Mayıs, 2011 için arşiv

“Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır…”

Posted in Uncategorized on 14 May 2011 by buyukakin

Emperyalist işgal ve talana karşı Türkiye Cumhuriyeti nasıl kurulmuştu?
Kemalist Devrim nasıl olmuştu?
Kan emici emperyalizme, işbirlikçi yerli olşigarşiye, ittihat ve terakkiden gelen KADRO ile, elle tutulmaz gözle görülmez PARTİ CEPHE ile..
Savaşla, kanla, bedelle…

Başka TC yok.
Bu gun sahip olduğumuz her ne varsa ya da yok ise; En azından henüz nefese alabiliyor özgürce yaşabiliyorsak, edilgen olsak da olmasak da, bunu beğensek de beğenmesek de, sevsek de sevmesek de Türk Kurtuluş Savaşına ve Mustafa Kemal’in kurucu iradesine, Devrim Yasalarına (1), Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran TÜRKİYE HALKINA, Latin Alfabesine çevrilmiş Türkiye Türkçesi ile konuşmaya iletişmeye, düşünmeye borçluyuz.

Recep Te kabul etse de etmese de bu gun başbakan ise muz cumhuriyetinin değil TÜRKİYE CUMHURİYETİ’nin başbakanı.Bu gün için sıfatı bu.

Ancak bir hata var.
O’da “TC’nin kurucu iradesi”nin giderek aynı disiplini gösterememesi, içlerinden çıkan “emperyal iş birlikçiler”in, siyah beyaz smokinli penguenlerin, entel dantel dönek solcuların, din baronlarının, “salya sümük” ABD uşağı yeşil kart’lıların, kendi çıkarları adına TC’yi satmaları…

Yapılması gereken ne?
Kolektif irade ile bulacağız..
Henuz ve her zaman devrim için imkan vardır !
Savaşan, kaybedebilir. Savaşmayan, çoktan kaybetmiştir.(2)

Başladığımız alıntı ile sonlandıralım;
“Devrim yasası, eldeki yasaların üstündedir. Bizi öldürmedikçe, bizim kafalarımızdaki akımı boğmadıkça, başladığımız devrim ve yenilik bir an bile durmayacaktır. Bizden sonraki dönemlerde de böyle olacaktır… Mustafa Kemal.”

buyukakin

(1) http://tr.wikipedia.org/wiki/Atat%C3%BCrk_Devrimleri
(2) Ernosta Che Guevara

‘Liseliler Açlık Grevinde…’ Bekir COŞKUN

Posted in Uncategorized on 14 May 2011 by buyukakin

Bu kadar erken mi tanıştılar kemiğe dayanmış bıçakla?..
Arka sayfalarda küçük bir haber:
“Liseliler açlık grevinde…”

Anneleri onlara bir lokmayı yedirmek için ne kadar uğraşırdı kim bilir?..
Süt saatleri…
Beslenme çantasında kurabiyeler…
Onların sevdiği yemeklerin pişirildiği mutfaklarda, bulaşık sularına damlayan anne gözyaşları şimdi…

O görüntülere bakınca canım sıkıldı…
Bir afiş bezinin altına sığınmışlar…
Üşüdükçe afiş bezini ucundan çeke çeke…
Kuş yuvasında sadece kafaları gözüken ürkmüş serçe yavrularına benziyorlar…
Terlediklerinde elinde havlu ile koşan anneleri ilk kez yanlarında değil… Ama korku içinde ve muhtemelen hemen oralarda yakında bir yerde…

Nazar değmesin diye kurşun döküldü başlarına…
Benizleri biraz sarardığında evdekiler telaşlandılar…
Hani düşüp de dizleri kanadığında, yangın çıkmıştı sanki evde…
Haber ise ne kadar kısa:
“Liseliler açlık grevinde…”

Başbakan’ın “Şifre var, kopya yok” tespitinden… Cumhurbaşkanı’nın “Tatmin oldum, ama rahatsızım” demesinden… TBMM Başkanı’nın “Bir şey olmamış, ama bir şey olmuş” benzetmesinden sonra…
İşte size yargının kararı:
“ÖSYM temiz ama, ÖSYM Başkanı’na soruşturma…”
Nedir tüm bunlar?..
Gel de eşek değilsen anla…

Büzülmüşler bir afiş bezinin altına…
Sadece umutlarını kaptırmak istemiyor liseliler…
Susmuş, pısmış, sinmiş, ürkmüş, korkmuş, tüymüş yetişkinlerin aksine…

Daha dün onlar çocuktu…
Süt saatleri…
Beslenme çantasındaki kurabiyeler…
Camdan sokağa sarkıp sarkıp yemeğe çağıran anne… Kim bilir nasıl tedirgin ve eminim hemen oralarda bir yerde…
Yüzsüz büyüklerin umurunda bile değil…
Sadece bir küçük haber:
“Liseliler açlık grevinde…” (1)

Bekir COŞKUN
14 Mayıs 2011 – Cumhuriyet

(1) Liseliler açlık grevinde
İstanbul Üsküdar’daki ÖSYM Bürosu’nun önünde toplanan Halkevleri Eğitim Hakkı Meclisi üyeleri, YGS Sınavı’nda yaşanan şifre skandalına rağmen görevinden ayrılmayan ÖSYM Başkanı Ali Demir’i protesto etti
Milliyet 09 Mayıs 2011
http://gundem.milliyet.com.tr/liseliler-aclik-grevinde/gundem/gundemdetay/10.05.2011/1388217/default.htm

PKK Terörü Tırmanıyor.. Tırmanacak.

