Nisan, 2011 için arşiv

Holloway: “Devrim cesaretle yürümektir ”

Posted in Uncategorized on 29 Nis 2011 by buyukakin

‘Kapitalizmde Çatlaklar Yaratmak’ kitabının yazarına göre, başka bir dünya yaratılabilir

Holloway: Devrim cesaretle yürümektir

“Kapitalizm insanlığı ve doğayı belki de geri dönülmez biçimde katlediyor. Bu düzenin acilen değiştirilmesi gerekiyor. Bunun için çığlıklarımızı çoğaltmalı, kapitalizmde çatlakları çoğaltmalıyız. Devrim, ihtiyaç ve zorunluluktur. Bu devrim iktidarı almak değil, bilakis sorarak, deneyerek, yanılgılardan dersler çıkartarak, cesaretle yürümektir.

İZMİR- Kapitalizm karşıtlığıyla tanınan dünyaca ünlü İrlandalı Sosyolog John Holloway, iktidarı hedeflemeyen, çığlıklar atarak, sorarak, koşmadan yürüyen Zapatistler hareketini, başka bir dünyanın yaratılmasında önemli bir “deneme” diye nitelendiriyor. Bilinenlerin aksine “Devrim iktidarı ele geçirmek değil, sorarak, sordurarak yürümektir” diyor.

Holloway’in 1991’de Meksika’ya göç etmesi, onun Zapatistler hareketiyle (EZLN) yakın ilişkiye girme sürecini de başlattı. Kısa bir süre sonra EZLN hareketinin kuramcısı olarak tanındı. Holloway, özellikle bir- çok kişi için çok yeni şeyler söylüyor, devlet, para, egemenlik ilişkileri, devrim üzerine. “Devrim cesaretle yürümektir” yaklaşımları dünyada yankılar yaratıyor. Anarşizmin öncülerinden Mikhail Bakunin’in “devlet” odaklı eleştirilerini de aşan yorumlarıyla, modern anarşizmin en önemli isimlerinden biri. Yazdıklarına gelen tepkileri “yüzde 90’u beni aptalca buluyor, yüzde 10’luk kesim de desteklediğini belirtiyor” diye açıklayacak kadar da alçak- gönüllü. Holloway’le söyleşimiz başlıyor:

Filizlenen radikal eleştiri

-Neo-liberal politikaların alternatifsizliğini belirten “Tarihin sonu bitti” söylemlerinin tersine, sürece dair görüşleriniz neler?

HOLLOWAY – Klasik Marksizmin uygulamalarının feci sonla bitmesinin ardından yeni bir tarih yazılmaya başlandı. Seatle, Prag, Cenova, Salzburg, Heiligendamm, Porto Agale sürecindeki radikal anti-kapitalist çıkışlar, umut veriyor. Burada filizlenen radikal eleştiri; insanlığı ve doğayı belki de bir daha düzeltilemez oranda katleden kapitalizme karşı yeni bir denemenin de ortaya çıkmasına yol açıyor. Kapitalizmde çatlak yaratmanın yolları ve yöntemleri daha bir önem kazanıyor, yaygınlaşıyor. Kapitalizmi yaratan ilişkiler zincirine yönelik bilinç yükseliyor.

Devrim zorunluluktur

– Geleneksel sol anlayışlardan farklı olarak kapitalizmi “devlet” sorunu olarak değil de, onu yaratan “ilişkiler zinciri” diye yorumluyorsunuz…

