Eylül, 2012 için arşiv

DOST… Enver GÖKÇE

Posted in Uncategorized on 29 Eyl 2012 by buyukakin

Ben berceste mısraı buldum
Hey ömrümce söylerim
Gözden, gezden, arpacıktan olsun
Hey ömrümce söylerim!

Bizsiz Ilgaz’ın çam ormanları güzel değildir.
Hayda günlerim hayda
Sırtını düşmana verdikçe
Murat dagları güzel değildir,
Dost dost ille kavga!

Biz olmasak gökyüzü, biz olmasak üzüm,
Biz olmasak üzüm göz, kömür göz, ela göz;
Biz olmasak göz ile kaş, öpücük, nar içi dudak;
Biz olmasak ray, dönen tekerlek, yıkanan buğday,
Ayın onbeşi;
Biz olmasak Taşova’nın tütünü, Kütahya’nın çinisi,
Yani bizsiz
Anne dizi, kardeş dizi, yar dizi
Güzel değildir.

Gel günlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim,
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan Kemah’tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan!

Adana’nın pamuğu dokumada;
Diyarbakır, Afyon, Kütahya fabrikada
Ümit işkencede mahzun
Tenim, ayaklarım uryan
Ekmek işkencede mahzun
Ve Divrik’in demiri arabada
İşçi-köylü ve işçi birarada

Söyle türküler yadigarı kardeş
Söyle ağrılar yadigarı kardeş
Neden alınterleri
Nimetler, haklar haram oldu sana
Gel gunlerim gel de dol
Gel Aydınlım İzmirlim
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan, Kemah’tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan
Sana selam olsun
Hürriyetlerin meçhul olduğu dünya
Canım Türkiye,
Memleketimiz!
Calısşn halklarıyla ümmi
Calışan halklarıyla garip,
Irgadı, esnafı, madencisi, iptidai aletleri
Kadınları, erkekleri, hapishaneleri;
Başı boş suları, dumanlı vadileri, yoz topraklarıyla,
İşşizleri, realist şairleri, mücahitleri,
Sokak şarkısı, keten helvası,
Akşam Haberleri satanlarıyla memleketim

Sana selam olsun
Sürgünler, mahkumlar, hastalar
Alacağın olsun
Seni İstanbul seni
Seni Bursa, Çankırı, Malatya,
Sizlere selam olsun üniversiteler!
Öğretmenleri alınmış kürsüler,
Öğretmenler
Sizlere selam olsun
Hürriyeti yazan eller, dizen eller
Sizlere selam olsun makineler
Entertipler, rotatifler, bobinler
Bu gülünç, aşağılık,
Namussuz şeyler dışında,

Sana selam olsun
Zincirin zulmün kar etmediği,
Kırbacın kar etmediği
Büyük tahammül!

Gel günlerim gel de dol!
Gel Aydınlım, İzmirlim,
Gel aslanım Mamak’tan
Erzincan’dan, Kemah’tan
Düşmanlar selam ister
Gözden, gezden, arpacıktan

Enver GÖKÇE

Reklamlar

TC nin bekası için ZORUNLU ASKERLİK

Posted in Uncategorized on 18 Eyl 2012 by buyukakin

ZORUNLU ASKERLİK için aşağıdaki gibi bir maddeyi “PARTİ PROGRAMI”na yazan başka YURTSEVER Siyasi Parti ve Siyasi İrade var mı TC’de ?


TÜRKİYE KOMÜNİST PARTİSİ
TKP Parti Programı Madde 4
.

c) Askerlik, kadın ve erkek bütün yurttaşlara zorunludur… (1)

Demokratik laik Üniter TC ve onun sınırlarının değişmezliği için radikal idealler ve gerçek politika ‘da birleşelim.

