cumhurbaşkanı seçildi. İktidarın demokrasi ile cicim ayları bitti. Her şeyin Erdoğanlaştırılacağı, tekelleştirileceği yeni bir dönem başladı! 2007- 2011 arası Türkiye’nin adım adım otoriterleştirileceği dönemin adıdır, yer olsa da kilometre taşlarını saysak… Hedefe üç ana “sektör” kondu: Ordu, Hukuk ve Medya… Kısaca, onlardan olmayan büyük her şeyin bertaraf edileceği döneme girildi.

Ama 2007 seçimlerinden önce, ikinci iktidar döneminde yaşanacakların adımları atılmış, zeminleri hazırlanmaya başlanmıştı. Nokta dergisi, 29 Mart 2007’de “Özden Örnek günlükleri” adını verdiği yayın yaptı. 12 Nisan’da Ümraniye’de “bulunan” el bombaları ile Ergenekon operasyonları başlatıldı vs.

Ordu ikide bir sorun çıkaran ve ayak bağı olan kurumdu. Orası; dinciler için “peygamber ocağı” idi. Başı secdeye eğen ve on binlerin namaz kılıp kalktığı bir kışla olmalı ve tamamen cemaat ve RTE denetimine girmeliydi. 2006-2008, orduyu bertaraf etmenin tüm hazırlıklarının yapıldığı dönemdir. Ergenekon ve Balyoz senaryoları ve sahtekârlıkları bu amaçla hazırlandı.

Operasyonlar büyük çaplıydı. Bu nedenle bütün bu işlerin koçbaşlığını yapacak bir “operasyon gazetesi”ne ihtiyaç vardı (operasyon çeteleri de vardı arka planda). Bu senaryoların topluma yutturulması için ne cemaatin ne de iktidarın gazeteleri uygundu. Daha inandırıcı, orduya doğrudan düşman birileri gerekliydi. Aslında bu işi Nokta dergisi üzerinden başlatmışlardı: Özden Örnek “günlükleri”.. Sahibi kepenklerini indirince, “Taraf” tasarlandı.

Bir üçlü koalisyon bir araya geldi: ABD Dışişleri “görevlisi”, cemaatin adamları ile Erdoğan’a ve iktidara hayran “aydın” takımı denebilecek ayran budalaları… Gazete, moda deyimle sızıntı gazeteciliği yapacaktı. “Belgeler”, buraya aktarılacak, bombalar patlatılacak, arkasından cemaat ve iktidarın gazeteleri ve diğer bütün gazeteler de manşetlerine taşıyacaklardı…

The Taraf; 15 Kasım 2007’de hayata geçti. (2003’te Irak’a müdahale için ABD büyükelçiliğinin büyük dostu bir büyük gazeteci tarafından çıkarılan Yarın gazetesini anımsıyor musunuz? Görevi ve paraları bitince kapatılmıştı.)

***

Bu tür görevli gazetelerin gerçeği aramak diye bir meselesi yoktur. Tek gerçek, kendisine sözde “sızdırılan” senaryoları manşetlere çekerek “bomba patlatmak”tır. Günlerce, aylarca… Hiçbir manşetini araştırmadı, gerçekle ilgisi nedir diye. Ne hukuk takmıştır ne yasa… ne insan hak ve özgürlükleri ne kişi hayatı… Kendine ulaştırılan itirazlara, gerçeklere yer vermedi.

The Taraf, hukuk katliamının adıdır. Balyoz’da insan mezarlığının, Silivri toplama kampının, siyasi özel yargının, Ergenekon’da hukuksuzluğun ve zorbalığın ve tüm sahtekârlıkların, Odatv gazeteci tutuklamalarının adıdır. Bütün bunların savunuculuğunu yaptı. Taraf, iktidar savaşlarının organıdır. Bir vesayetin ordudan alınıp Erdoğan’a verilmesinin temel aracıdır!

TSK’nin “kötü şöhreti” bu tür yayıncılığa göz yumulmasını sağladı ne yazık ki. Buna göz yumanlar ve destekçisi geniş kesim, ilginçtir ki ülkemizde insan hak ve özgürlüklerinin de bir No’lu savunuculuğu görüntüsü ile tanınmıştı!

***

Bu gazetenin misyonu uzun zaman önce bitmişti. Artık “sızıntı haberciliği”, daha doğrusu büyük operasyonlar sona erince operasyon gazeteciliğinin de sonu gelir. Artık ne Ergenekon ne Balyoz ne Odatv ne de başka bir şey. (Faruk Mercan da bunu ilan etti zaten!)