– Klasik Marksist yorumlarda, emeğin çifte karakterlerinden biri olan toplumsal yönü öne çıkartılmıyor. Onun yerine artı değerin meta üretim yönü öne çıkartılıyor ve bunun sonucunda kapitalist devlet karşılığı olarak sosyalist devlet amaçlanıyor. Devlet nesne yerine özne olarak ortaya çıkartılıyor. Oysa devlet gökten inen bir olgu değil, insanların ürettiği, var ettiği bir nesnedir. Bu nedenle toplumsal emek (mal üretmeyen emek) kapitalizmi ortadan kaldıracak gerçekliktir. Kapitalizm insanlığı ve doğayı belki de geri dönülmez biçimde katlediyor. Bu düzenin acilen değiştirilmesi gerekiyor. Bunun için çığlıklarımızı çoğaltmalı, kapitalizmde çatlakları çoğaltmalıyız. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu, kendi özgür irademizin belirleyici olduğu, ihtiyaçlarımıza göre, doğa ve canlılarla dost içinde yaşadığımız, Marks’ın emeğin toplumsal yönünü özne yapan (Klasik Marksizmin eşya üreten ve kapitalizmi yaratan emek yönünü değil) yaşayabileceğiz alanları çoğaltmalıyız. Devrim, ihtiyaç ve zorunluluktur. Bu devrim iktidarı almak değil, bilakis sorarak, deneyerek, yanılgılardan dersler çıkartarak, cesaretle yürümektir. Aslında her gün kapitalizmi yeniden yaratıyoruz.

DAHA FAZLA ÇIĞLIK

– Başka bir dünya mümkün olsa gerek?

– Burada vurgulamak istediğim, kapitalizm tepeden inme, insan üstü bir proje değil, insanlar tarafından üretilen yaşama biçimi olmasıdır. Marks’ın da belirttiği emeğin toplumsal yönünü temel alıyoruz. Artı değer, eşya üretimi için değil, toplumsal olarak kullanılmalıdır. Bu durumda kapitalizme zaten gerek kalmıyor. İnsanlaşmanın önündeki en büyük engel olan meta fetişizmi ve kapitalizmi ortadan kaldırıyor. Bizim denediğimiz, geliştirmeye çalıştığımız budur. İnsanlığı belki de geri dönülmez biçimde katleden kapitalizmi sonlandırma deneyimimizdir bu. Merkezimize insanı koyuyoruz. İnsanlara klasik sol yorumlarda olduğu gibi ‘sabır’, ‘devlet yıkılacak, yeni devletle cennet gelecek’ demiyoruz. İçinde yaşadığımız duruma müdahale etmeyi deniyoruz, sorarak, sordurarak yürüyoruz, çığlık atıyoruz, belki de devrim yapıyoruz, bilmiyorum. Ancak toplumsal olarak anti-kapitalist bir dinamik yaşıyoruz. Anti- kapitalizmden de kapitalizm için çalışmamayı anlıyoruz.

Hayalle varlığın gerilimi

– Çığlık atmak tabii ki şimdiye kadar algılanandan farklı bir durum.

– Çığlık; dünyada yaşananlardan korkmak ve aynı zamanda başka bir dünyayı istemektir. Çığlık; var olanla hayal edilen arasındaki gerilimdir. Kimlik olmayan tutarlı farkındalıktır. Çığlık burada özne değil nesnel bir durumdur. Bize yabancı olanlara, karşı olma durumudur. Devrim durumudur…

– Bu durumda “devrim” devlet aygıtının ele geçirilmesi, yeniden yaratılması değil, tam tersine kapitalist ilişkilerin sona erdirilmesi oluyor.

– Sorularımızı değiştirerek devrim sorununu çözemeyiz. Ancak belki devrim sorunu üzerine ‘devrimci düşünce’ yapabiliriz, yeni bir gramatik, yeni bir politik dil, başka bir devrimci düşünce tarzı, belki yeni bir ümit yaratabiliriz. Çünkü 30 yıl önce başka bir tarih yazılmaya başlandı… Büyük ‘devrimci anı’ bekleyemeyiz. Az önce belirttiğim gibi levhalarda simgeleşen çatlakları ne kadar çok çoğaltabiliyoruz… Soru burada duruyor, kapitalizmi sonlandırmanın anahtarı bu işte…

– Bu kadar kolay mı?