(1) http://www.tkp.org.tr/dosyalar/tkp/Parti_Programi_0.pdf

Ressam Kenan Evren’in son tablosu… Zülfü Livaneli

Posted in Uncategorized on 13 Eyl 2012 by buyukakin

Pırıl pırıl yirmi beş evladımızın ölümünden sonra o şehre giden ve konumu gereği bir numaralı sorumlu olması gereken Genelkurmay Başkanı, bir başsağlığı bile dilemeden “Konuşmayacağım. Herşey ortada” diyorsa ve devletin valisi bu felakete aldırmadan konuğuna kilim ve kaymak hediye edebiliyorsa o ülke için alarm çanları çalıyor demektir.

Aslında bu çanlar uzun zamandır çalıyor ama duyan yok.

Şimdi Uludere’de ne oldu, uçağımızı kim düşürdü, Şemdinli’de gerçek durum nedir, Hatay’daki kamplarda neler oluyor gibi üstü örtülen cevapsız sorulara bir de cephanelik katliamı eklendi.

Bu durum siyasetiyle, medyasıyla, askeriyle, siviliyle, yargısıyla, eğitimiyle toptan iflas etmekte olan bir ülke tablosudur ve bu tablonun ressamı Kenan Evren’dir.

Benim derdim “Artık ölmek istiyorum ama ölemiyorum” diyen yaşlı bir adamla uğraşmak değil. Bir anlayışa, bir bakış açısına, ülkemizi mahveden bir zihniyete dikkat çekmek istiyorum ve Kenan Evren’le başlayan “depolitizasyon ve cahilleştirme” sürecini itham ediyorum.

1980’den beri bu halk bilinçli, planlı programlı bir biçimde cahilleştiriliyor.

Yaşı müsait olanlar hatırlar: Okuyup yazan, düşünen milyonlarca kişiyi “tehlikeli bularak” çil yavrusu gibi dağıtan, hapseden, öldüren, işsiz bırakan, hayatını karartan 12 Eylül rejimi Türkiye’de dikensiz gül bahçesi yaratmak istedi.

Bu plana göre gençlik okumamalı, sanatla kültürle ilgilenmemeli hele politikaya zinhar bulaşmamalıydı.

Yalnız gençlik değil sendikalar, sivil toplum, dernekler, basın da böyle davranmalıydı.

Türkiye’nin ana akım köklü partileri kapatıldı.

Sovyet sınırındaki NATO karakolu zihniyetiyle sol yok edildi, karşısına kendi deyimleriyle “tespih çeken el” yerleştirildi, din bir ideoloji olarak topluma egemen kılınmaya çalışıldı. Atatürkçüyüz diye diye Mustafa Kemal’in bütün izlerini yok etme programını başlattılar. (Bakınız: Eski CIA şefi Graham Fuller’in kitapları.)

Gençliği “depolitize” etme süreci başarılı bir biçimde yürütüldü. İnsanlar kitaptan, tiyatrodan, şiirden, nitelikli müzikten ve en önemlisi siyasetten koptular.

Sadece tüketime odaklanmış, hangi spor ayakkabıyı giyeceğinden, saçına hangi jöleyi süreceğinden, hangi Amerikalı şarkıcıyı taklit edeceğinden başka birşey düşünemeyen boş, ruhsuz, anlamsız, robot gibi bir gençlik yetiştirilmeye çalışıldı.

Bu programa direnenler oldu elbette. Cahilleştirme programının zokasını yutmayan aileler çocuklarını adam gibi yetiştirdiler ama ne yazık ki azınlıkta kaldılar.

Bu dönemde medya yangına körükle gitti. Gazeteler ve televizyonlar “cahilleştirme” programını büyük bir başarıyla uygulayıp, acılar içindeki bu ülkeye her gün, laylaylom hayatlar, vur patlasın çal oynasın görgüsüz eğlenceler, çıplak plaj fotoğrafları, yatak odası maceraları sundular.