Vee tabii ki ne de hukuk! Taraf, hukuku düzmenin de adıdır.

Yetmez ama evet, 2010 yılı anayasa referandumu, en son büyük misyonuydu gazetenin. Büyük bir kütlenin beynini boşalttılar…

Üçlü ittifakı bir araya getiren “görev” bitince, gazetede çatırtılar başladı. Gazetenin cemaatçileri, MİT ve şike olaylarında Erdoğan’ı topa tutmaya başladı. A. Altan “namusu” kurtarmak, o “muhteşem” kirli 5 yılı unutturmak ve muhteşem bir şekilde içine ettiği çeyrek demokrasi için Erdoğan’ı hedef aldı. Arada sırada da VikiLeaks belgelerinde ortaya çıkan notlardan cemaati yokladı. Ama hiçbir zaman ciddi bir “karşı çıkış” yapmadılar. The Taraf; sadece Erdoğan’ın izin verdiği operasyonları yapabilirdi, gazetecilik ise asla! Ve delikli taştan süpürüldü!

Özetlersek, bir deyim vardı çocukluğumuzda anımsar mısınız: Evli evine köylü köyüne evi olmayan…

17 Aralık 2012 – Cumhuriyet

Orhan Bursalı
obursali@cumhuriyet.com.tr

OMURGANIN FLÜTÜ _ V.Mayakovski

Posted in Uncategorized on 16 Ara 2012 by buyukakin

mayakovski

– 1 –

Geniş adımlarıma dayanmıyor yolların uzunluğu .
Nereye gitsem ki içimdeki bu cehennemle
Hangi göksel Hoffman
tasarlayabilir seni , olmaz olası ?!

Sokaklar daralıyor sevinç fırtınasından .
Bayram dışarı salıyor eğlenenleri boyuna .
Dalmış gitmişim .
Katılaşmış ve sayrı düşünceler sızıyor ,
o kan pıhtıları sızıyor kafatasından .

Ben
yaratanım ya bayram eden her şeyi ,
paylaşacak kimsem yok bu günü , bu bayramı ,
Sırtüstü devrilsem de
çatır çatır kırsam Nevski’nin kaldırımlarında kafamı .

Küfür işledim işte .
Tanrı yok diye uludum .
Ama kızgın uçurumlardan Tanrı
bir kadın çıkardı , tir tir titreten bir kadın
karşısında dağları ,
verdi bana , bildirdi buyruğunu :
sev bunu !

Tanrı memnun kendinden yana .
Gök altında , dik bir tepede ,
sönüyor yabanıl , soluk bir adam .
Tanrı ellerini oğuşturuyor ,
bekle diyor bana ,
dur hele , Vladimir !

Odur o , ta kendisi ,
kim olduğunu bilmeyesin diye sen
odur tasarlayan gerçek bir koca vermeyi sana ,
piyanoyu insansı ezgilerle bezeyen .

Yatak odasından içeri dalsam ,
istavroz çıkarsam yorganın üstünde ,
bilirim ki buram buram
yanık tüy kokuyordur
ve kükürtlü dumanı şeytan etinin .

Bense tan ağarıncaya dek , buna karşılık ,
çırpınır dururum dehşete düşüp
sevmek için götürmüş olmalarından seni
ve yontarım çığlıklarını dizeler halinde
bir kuyumcu gibi , yarı kaçık .

Kağıt oynamalı belki de !
Çalkalamalı şarapla
inildeyip duran yüreğin gırtlağını .

Gerekli değilsin bana !
İstemiyorum seni !
Benim için her şey bir
biliyorum ,
geberip giderim yakında .

Sen gerçekten varsan
Tanrı ,
Tanrım benim ,
yıldızların halısını sen dokuyorsan ,
günden güne büyüyen
bu ağrı ,
bu acı bir armağanınsa , Tanrım , senin
yargıçlık zincirini takın da ,
sana uğramamı bekle .
Gelirim ben tam zamanında ,
gecikmem bir gün bile .
Dinle biraz
ulu işkenceci !
Sımsıkı bastırırım dudaklarımı .
Tek bir çığlık bile çıkmaz
kanatıncaya dek ısırdığım ağzımdan .
Bir kuyrukluyıldıza bağla beni , bağlar gibi kuyruğuna bir atın ,
baş kırbacı .
Yıldızların sipsivri uçlarında parçalansın bedenim .