Posted in Uncategorized on 06 May 2011 by buyukakin

PKK’nın gelir kaymakları, esrar eroin silah akaryakıt ve insan kaçakçılığı ve haraçtır. Haraç BDP’li belediyeler, yöre esnafı ve TC genelindeki Kürt kökenli iş adamlarından, Kürt ağalarından hatta sade Kürt yurttaşlardan vergi adı altında toplanmaktadır.

TC nin derin devleti PKK ile sürdürülen savaşdan da nemalanmaktadır. Derin Devlet aslen devlet ricali eli ile yapılan sömürüdür. Doğu ve Güneydoğuda devam eden PKK ile savaş, Köy Koruculuğu sistemi ve Ordunun şehit olan acemi erleri ile yürütülmektedir.. Ne adına savaştığını bilmeden dağa sürülüp PKK teröristi yapılan yoksul Kürt çocukları ile Anadolu’nun yoksul Türk evlatları b u çatışmada ölmektedir. Gariban Kürt Türk Anadolu çocukları dışında arada 3-5 de rütbeli asker de şehit edilmektedir

TC ordusu ile PKK arasında devam eden savaş nedeniyle ordu, tank top tüfek helikopter silah ve teçhizat alımı ve doğu Anadolu’daki personele risk zammı, inşaat onarım bakım akaryakıt sair kalemlerle milyarlarca doları TC bütçesinden emmekte diğer devlet kurumlarının tersine Sayıştay denetiminden uzak dilediğince harcamaktadır. Ordunun rütbeli subaylarının gelir seviyesi yaşam kalitesi ister doğuda ister batıda olsun TC ortalamasının % 10’nuna girecek kadar yüksektir.

TC ordusunun aldığı silah ve teçhizatın % 90’lık kaynağı ABD, AB ve İsrail’dir. PKK ile savaşın sürmesi silah alımı ve pazarın sürekliliğini sağlamaktadır.

Asker Polis ve devletin diğer kamu görevlilerine TC’nin diğer bölgelerindekilere nazaran çok daha fazla mesai maaş yolluk sair adlar altında para ödenmektedir. Köy korucularına ödenen para yekden koruculara değil korucuların ağalarına akıtılmaktadır.

AKP öncesinde ve AKP iktidarı döneminde ordunun TC den çektiği para azalmamış bilakis Helikopter vs alımları AVAC TAİ vs vs harcamaları ile artmıştır. İsrail ile yapılan silah ve diğer ticaret artmıştır. İster Kürt ister Türk olsun standart TC yurttaşlarının % 90 ı yoksullaşırken AKP ve BDP yönetimi ve yandaş işverenleri, PKK polit bürosu zenginleşmiştir.

Sivil yada asker bu sömürüye karşı duran yazar, çizer, sanatçı gazeteci, akademisyen bir çok sosyal katmandan muhalif yurttaşlar Ergenekon, Balyoz, Salyangoz ve sair çakma darbe gerekçeleri ile tutuklanmış diğerleri sindirilmiş, TC yurttaşlarının çoğunluğu bu dezenformasyon ve asimetrik savaşla susturulmuştur. Taraflar bu savaşı medya üzerinden 7 x 24 saat 365 gün yüzlerce TV programı, web sayfası ve onlarca gazete dergi kitap Radyo-TV Kanalından yuttaşın beynine çakmaktadır.

Ez cümle PKK ve siyasi uzantısı BDP ile eski derin devletin 2011 sürümü ReTeE’nin Yeni Derin Devleti arasındaki savaş aslında etnik değil TAMAMEN Emperyal ÇIKAR ve PAYLAŞIM SAVAŞIDIR !
“Kayıkçı kavgasıdır”.
“Cambaza Bak Cambaza”dır.

Dil din ırk etnik köken sarmalında servis edilen bu asimetrik ÇIKAR SAVAŞI ve SÖMÜRÜ, antiemperyalist TC Yurttaşlık Kolektifi ve yurtsever devrimci bilinç oluşmadıkça BİTMEZ…

buyukakın

NE PARKA, NE NEFTİ YEŞİL…

Posted in Uncategorized on 05 May 2011 by buyukakin

Denizlerin THKO Davası Savunması’ndan :
“-Türkiye’nin bağımsızlğından başka bir şey istemedim. Bundan dolayı da ölümden korkmuyoruz.
Ve ben 24 yaşındayken kendimi Türkiye’nin bağımsızlığına armağan etmekten onur duyuyorum!

http://www.turksolu.org/deniz.htm

NE PARKA
NE KIZILTEPE SIRTINDA NEFTİ YEŞİL
NE MAVİ DENİZ’LER..
NE CANLAR…
NE KÖYLÜ GASKETİN ALTINDA SEN BENDEN MAHİR

NE Kİ BENİ SENİ ÖLDÜRELER…
NE Kİ GÖZÜM ÖNÜNDE GÜLEN YÜZÜN SOLDURALAR
NE Kİ İNAN..

BE HEYT
SEN SAVCI… !
SEN KOMUTAN..
SEN HOCAM
SEN CELLADIM..

DUYUN SESİ NEFESİ.
ECEL BOYNUNUZA KIRNAP ..
HA Bİ GAYRET !

İSTE DAR’AĞAÇ
İŞTE BİZ…
KORKMA ÇEK İPİ..
HA Bİ GAYRET !