Üç beş bin dolar uğruna ruhunu satan bu medya mensuplarına göre; ülke meseleleri, kültür, edebiyat, siyaset, protesto, isyan, emek gibi kavramlar “sıkıcı, bayat, naftalin kokulu”ydu.

Bir ülkenin iklimi on yıllar boyunca böyle sürüp giderse bundan pek az insan kurtulabilir. Bu yüzden Türkiye askeriyle, siviliyle, bürokratıyla, hariciyecisiyle, basınıyla, aydınıyla, bileşik kaplar gibi çöktü.

Koskoca ülke toplumsal sorunlarla ilgilenmeyen, düşünemeyen, dün-bugün-yarın arasında ilişki kuramayan, medyanın ağzına verdiği dedikodu sakızlarıyla yaşayan, yüzeysel bir kültür çölüne dönüştü.

Toplumu sarsmaya başlayan deprem benzeri vuruşları hatırlatanlara da burun kıvırdılar.

1995’te TV’lerdeki şiddete karşı yüzbinlerce imza topladığımızda alay ettiler. Kadına karşı vahşeti gündeme getirdiğimizde aldırmadılar. Kürt meselesinin içinden çıkılmaz bir noktaya doğru gittiği uyarılarımıza güldüler. Mecis’te 301. maddeye karşı verdiğimiz mücadeleyi, gençliğin şiddete sürüklendiği konusundaki uyarılarımızı görmezden geldiler.

Kısacası onlarca yıldır “Bu ülke felakete gidiyor. Yazıktır, yapmayın” çığlıklarımız sağır duvarlara çarpıp döndü.

Çünkü sözüm ona kamuoyu önderi olacak kişiler, hayatlarında ilk defa dolara kavuşmuş ve akılları New York’a, St. Tropez’ye, pahalı şaraplara, İstanbul’da birbiri ardına açılan lüks lokantalara kaymıştı. Çoğu eski solcu olan bu adamlar seviyesiz bir “hedonizm”e gömülmeyi marifet sayıyorlardı.

Asker de bundan nasibini aldı. En üst düzeye geldiği halde yolsuzluklara karışan, karısının ihtiraslarını tatmin etmeye çalıştığı için cezaevine giren paşalar görülmeye başlandı.

Yüksek hakimler, generaller, genel müdürler, müsteşarlar ellerinde viski kadehleriyle iş adamlarının teknelerinde boy gösterir oldular. Hükümetlerle yakınlık kuran her iş adamı soygun peşine düştü.
Paralar büyüdükçe ahlak küçüldü, şiddet arttıkça vicdan azaldı, medya irileştikçe sağduyu tükendi.

Bu derece cahilleştirlen Türkiye nasıl seçim yapacak, kendini kimlere yönettirecekti, belli değil mi?

Yakın tarihin başbakanlarına bakın: Birbirinin yolsuzluk dosyalarını aklayanları mı istersiniz, gece kumar masasından başını kaldıramayanları mı, soygun için Karadeniz doğasını mahvedip her yıl sellerden onlarca kişinin ölümüne yol açanları mı, akçalı işlerdeki şaibeleri örtbas etmek için orduya, emniyete adam öldürtenleri mi, faili meçhul dosyalarındaki binlerce kişiyi katledenleri mi, Demir Lady desinler diye harp çıkarmaya çalışanları mı, bunlara hayranlık duyarak yücelten, dolayısıyla suçlarına ortak olan saftirik sosyal demokratları mı?

Çöken rejimi kurtarma vaadiyle gelen bu hükümet de aklını Cumhuriyet’i “İslam Cumhuriyeti”ne dönüştürmeye, dert+dert+dert programıyla dindar ve kindar bir nesil yetiştirmeye, Osmanlı’dan büyük cami dikmeye, milyonlarca insanın kutsal mekanı olan cemevlerine ve sanat eserlerine “ucube” demeye ve en önemlisi kendini dev aynasında görüp “Yeni Osmanlı” rüyaları içinde Ortadoğu’ya el atarak ülkeyi savaşa sokmaya kalkınca, zaten cahilleşmenin acısını çeken ülke iyice çöküş noktasına geldi.