Ya da :
ruhum göçüp de dünyadan artık
çıkınca senin mahkemei kübrana
şaşkın , suratı asık ,
bir darağacı kur bana
samanyolundan ,
as bir eşkiya gibi .

Yap aklına geleni .
İstersen atlara bağla beni , kopsun kolum , bacağım .
Ellerini , ey hakgözetici , ben kendim yıkayacağım .
Yalnız
— duyuyorsun ya beni !–
al götür başımdan
bana sevgili diye verdiğin baş belasını !

Geniş adımlarıma dayanmıyor yolların uzunluğu .
Nereye gitsem ki içimdeki bu cehennemle ?
Hangi göksel Hoffman
tasarlayabilir seni , olmaz olası !

-2-

Ve gökyüzünü
unuttu diye maviliğini dumanlar arasında
ve bulutları, o paçavralar içindeki sığıntıları
tutuşturacağım en son aşkımla,
bir veremlinin yanan suratınca, kızıl sarı.

Sevinçle kapatacağım gürültüsünü
kalabalıkların,
unutanların dirliği, ev bark yüzünü.
Bir çift sözüm var
insanlar!
Çıkın siperlerinizden.
Sonra bitirirsiniz savaşı.

Ama,
Baküs gibi kandan sendeleyerek
bir savaş başlasa bile,
hiç solmaz aşk sözleri.
Sevgili Almanlar!
Bilirim,
sizin dudaklarınızda Goethe’nin
Greten’i var.

Fransız
gülümser süngü altında,
dudağında bir gülüşle düşer vurulan havacı,
bir anımsasınlar yalnız
ağzının öpüşünü
senin, Traviata.

Bana tad vermez ama
yüzyılların çiğnediği pembe et.
Başka ayaklara kapanın bugün!
Sensin övdüğüm elbet,
süslü püslü
sarışın yosma.

Belki aslında
bu süngü uçları gibi korkunç günlerden,
ağarınca yüzyılların sakalı,
kalan
yalnız
ikimiz olacağız,
bense kentten kente senin ardında.

Gelin gitmiş olsan da denizaşırı,
saklanmış olsan da gecenin inlerine,
Londra’nın sislerinde seni bulacaktır öpücüklerim yine
sokak lambalarının ateşten dudaklarıyla.

Aslanların nöbet tuttuğu
yakıp kavuran çöle yaysan da kervanlarını,
senin için
rüzgarın yırttığı kumun altına
sereceğim yanağımın yanan Sahra’sını

Dudaklarına bir gülüş yerleştirsen,
baksan da-
ne yakışıklı boğa güreşçisi!
Bir anda
kıskançlık salacağım kulübelere,
boğa gözlerimde bir ölüm sisi.

Dalgın adımlarla geçersen bir köprüden
düşünerek-
aşağıda olmak ne iyi;
ben
kemerler altında akan Seine ırmağıyım,
seni çağırıyorum,
gösteriyorum sana çürümüş dişlerimi.

Tırıs giden atların ateşinde yaksan da bir başkasıyla
Strelka’yı, Sokolniki’yi,
yukarılara tırmanıp, ta yukarılara
seni bekleyen ölgün, çıplak ayım ben.

Güçlü kuvvetliyim,
gereklilik duyarlar da
buyruk verirlerse bana
git savaşta öldürt kendini! diye,
senin adın olur
ağzımdan son çıkan ad,
donar kalır bir mermiyle parçalanan dudaklarımda.

Başım taçlı mı ölürüm,
Saint-Héléne de mi bilmem.
Ata biner gibi binerim yaşamın dalgalarına,
hem evrenin sultanlığına aday olurum
hem
kelepçelere.

Çar olmak düşerse bana,
senin yüzündür
güneşsel altınına sikkemin
basıla buyruğunu vereceğim şey
bütün halkıma ülkemin.

Ve orada,
solduğu yerde herkesin tundurada,
ırmakla pazarlık ettiği yerde kuzey yelinin
adını oyacağım zincirlere Lili’nin
öpe öpe zindanın karanlığında.

Dinleyin, unutanlar göğün mavi olduğunu, hepiniz,
vahşi hayvanlar gibi
diken diken tüyleriniz.
Bu aşk belki de
son aşkıdır dünyanın,
yanar bir veremlinin kızıl rengiyle.

Vladimir Vladimiroviç Mayakovski
Çeviri: Sait Maden

Greten, Faust’un kadın başkişisi Margeret’in adının küçültülmüş biçimi.
Strelka, Leningrad yakınlarında; Sokolniki ise Moskova yakınlarında gezinti yerleri.