Deniz GEZMİŞ’in İDAMI ve
General Ali ELVERDİ…

12 Mart Muhtırası radyodan okunur okunmaz, tüm güvenlik güçleri tek bir hedefe kilitlenmişlerdi sanki : Deniz Gezmiş.

Deniz Gezmiş ve Yusuf Aslan, 17 Mart 1971’de Şarkışla’da yakalandılar. Muhtıra ile birlikte şapkasını alıp gidiveren düşük Demirel hükümetinin İçişleri Bakanı Haldun Menteşoğlu, basını topladı ve Gezmiş’i gösterdi.
-“İşte bu pejmürde adam THKO’nun kumandanıymış. İyi bakın kılığına, kıyafetine, suratına…”
Gezmiş, gazetecilerin önünde bakanı tersledi.
-“Ben THKO kumandanı değil, neferiyim.”
-“Sen kahraman mısın?”
-“Siz de kahraman olduğunuz için istifa ettiniz değil mi? Siz, Demirel’in neferisiniz; ben THKO’nun.”

Gazeteciler gülüyordu. Bozulan Menteşoğlu sertleşti.
-“Nereye gidiyordunuz?”
-“Devrime.”

Menteşoğlu, eliyle duvardaki haritada Sivas’ı işaret etti.
-“Devrim o tarafta mı?”
Gezmiş başını dikleştirip yanıtladı.
-“Devrimin o tarafı, bu tarafı yoktur. Her taraftan gelir.”

9 Eylül 1971’de Deniz Gezmiş ve 20 arkadaşı hakkında idam cezası istendi. General Ali Elverdi’nin başkanlığındaki mahkeme heyeti de anında veriverdi idam cezasını.

* * *

10 Ocak 1972’de Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan’ın idam cezaları Askeri Yargıtay’da onaylandı.
İsmet İnönü, “siyasi suçluların idam edilmeleri büyük meseledir” dedi. “Anarşist” , “terörist” , “şaki” diye nitelenen bu gençlere ilk kez İnönü “siyasi suçlu” diyordu. Darbeci Genelkurmay Başkanı Tağmaç’ın canı çok sıkıldı.
24 Ocak günü İsmet İnönü bu kez TBMM’de konuştu ve Deniz Gezmiş’le arkadaşlarının idamlarına açıkça karşı çıktı. Ama Bülent Ecevit’le olan çatışması da sürüp gidiyordu.

3 Şubat’ta, Deniz Gezmiş ve arkadaşları için “tashih-i karar” isteği reddedildi. İsmet İnönü, Süleyman Demirel’le görüştü ve “ordunun görevini ifa edip çekilmesi” düşüncesinde olduğunu açıkladı.

6 Mart’ta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam kararları TBMM Adalet Komisyonu önüne geldi. Adalet Partililerin oylarıyla idamlar onayladı.
10 Mart’ta, idam cezaları TBMM Genel Kurulu’na geldi.
AP sözcüsü Seyfi Öztürk,
-“Meclisten 17 idam cezası geçti. Neden onlara gösterilmeyen şefkat bu üç gence gösterilsin ki?”
dedi.

CHP adına konuşan Necdet Uğur ise,
– “Gelecekte bir af çıkabilir. Bu nedenle idam cezasında direnilmemelidir. Birgün Türk milleti ve yüce meclis onları affedecekse, geleceği ipotek altına koyma hakkını nereden alırsınız?”
diye soruyordu. Tartışmalar gece yarısına değin sürdü. İsmet İnönü sonunda,
-“Artık tahammülüm kalmadı”
diyerek meclisi terketti.

* * *

Süleyman Demirel, Turhan Feyzioğlu ve Ferruh Bozbeyli’nin de evet oyu kullandıkları oylama sonucu kimi CHP’lilerin 53 kırmızı ve 6 çekimser oyuna karşılık idam kararı 238 oyla onandı.

16 Mart’ta idam kararı bu kez TBMM’den sonra Cumhuriyet Senatosu’na geldi ve çoğunlukla onaylandı. İsmet İnönü, CHP grubunda, idamların iptali için derhal Anayasa Mahkemesi’ne başvurulmasını önerdi.

23 Mart’ta Cumhurbaşkanı Sunay idam kararını onayladı ve karar 25 Mart’ta Resmi Gazete’de yayınlandı. CHP, kararın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.

Bu arada Askeri Yargıtay, Gezmiş ve arkadaşlarının yeniden yargılanma isteğini, TBMM Karma Dilekçe Komisyonu da özel af istemini reddetti. Anayasa Mahkemesi ise, CHP’nin itirazını öz ve biçim yönünden inceleme kararı aldı ve “karara varıncaya kadar infazın durdurulması gerekir” açıklamasında bulundu. Ne ki Sıkıyönetim Mahkemesi de bir açıklama yayınlıyor ve “infazların yerine getirilmesinde yasal engel yoktur” diyordu.

İnfaz Savcısı o kanıda değildi.
-“Karara itiraz için yedi gün süre vardır ve o zamana kadar beklenecektir”
dedi. Üç gencecik insanın idamları konusundaki karşılıklı direniş o boyutlara varmıştı ki, her an olağanüstü bir gelişme bekleniyordu.

27 Mart’ta beklenen oldu. Ama bambaşka bir şekilde.

Geçtiğimiz yılın 30 Kasım’ında Maltepe Askeri Cezaevi’nden kaçmış olan Mahir Çayan ve 8 arkadaşı, ABD’nin Ünye’deki Radar Üssü’nden ikisi İngiliz biri Kanadalı üç teknisyeni kaçırdılar. Deniz Gezmiş ve arkadaşları serbest bırakılmazsa rehineler öldürüleceğini duyurdular.

30 Mart’ta, Çayan ve arkadaşları -bir şoförün ihbarı üzerine- Niksar’ın Kızıldere köyünde kuşatıldılar. Her türlü görüşme istemi reddedildi. 12 saat süren çatışmadan sonra eve yaylım ateş açıldı.