Şu anda motorları durmuş bir uçak gibi hem sarsılıyoruz hem düşüyoruz.

Eğlence alışkanlığıyla afyonlanmış halk yine göbek atmak, yine dizilerle uyuşturulmak, yine maçlarda birbirini doğramak istiyor ama bu sefer camları döven fırtına çok kuvvetli. Kulaklarını tıkasa bile gümbürtüleri duyuyor.

***

İşte Kenan Evren zihniyetinin ülkeyi getirdiği nokta bu.

Açık söyleyeyim; halk (okur yazar kesimi başta olmak üzere) bu kadar cahilleştirilmeseydi sağduyu egemen olabilir, sorunlarımızı akıl yoluyla çözme eğilimi ağır basabilirdi. Ama ben (aynen 1912-13 de olduğu gibi) ortalıkta böyle bir basiret göremiyorum. Ve yine aynen yüz yıl önceki gibi, aklımızın başımıza gelmesi ve sistemin dışlayarak sesini boğduğu yeni Mustafa Kemaller çıkması için, bir felaketler, dibe vuruşlar dönemi yaşayacağımızı sanıyorum.

Tarih tekerrür ediyor. Bu bir temenni değil, tahmindir.

Zülfü Livaneli
08.09.2012, vatan gazetesi
http://haber.gazetevatan.com/Haber/479837/1/Gundem#.UFH7ZVFWLPM
fotoğraf : internet

Silivri’de Hisseli Harikalar Kumpanyası

Posted in Uncategorized on 01 Eyl 2012 by buyukakin

Silivri ceza ve tutuk evinde torba iddiname kapsamında bir yargılama sürmekte.
Tutuklu bulunanlar hakkındaki iddianamelerin ortak paydası AKP hükümeti yerine başka bir şey koymak. Ama nasıl ve nice koyacakları muhpem.

Mevcut AKP iktidarı, Anayasa Mahkemesince yargılanmış ve “irtica odağı olduğu suçu ile mahkum edilmiş”, irtica yandaşı olduğu ayan beyan bir parti.

TSK iç hizmet kanunun verdiği ödevle TC’yi iç ve dış düşmanlara ve irticaya karşı korumakla yasal olarak görevlendirilmiş silahlı güç. TSK nın görevi irtica ile mücadele. AKP İrtica odağı..
O halde TSK’nın AKP ile demokratik yoldan mucadelesinde ne beis var?

Sağır sultanın duyduğu vechile; TSK’nın eski darbe geleneğinden tamamen uzak ; Demokratik ve siyasi bir yöntemle, irtica odağını takip etmesinin , asimetrik irtica propagandasına karşı multimedya ürünlerini interneti yazılı ve görsel basını kullanarak demokratik yoldan görevini ifa etmesinin neresi suç?

Diğer gazeteci yazar, akademisyen, sendika ve STK üyesi tutuklular’ın da ortak paydası aynı “irtica odağı AKP ile demokratik mücadele”. Elinde silahlı gücü olmayan sivil halkın dünyanın hangi noktasında darbe yaptığı görülmüş? Aynı biçimde demokratik ve açık yolsan örgütlenerek, toplanarak, yasal izinli milyonların katıldığı mitinglerle sokağa çıkarak İrtica odağı AKP’ye karşı demokratik mücadelenin neresi suç?

TSK, sivil destektekçileri ile darbe yapacak olsa idi durup “-beyler darbeyi ne zaman yapalım ?” diye mi soracaktı ? TSK “itica ile eylem planı”na bakıldığında mevcut “halk cumhuriyeti” rejimi’nin AKP tarafından “irtica ve/veya Ilımlı İslam Cumhuriyeti” rejimine döndürülmesi halinde, alınabilecek önlem ve müdaheleleri içerdiğini bu komutan taifesi neden açık yürekle ifade etmez?