Mayakovski ( 1853 – 1930 )

Tam adı Vladimir Vladimiroviç Mayakovski dir .. 1893 de Gürcistan’ın Bagdatti kentinde doğan Mayakovski, daha 12 yaşında iken 1905 de devrimin başlangıç döneminde Çarlığa karşı kitlesel eylemlere katıldı .1906 da babasının ölümü üzerine Moskova ya taşındı . 1908 de 15 yaşında da RSDİP ne katıldı .. İki kere tutuklanıp 11 ay hapis yattı ..Ardından lise 3 ten ayrılıp resim dersleri almaya başladı , aynı yıl Uygulamalı Sanatlar okuluna girdi .İlk şiirlerini burada yazdı . 1912 de yayımlanan ” Yaygın Beğeniye Bir Şamar ” Rus fütüristlerinin ilk bildirisi sayıldı .. Ana tema ” Puşkinler , Tolstoylar Kapı Dışarı !” ydı ..

Mayakovski şiirleri dergilerde yayımlanırken , kendisi edebiyat çevrelerinin olduğu kahvelerde de okuyordu .. 1913 de Petersburg Lunaparkında kendisinin yazıp oynadığı ” Vladimir Mayakovski ” adlı oyun Rusya daki ilk Fütürist gösteri oldu ..” Pantolonlu Bulut ” ve ” Omurganın Flütü ” adlı uzun şiirleri dünya çapında tanınmasını sağladı ..

1917 Devriminden sonra Bolşevikleri destekleyen Mayakovski LEF i kurdu (Sol SanatCephesi ) ve eski sanat anlayışının kökten yıkılmasını istemişti .. ” Sokaklar fırçamız , alanlar paletimizdir ” sloganı Fütüristlerin en belirgin slagonu oldu ve tüm Rusya yı kapladı .. 1918 de ” Devrime Övgü ” ve ” Sol Marş ” adlı uzun şiirlerini yazdı .

1924 de Lenin in ölümü üzerine ” Vladimir İliç Lenin ” ( Lenin Destanı ) adlı uzun ağıdı yazdı .. İsvestia Gazetesi adına ABD , Meksika , Küba ve Fransa ya gitti .. 1925 yılında intihar eden arkadaşı Yesenin’i eleştirmesine rağmen , bu intihar olayından etkilenmiş olan Mayakovski 1930 yılında 37 yaşındayken intihar etti ..

ORTAK KÜLTÜR ve HAYDARPAŞA

Posted in Uncategorized on 03 Ara 2012 by buyukakin

ortak kültür

Küresel emperyalizmin temel hedefi; ulus devletleri yok etmek, yer altı-üstü ve insan kaynaklarını dilediğince talan ve kontrol ederek emecek, sömürge devletcikler yaratmaktır.

Ulus devletler ortak dil, kültür ve kültür mirası ile yurttaşlarında oluşturdukları “aidiyet duygusu” ile var olmaktadır.

TC’de “Ortak dil Türkçe” giderek yabancı kelimeler ile bozulmakta ve insanların birleri ile anlaşmalarında başka dil ve iletişim araçlarını kullanmasına imkan sağlanmaktadır. Ortak dilini geliştiremeyen, arı bir biçimde kullanmayan toplumlar düşünce sistemlerini geliştiremediklerinden bilimsel üretim de de geri düşmektedir.

TC’de ortak kültürün mirası olan yapı mimarisindeki ulusal karekter de örselenmektedir. Yok edilip yerine RANT AVM’si sürecinde bulunan “HaydarPaşa Garı’nın yıkılmasına karşı durmak” sadece nostaljik bir ögeyi canlı tutmak çabası değildir. “Ortak kent hafızası”nı oluşturan meydanlar, parklar, heykeller, kamu binaları yıkılmakta ulusun geçmişi silinmektedir.

Hedef; dili, kültürü, gelenek ve görenekleri ve en sonu hafızası yapay bir dinle iğdiş edilmiş düşünemeyen, sadece verilenle yetinen, tüketim odaklı çağdaş kole toplumu yaratmaktır.

İşte bu nedenle, TAKSIM ALANI’na, kent ormanlarına, meydanlara, heykellere, HYADARPAŞA GARI’na Ortak dil TÜRKÇE’ye sahip çıkmalı; tek tek bireylerin hafızasının silinerek “TC’ni yok edilmesi”ne karşı durmalıyız..

buyukakin

HAYDARPAŞA AVM OLMASIN !!!
https://www.facebook.com/groups/233810136701624/