İçeri çelik yeleklerle giren komando ekipleri kaçırılan teknisyenler ile Mahir Çayan, Cihan Alptekin, Ömer Ayna, Saffet Alp, Ertan Saruhan, Ahmet Atasoy, Nihat Yılmaz, Hüdai Arıkan ve Sabahattin Kurt’un kurşunlarla delik deşik cesetlerini buldular.

İlginç bir nokta da, öldü sanılan Dev-Genç eski başkanı Ertuğrul Kürkçü’nün ertesi gün evin samanlığında canlı ele geçirilmesi oldu.

29 Nisan’da TBMM, İsmet İnönü’nün “cezalar müebbet hapse çevrilsin” önerisine karşın idamları yeniden ele aldı ve yeniden onayladı.
CHP’li Turan Güneş,
– “Sanki 12 Mart’a neden olan Deniz Gezmiş ve arkadaşlarıymışçasına AP onlardan intikam almaya çalışıyor. Bu denli aymazlık görülmemiştir” dedi.
İsmet İnönü 5 Mayıs’ta bir kalp spazmı geçirdi.

* * *

Ertesi gün İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi öğrencisi 25 yaşındaki Deniz Gezmiş, ODTÜ öğrencisi 25 yaşındaki Yusuf Aslan ve 23 yaşındaki Hüseyin İnan idam edilmişlerdi. Tarihsel lider, suskundu.

Gezmiş ve arkadaşlarına idam cezası veren mahkemenin başkanı General Ali Elverdi’ydi. Kin ve nefret dolu bir adamdı o. Ağzından çıkanı kulağı duymazdı. Arada bir kulağının duyduğunu ise yüreği hiç duymazdı. Yüreği yoktu çünkü. Yüreği olmadığı için 27 Mayıs’a o denli karşı olmasına rağmen susup sinmiş, ancak 21 Mayıs olayından sonra nefretini ortaya dökmeye başlamıştı. 12 Mart’tan sonra bir sağ militan gibiydi.

Gezmiş’lerin idam kararı için pervasızca konuşacak ve
-“Ben sadece adli değil, siyasi kararlar da verdim”
diyecekti.
Yetmeyecek, Menderes, Polatkan ve Zorlu’nun 27 Mayıs sürecindeki idamlarına değinerek
-“12 Mart’ta üç sıfırlık maçı üç – üçe getirdik”
diye konuşacaktı.

O, Ali Elverdi’ydi. Ülkenin yazgısını etkileyen olaylara bir maç gözüyle bakardı ancak. “Deniz’leri asan adam” olmak sıfatını “gururla taşıdığını” söylerdi her yerde. İdam kararını daha mahkeme başlamadan vermişti. Avukat Mükerrem Erdoğan’a, Gezmiş ve arkadaşlarının asılmasından iki ay sonra gözleri bağlı olarak getirildiği Kontrgerilla karargâhında, madeni sesi çın çın öten ve kendisine “albayım” denilen kişi şöyle demişti :
-“Onların işi yakalandıklarında bitmişti.”
Ali Elverdi ise,
-“Ben, görevim idam kararı vermek olduğu için bu kararı verdim”
diyordu. Çünkü, “sadece adli değil, siyasi kararlar da” vermek üzere görevlendirilmişti. Mahkemeye hukukçu olmayan başkan olarak atanması zaten bunun kanıtıydı. Kendisinin itiraf etmesi gerekmezdi.

* * *

6 Mayıs 1972’de idam edildi Deniz ve arkadaşları. O gece, Deniz’in bulunduğu oda kalabalıktı. Çok sayıda subay vardı. Gardiyanlar, Ankara Emniyet Müdürü, Savcı, İnfaz Savcısı, polis şefleri…

Merkez Komutanı General Tevfik Türüng de vardı odada. Avukatlar Halit Çelenk ve Mükerrem Erdoğan da. Ve elbette, Ankara Bölgesi Sıkıyönetim 1 Numaralı Askeri Mahkemesi Başkanı, idam kararını vermiş olan Tuğgeneral Ali Elverdi de oradaydı.

Herkesin yüzü gergindi. Herkes Deniz’e bakıyoırdu. O da onlara. Kimileri önlerine bakmaya başlamıştı az sonra.
Bir tek Ali Elverdi, yüzünde donuk bir gülümsemeyle pencereden dışarıya, darağacına bakıyordu.
O anda Deniz Gezmiş, İnfaz Savcisi Topal Sami’ye (Sami Uğur) döndü ve
-“Ellerimi çözün, dedi. Babama mektup yazmak istiyorum.”
Subaylar ve sivil görevliler bakıştılar. Tevfik Türüng, Ali Elverdi’ye döndü. O, hâlâ pencereden dışarıya, darağacına bakıyordu.

Yanaklarından öptüler birbirlerini. Ve gülerek “Güle güle” dediler birbirlerine.
Hüseyin gittikten sonra Deniz’i ayağa kaldırdılar, ceplerini boşalttılar.
-“Parkam nerede ?”
diye sordu.
-“Burada”
dedi biri.
-“Onu babama verin!”

İnfaz Savcısı, mahkemenin ölüm cezasına ilişkin kararını okudu ve Savcı sordu:
– “Bu karar sana mı ait ?”
Deniz’in başı yukarıya kalktı, gözleri kısıldı.
– “Bu kararı reddediyorum, kabul etmiyorum!”

Savcı mahkemece verilen kararın, askeri yargıtayca onandığını söylelemekle yetindi. İnfaz Savcısının işareti üzerine, masanın üstünde duran gazete kağıdından paket açıldı. İçinden beyaz patiskadan yapılmış kolsuz, uzun bir gümlek çıktı.