Amacın demokratik laik üniter sosyal devlet TC’yi korumak, kuruluş ilkeleri çerçevesinde ilelebet yaşatmak ise; “İrtica odağı olduğu mahkeme ile sabit”lenmiş ve hatta hüküm giymiş AKP’ye, Recep T’ye ve onun üst yönetimininin suratlarına -hiç olmazsa savunmalarında- “-Amacımız demokratik laik üniter devlet Türkiye Cumhuriyetini sivil ve askeri erkle korumak ve kollamaktı; Bu gün yeniden aynı görev ve pozisyonlarda olsak yine aynı yurtseverlikle AKP’ye karşı demokratik kamusal görevimizi sürdürür demokratik bağımız TC’yi savunuruz”
Diyemez? ..

Siyaseten tamamen karşısında oldukları bir iktidara ve onun yargısına niçin gerçek SİYASİ SAVUNMA yapamaz?

Neden hiç olmazsa üçü beşi tutuklanıp araca bindirilerken kafalarını aşağı basan kollukçuya;
” Hass…tir be! Sen kimsin beni tevkif edeceksin?! “
(Deniz Gezmiş Gemerek yakınlarında yakalandığı yerde, saklandığı çukurdan çıkıp güvenlik kuvvetlerine doğru yürürken önüne çıkıp “Ben Emniyet Müdürüyüm seni tevkif ediyorum” diyen polise)
Diyemez..

Özgürlüğün yolu süskunluktan geçmez.

E, sen dehşetli bir siyasi savunma ile yek vucut irticaya, faşizme, küresel sömürüye karşı durmaz; Bu sinerjini parmaklıklar arkasına, dalga dalga yurda taşımaz isen dışarıdaki halk sana ne yapsın?

İrtica karşıtlığını, yurtseverliğini, demokratik mücadele ruhunu ve yaşama azmini, yasal yoldan her birisinin tek tek yakasına yapışıp hesap soracağını, haykır !

24 yaşında idam edilen gencecik bir yurtsever Deniz GEZMİŞ’in savunmasından bir kaç satırla bitirelim;

“…bu ülkede Anayasa’yı en fazla savunanlar bizleriz. Anayasa’yı ihlal edenlerse ortadadır. Anayasa’nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz. Anayasa’yı uygulamayan yavuz kimselerse hâlâ ortadadır. Ve yine o kişiler bizim kellemizi istemektedirler.İddia makamı bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır, Türkiye Cumhuriyeti anayasasının hukukuna karşı,reformlara karşıdır….”

“…35 milyon metrekare vatan toprakları işgal altındayken, bizim milli bütünlüğü bozmakla suçlanmamız gülünçtür. Mustafa Kemal sağ olsaydı çok şaşırırdı. Hareketimiz tamamen anayasal bir harekettir. Anayasamızın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık. Bu sebeble anayasal bir davranışta bulunduk…”

“…Biz stratejik olarak düşüncemizi hiçbir zaman saklamayız. Hangi şartlar altında olursak olalım, bunu açıkça söyleriz. Düşüncelerimizi mezara kadar götürürüz. Nasıl burada namluların ve dipçiklerin gölgesi altında konuşuyorsak, düşüncemizi herzaman açıkça ifade ederiz. Tarih evvelce bunu yapanları nasıl temize çıkarmışsa bizi de temize çıkartacaktır, buna da inanıyoruz. …”

“…Profesyonel devrimci bügünün Türkiye’sinde kendini hayatı boyunca Türkiye’nin bağımsızlığına adayan kimsedir…”

“Türkiye’nin bağımsızlığından başka birşey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye adına armağan ettik. Bunun aksini iddia edenler vatan hainidir….”

buyukakin
01.09.2012