Gömleği Deniz’in başına geçirdiler.
Deniz’in ayağındaki botların bağı çözüktü.
– “Bunları bağlayın”
dedi.
Sonra avukatlarına döndü,
-“Cezaevinden yangından mal kaçırırcasına kaptılar bizi. Postallarımın bağını bağlamaya bile zaman bulamadım. Bari şimdi bağlasınlar. Asıldığımda, postallarım ayağımdan düşsün istemiyorum..”

Bir gardiyan Deniz’in postallarının bağlarını bağladı. İnfaz Savcısı, “Hadi Deniz” dedi.
O, avukatlarına baktı,
-“Hoççakalın, herkese, bütün devrimcilere selâm…”
Yürüdü.. İki yanında birer gardiyan vardı. Gardiyanlar kolunu tuttular.
-“Bırakın”,
diye bağırdı,
-“bırakın kendim giderim.”
Arkasında otuz kişiye varan bir görevli grubuyla koridorlardan geçti, avluya çıktı Deniz.

Duvar dibine kurulmuş ve hafif aydınlatılmış darağacına doğru yürüdü. Masaya, oradan da duraklamadan tabureye çıktı. Başını öne uzatarak ilmiği kendi boynuna geçirmek istedi, başaramadı. Masanın başında bekleyen cellat ilmiği iki eliyle çekti, genişletti, Deniz’in boynuna geçirdi.

– “Yaşasın tam bağımsız Türkiye! Yaşasın isçiler, köylüler!
Kahrolsun emperyalizm!”

O ana değin sessiz duran Ali Elverdi birden bağırdı :
– “Çek şunun ipini!”
Cellat öne atıldı, tabureyi çekti. Saat 01.25’ti..

O, Ali Elverdi 1974 yılının 16 Ekim’inde AP’ye girdi. “Yuvamı buldum” dedi. Yuvasını ve sonra da müstehakını buldu ip çektirme uzmanı.

Em. Amiral Vedii Bilget’in Girdap-II adlı yapıtından… http://www.katman.info/dgezmis.htm

12 Eylul faşit darbesi katliamlari..
06 Mayıs 1972 ve TC tarihine not !

derleme, buyukakin 06.05.2004

‘Deniz Yaşasaydı…’

Posted in Uncategorized on 05 May 2011 by buyukakin

Deniz’in yakın arkadaşı Mustafa Lütfi KIYICI’dan

Deniz’in ve arkadaşlarının bugün yaşamış olsalar sistemin muhalifi olacağını söylemek, ezilen/sömürülen emekçi kitlelerden yana tavır alacağını söylemek, demokrasi ve sosyalizm savaşımı içerisinde olacağını söylemek, yaşamını, mahkemelerdeki duruşunu, kardeşinin bilim adamı olmasını vasiyet ettiği son mektubunu, idam sehpasındaki son sözlerini bilenlerce falcılık olmasa gerekir.

“Güzel insanlar, beyaz atlara bindiler, gittiler” söyleminde geride kalanın hüznü gizlidir. Birlikte gitmeyişinde haklılıklar olsa da bir burukluk yaşar. “Acabalar” kemirir beynini… Oysa bilirsin ki o doğruluğunu bildiği/inandığı yolda gidecektir, çaresiz.

Bir akademisyenden fantezi içeren, cevaplamam istenen bir soru aldım.

Soru bazı yakın arkadaşlarıma da gönderilmişti. Cevabımı, her 6 Mayıs’ta, “Anıları önderimiz olsun!” demenin ötesine geçememenin çaresizliği ile sizlerle paylaşıyorum.

Soru: Deniz Gezmiş yaşasaydı, dünyaya, Türkiye’ye ve bugünün yakıcı sorunlarına nasıl bakardı?

Bu soru yöneltilirken verilecek her cevabın spekülasyon olacağı bilinir. O halde böyle bir soru neden yöneltilir, amaç ne diye düşünmek gerekir.

Olumsuz düşüncelerden arınarak ve popüler kültür tuzağına düşmeden, düşüncelerimi aktarmak istiyorum.

İnsana, insanın düşüncelerine yön veren, oluşturan yaşanılan ortamdır. Zaman ve mekân şartları düşüncelerimizi oluşturur.

Deniz’lerin yaşadığı ortam soğuk savaş şartlarıdır. Dünya iki kutupludur. Bir yanda sosyalist blok, diğer yanda kapitalist blok. Bunu Deniz, “Çağımız, devrimcilerin Amerikan emperyalizmini adım adım kovaladığı çağdır. (…) Çağımız biz yaştakilerin Vietnam’da, Dominik’te, Meksika’da Amerikan emperyalizmine karşı dövüşerek öldüğü çağdır” diye tarif eder.

Vietnam savaşı önce Fransa’ya sonra ABD’ye kök söktüren ve zafere doğru ilerleyen bir doğrultudadır. Bu ABD’nin egemenliği altındaki ülke devrimcilerinde büyük umutlar yaratmaktadır. “Emperyalizm kâğıttan kaplandır” stratejik söylemi yaygındır ve bu pratikte doğrulanmaktadır. Küba devrimi ve ölümünden sonra popüler kültürün bir parçası haline getirilen Che efsanesi doruk noktasındadır. Burnumuzun dibinde Filistin kurtuluş savaşı vardır.

Bu ortamda gerilla romantizmi kaçınılmazdır. Yaygınlaştırılan gerilla savaşını özendiren kitapların birinde Marigella zaten gerillanın romantik olması gerektiğini öğütlemektedir.

Deniz bu ortamda yaşamıştır. 2. Kurtuluş Savaşı’nı başlatmak istemektedir. Başlatan kişi olmak istemektedir. Başarıya ulaşıp ulaşmamak değil, başlatmak önemlidir onun için. “Arkası gelir nasıl olsa…” onun sözüdür.

Bunun için ölmek, ölümü küçümsemek Deniz’de hep vardır. Adli Tıp dersinde Şemsi Gök Hoca’nın kitabında idam edilenin, düşüş şiddetiyle omurlar arası kopma olacağından acı duymadığını yazması/söylemesi Deniz’in şakacı kimliği ile bütünleşerek “Hiç de önemli değilmiş ya…” sözlerine dönüştüğünde, bizlere -o zamanlar bir anlam veremesek de- yıllar sonra 40 dakika ipin ucunda kaldığında acıyla anımsadığımız zifiri kara acı veren bir anıdır.

Deniz’in, Yusuf’un, Hüseyin’in Mamak Cezaevi’nde idam sahnesini seremoniye çevirdiklerini, oyun haline getirdiklerini yaşayanlardan dinleyenleriniz olmuştur.

Egemenlerin legal olanak vermediği, zahiri gerekçelerle sık sık cezaevine attığı, faşist odakların fiili saldırılarının hedefi haline getirilen Deniz’in devrimci arkadaşları gibi faili meçhule kurban edileceği yaygın bir kanı haline dönüştüğü için, uzun yaşama şansı bulacağı tartışmalıdır.

Nitekim hiç kan dökmediği, 1961 Anayasası’nı savunduğu “açık olmasına” rağmen Yusuf ve Hüseyin ile birlikte intikamcı, vicdan sınırlarını zorlayan bir anlayışla asılmıştır.

Sorunun cevabına gelirsek; Deniz’in 68’in Avrupa’daki gençlik liderleri gibi iktidar partileri içersinde yer alacağını düşünmek mümkün değildir. Cengiz Çandar benzer bir konuda bizlere bu tür cevaplar verdiği için bunu yazdım. Ancak o günün perspektifi ile bugünü değerlendirmek de zor ve falcılık olur.

Şu söylenebilir, Deniz devrimci ve sosyalist bir kişidir. “Boş zamanlarını değil boylu boyunca ömrünü vereceksin devrime” sözünü sık sık tekrarlayan ütopyası uğruna, kişisel hiçbir kaygı taşımadan ölümü göze alan bir kişiliktir. Halkımız böylelerinin heykelini dikiyor… Unutulmuyorlar.

Deniz’in ve arkadaşlarının bugün yaşamış olsalar sistemin muhalifi olacağını söylemek, ezilen/sömürülen emekçi kitlelerden yana tavır alacağını söylemek, demokrasi ve sosyalizm savaşımı içerisinde olacağını söylemek, yaşamını, mahkemelerdeki duruşunu, kardeşinin bilim adamı olmasını vasiyet ettiği son mektubunu, idam sehpasındaki son sözlerini bilenlerce falcılık olmasa gerekir.

Sevgi ile kalın.
Hak bilir olmanız dileği ile.

Mustafa Lütfi KIYICI
‘Deniz Yaşasaydı…’
Cumhuriyet 05.05.2011 s.2

ORTADOĞU ve MAGREB’de İŞÇİ MÜCADELESİ DÜNYA DEVRİMİ

Posted in Uncategorized on 05 May 2011 by buyukakin

CWI İşçi Enternasyonali Komitesi olarak, kapitalizmle ve onun getirdiği krizle olan savaşımızın 1 Mayıs gününe getirdiği anlamıyla bütün dünyadaki ezilen halkların,No gençlerin ve emekçilerin 1 Mayıs İşçi Bayramı’nı kutluyoruz.

İşçi hareketinin uluslararası mücadelesinin kutlandığı geleneksel gün olan 1 Mayıs’ın bu yılki anlamı da, Ortadoğu ve Magreb ülkelerinde devrimci dalga hareketlerinin yer alması olmuştur.

Bu da bize büyük ve güçlü bir işçi hareketinin başladığını ve bugüne damgasını vurduğunu gösterdi. Ve diğer ülkelerde de, Amerika’da Wisconsin’de çok muazzam ve güçlü bir hareket başladı.Aynı zamanda Yunanistan’da ve Portekiz’de, özellikle kesintilere karşı bir hareket dalgası kendisini benzer şekilde birçok ülkede gösterdi.

Ortadoğu’da ve Magreb’deki bu devrim, bir ülkeden bir diğer ülkeye yayılarak kendi gücünü bize gösterdi. Bu yükselen rejim karşıtı ayaklanmalar Suriye’de de devam ediyor. Maalesef ki, bu ayaklanmalar kanlı bir şekilde bastırılmaya çalışılmış, göstericilere ateş açılmış ve rejim karşıtları tutuklanmıştır.

Mısır’daki gösteriler ikinci bir dalga olarak başlamıştır ve bu da kendi gerçeğini yani sosyal temelde ve demokrasi alanında değişimin göstergelerine gebe olmuştur.

Diğer bir taraftan bu rejim karşıtı hareketler ekonomik krizden çok az da olsa etkilenen Çin’de de etkisini göstermiş ve Tunus’ta yaşananların yayılmasını tetiklemiştir. Diktatörlük rejimi altındaki ülkeler dahi, bu ayaklanmaları kendilerine bir tehdit olarak görmüşlerdir. Sri Lanka’dan Kazakistan’a kadar yaşanılanları ateşleyerek, devrim hareketlerini etkilemiştir.

Devrimi Destekle! Emperyalist Müdahaleye Hayır!

İşçi Enternasyonali Komitesi, Libya halkını desteklemekte, Amerika ve Amerika ile işçi birliği halinde olan Avrupa emperyalist güçlerine ve onların askeri müdahalelerine hayır demektedir. Emperyalist güçler bu alanda gelişen olayları kontrol altına alıp, bölge halkını ve bölgedeki tüm güçleri hegemonya altına almak ve rejim karşıtı hareketleri kendi çıkarları doğrultusunda kontrol etmek istiyorlar.

Emperyalist güçler bu gelişmelerden ve halkı ezen Suudi Arabistan rejiminden ve Bahreyn’de yaşananlardan rahatsızlık duymuyor. Emperyalist güçler, işçilerin yaşadıkları sorunlarla ya da Libya halkının demokrasi için verdikleri mücadele ve sosyal değişimlerle de ilgilenmiyorlar.

Bizim amacımız, emekçi halkın yanında olmak ve ihtiyaçları olan enternasyonal işçi desteğini sunarak; bir yandan Libya halkını ezen Kaddafi rejimine karşı olarak ve aynı zamanda da emperyalist güçlerin müdahalelerine ve savaşa karşı olmaktır.

Dünyamızın Yok Edilmesine Hayır!

Bu yılki 1 Mayıs’ın diğer anlamı da, Japonya’daki depremden, tsunamiden ve asıl olarak nükleer patlamadan zarar gören halkın yaşadıkları bütün bu felaketler karşısında verdikleri mücadeleleridir. Biz İşçi Enternasyonali Komitesi olarak bu mücadeleyi desteklemekteyiz. Bu yaşanan felaketin diğer bir yüzü de göstermektedir ki; Japonya’daki kapitalist hükümet için Fukishima’daki nükleer patlama sonucu can güvenliği olmayan milyonlarca insanın ve doğanın aldığı hasarın değil, nükleer santralden elde edeceği karın önemli olduğunu, santraldeki tedbirleri düşük bütçeli tutmasından anlaşılmaktadır. Amacı yüksek kar olan TEPCO ve General Electric, Toshiba, Hitachi gibi büyük şirketler için nükleer santrallerden elde ettikleri karların, nükleer felaketten etkilenen insanların hayatından daha önemli olduğunu gördük.

Nükleer’e hayır !

Ortaya çıkan bilgiler, enerji üretimi yapan şirketlerin kendi kar amaçları dışında insan hayatını gözeten önlem almadıklarını göstermektedir. Bu örnek de, bütün sanayi kollarının işçiler ve emekçilerin demokratik kontrolü altında olmasının önemini göstermektedir. Acil yapılması gereken ise, ’Karbon monoksit emisyonu ile meydana gelen küresel ısınmaya son’ bahanesine sığınmak değil, nükleer enerji üretimine derhal son verilmesini gerektiğini söylemektir. Böylelikle nükleer enerji üretiminin bitmesiyle küresel ısınmanın da biteceği kavranmalıdır. Uluslararası birlik çerçevesinde oluşturulacak Sosyalist bir enerji planı, nükleer enerji üretiminin sonu ve fosil yakıt üretiminin zararlarını tartışılacağı çerçevede şekilde olmalıdır. Kitlesel bir mücadelenin gerekliliğini göstermeliyiz. Sadece sosyalist bir temelde enerji dönüşümünden emin olabiliriz ve enerji sorununun çözümü bu ilkeler üstüne kurmalıyız.

Sürekli Kriz

Bu yıl ki 1 Mayıs’ın önemli bir anlamı da, 2008’de başlayan krizin Kuzey Afrika’da ve Ortadoğu’da yaşanan olayların önemli bir devrim dalgasına neden olduğu ve diğer önemli bir göstergesi de kapitalist sistemin işsizlikle, sosyal güvenlikte ve emekçi kitlelere sunduğu yetersizliktir.

Pek çok ülkedeki hükümet, 1930’lardan bu yana yaşanan en derin krizi özelleştirme ve kesintilerle çözmeye çalışmaktadır. Bu ülkelerin bile yapılan, sadece ekonomiyi geçici olarak canlandıran çözümler üretmek, emekçi kitlelerin sırtına ağır yükler koyarak, bankacılara yapılan mali yardımlarla kısa süreli çözümlerin ötesine gitmeyen uygulamalardır. Ancak, bu yeni isyan hareketi ilk mücadelesini etkili bir şekilde Amerika’da gösterdi. İlk büyük kitle hareketi işçilerin sendikal haklarının ve çalışma koşullarının düzeltilmesi amacıyla Wisconsin’de, kamu çalışanları tarafından yapılan eylemle kendini gösterdi. Michael Moor’un dediği gibi: ’Cumhuriyetçi Çay Partisi’ne bağlı Vali Scott’un bu uygulamaları,sınıf savaşını ve uyuyan bir dev olan emekçileri uyandırdı.’ 6 milyona sahip olan bu küçük eyalette yapılan gösteriye 200.000 gösterici katıldı ve kararlılıklarını, sendikal hakları için savaşmanın önemini ortaya koydu.

Maalesef, sendika liderinin çıkarları işçi sınıfının gerçek haklarını savunmaktan çok çürük uzlaşma zeminleriyle örtüşüyor.

Fakat, buna rağmen içerde ve dışarıda verilen geniş bir destek çerçevesinde bir günlük grev çağrısı yapıldı. Sosyalist Alternatif, CWI’ın Amerika’daki seksiyonu, bir sonraki adımın atılması yolunda somut öneriler ortaya koydu. Birçok ülkede sendika yöneticilerinin bazen de hareketin basıncını düşürmek için sözlü olarak kendilerini mücadeleci gösterse de atılması gereken adımları atmayarak ciddi bir hareketi sonlandırılmıştır. CWI, demokratik ve mücadeleci sendikalar için tavır koyuyor. İşçi sınıfını savunmak için gerekli olan her yerde ve her zaman sendikaları yenilemek zorundayız.

Kesintilere Karşı Kamudaki Sosyal Alanı Savun!

Çin’deki ekonomik gelişmeler sayesinde, Avrupa’da ve Amerika’da ağır şekilde hissedilen kriz, Latin Amerika ve Afrika’nın bazı ülkelerinde bu kadar serin sarsıntılara neden olmamıştır. Bunun bedeli olarak bu ülkeler Çin’e eski sömürgeci zamanlardaki gibi bağımlı hale gelmişlerdir.Bununla birlikte önümüzdeki günlerde oluşacak yeni bir kırılma ve başkaldırı dalgasının temelleri oluşmuştur. Bu kırılmanın en iyi gözlemlendiği yer şu an Avrupa’dır.

Hükümetler krize köklü çözümler üretmek yerine, geçici ve somut olmayan kapitalist planlar ortaya koyarak, kendilerini kurtarmaya çalışmaktadır. Onların tek umutları, Yunanistan ve Portekiz benzeri durumların ileride tekrar ortaya çıkmaması için yeni senaryolar yazmaktır. Fakat bu gittikçe zor bir hal almaktadır. Bankacılık krizi çözümlenememiş dış borçlanmalardan kaynaklanan kriz büyümektedir.

Kesinti politikaları toplu direnişler şeklinde kendini göstermiştir. Yunanistan, kemer sıkma politikaları sonucunda sekiz genel grevle tanıştı. Genel grevde on milyonlar sokaklara döküldüler. İspanya’da hayat durma noktasına geldi. Yüz binler aynı şekilde Portekiz’de sokakları doldurdu. İngiltere’de ise sendika liderleri bu kesintilere karşı gelen basıncı aylarca engellemesi, 26 Mart’ta 700.000 emekçinin öfkeli protestolarına neden oldu.

CWI, Pakistan’da Bağımsız İşçi Enternasyonali Komitesinin temellerini atmıştır ve bu seneki 1 Mayıs kutlamaları Bağımsız Sendika Kurulu’nun katılımıyla da bütün Pakistan’da gözlemlenebilecektir.

CWI, Kazakistan’da yeni bir sendika federasyonunun kurulmasına katkıları olmuştur. 1 Mayıs’ta İşçi mücadelesindeki şehitler hatırlanacaktır. Kazakistan’da demokrasi ve işçi hakları savunuculuğunda bulunmuş, hapishanelerde işkencede öldürülmüş

işçilerin hatırlanması CWI tarafından bir borç olarak bilinmektedir.

Sri Lanka’da iktidardaki kapitalist parti bu seneki 1 Mayıs’ı düzenleyerek, 1 Mayıs’ın içini boşaltmayı amaçlamaktadır. Fakat Birleşik Sosyalist Parti (CWI Sri Lanka) kendi alternatif 1 Mayıs kutlamasını oluşturarak, kapitalist diktatörlüğe karşı olan tavrını ortaya koyacaktır.

CWI birçok ülkedeki yeni politik oluşumlara katılarak, İşçi Kitle Partilerinin inşasında çalışmaktadır. İşçi sınıfının yeniden inşasında o oluşumların içerisinde CWI, en iyi önerileri sunarak, bu oluşumların içerisinde Marksist düşüncelerin yayılması için çalışmaktadır.

İşçi sınıfı hareketinin yeniden inşasında, Ortadoğu’da ve Kuzey Afrika’daki mücadele şu soruyu ortaya atmıştır, hükümetlerin işçi sınıfını zayıflattığı ve yoksullaştırdığı,yapılan kesintilerle beraber uluslararası büyük tekellerin, bankaların, ekonomide getirdiği kemer sıkma politikalarının işçi sınıfını nasıl etkilediği gözler önüne serilmiştir.

CWI’ın görüşleri kapitalizm ve pazar diktatörlüğünün sonlandırmaya yöneliktir.

2008’de yaşanan kapitalist kriz, işçi sınıfının haklarına yönelik keskin saldırıların olduğu yeni bir dönemi başlatmıştır. Fakat bu dönem içerisinde işçi sınıfı mücadele ederek kapitalizm içerisindeki gücünü de fark etmiştir. Farklı ülkelerdeki işçi sınıfının üyelerinin oluşturduğu bu gücü inşa ederek, sosyalist bir dünya oluşturmak için bir araya gelelim.

http://www.socialistworld.net, 02/05/2011
website of the committee for a workers’ international, CWI

makale : http://www.socialistworld.net/doc/5035

1.mayıs.2011 taksim’de

Posted in Uncategorized on 02 May 2011 by buyukakin

Sabah 09:20 den itibaren alanın erişebildiğimiz her noktasındaydık. Ne bahçelisi, ne Kılıçdaroğlu, ne BOB eş başkanı kasımpaşalısı, ne de meclis içi dışı yenisi eskisi diğer parti gnl.başkanları; İşçilerle, toplumsal muhalefeti dillendiren genci, yaşlısı, emeklisi, çalışanı, özürlüsü, beyaz yakalısı, mavi yakalısı sendikalısı sendikasızı ve hemen her meslek grubundan emekçisi binlerce TC yurttaşıyla birlikte “alanda yoktular”.

Anlaşılan yürekleri yetmedi !

Sadece mütevazi, korumasız, arabasız, düz ayak yürüyerek miting meydanında, halkın içinde senden benden içimizden birisi; Yaşını başını almış değişmez siyasal parti başkanlarına nispet 32 yaşında gencecik bir parti genel başkanı ordaydı; Erkan BAŞ, TKP Gnl.Bşk.

Darısı TC deki diğer tüm partilerin BAŞINA !

toplumsal güçbirliği kolektifi
02.mayıs.2011


(1) ilk fotograf kaynak, Cumhuriyet 02.05.2011
(2) ikinci fotograf, buyukakin 01.05.2011 taksim, ist.