– Dünyadaki milyonlarca insanı kapitalizm için çalışmaktan, onu üretmekten vazgeçirmeye ikna etmiş durumda değil. Bunun için kapitalizmde çatlaklar yaratmak çok önemli. Binlerce, yüz binlerce, milyonlarca çatlak yaratmalıyız. Bir punk grubunun parasal ilişkileri reddetmesi, Linux, açık yazılım, Wiki-pedia suların meta haline dönüştürülmemesi mücadelesi, sulara toprağa sahip çıkma, hayvan hakları ve özgürlüğü için mücadele, sevgili, ailesi için zaman isteme gibi milyonlarca çatlaklar yaratmalıyız.

‘Var olana müdahale ediyoruz’

– Alışageldik klişelerden farklı olarak iktidarı hedeflemiyorsunuz?

– Her egemenlik sürecinde; kabullendirme, dayatma, iç dinamik sistemleri gereğince ‘kendini yaratma’ yatar. Şöyle örnekle açıklamaya çalışayım. Egemen, dün egemen olduğundan dolayı yarın da egemenliğinin süreceğini düşünür (plan, yatırım, uygulama) Köle ise başka bir sabahın rüyasını görür, özgür olmayı hayal eder, belki de genellikle işi ahirete, cennete havale eder (sabır). Peki bu durumda yapılması gereken emek (toplumsal emek) bu kölelik ilişkilerini kırmak değil midir? Bunun için başka bir devlet, parti, örgüt, sendika, kurtarıcı, kurum, zaman mı gereklidir? Bu soruyu ben ‘hayır’ diye yanıtlıyorum. Hayır’ın bu kölelik yaratan ilişkiye karşı çıkmasının önemine dikkat çekmek istiyorum, onu deniyorum. Objekt ve subjekt ayrışmasına karşı çıkıyorum. Fiil ve nesnenin egemenlik ilişkilerini gidermede çok önemli olduğunu düşünüyorum. Toplumsal yapı insanlar tarafından üretiliyor. Para ve devlet; araba, buzdolabı gibi insanların ürettiğidir. Devlet de aynıdır. Onu da sürekli yenileştirdiğimizden, onun emir şiddetini ve kurallarını onayladığımızdan dolayı vardır. Var olana, yaşanmakta olana müdahale ediyoruz, kapitalizmi sonlandırıyoruz, bunu deniyoruz.

Mete KIZIK
Cumhuriyet 29.04.2011

Reklamlar

Sinan AYGÜN: ” Rant lordları 2B işgalin bedelini ödemeli”

Posted in Uncategorized on 18 Nis 2011 by buyukakin

CHP nin 2012 genel Seçimler Seçim manifestosuna giren 2B deki yeni yaklaşımı kaynak yaratmak mı ? Yoksa orman arazilarinin satışı mı ?

Kılıçdaroğlu 2B ye ilişikin açıklamasını şu şeklide yaptı:
..

Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’nin 2B arazilerine ilişkin projesini İstanbul’da açıkladı. Bir basın toplantısı düzenleyen Kılıçdaroğlu, 2B projesini Sultanbeyli ilçesinde açıklamalarının gerekçesini ise, “En çok Sultanbeyli’de 2B arazisi üzerinde konut var” diyerek gösterdi.

Kılıçdaroğlu, CHP’nin 2B projesi ile ilgili olarak, “Köylü ile devlet arasında barışı sağlayacağız” diye konuştu.:

“2B’yi Sultanbeyli yoğun yaşıyor, 2B barış projesi diyoruz bunun adına. Devlet ve yurttaş barışacak, ormanda köylü ile barışacak.”

CHP lideri 2B projesinin detaylarını da açıkladı:
“Tarımsal faaliyette bulunanlara kullandıkları arazinin tapusunu vereceğiz. Konutlarda emlak vergisi üzerinden başka konutu varsa raiç bedeli üzerinden devredilecek. Tarım ve hayvancılık amaçlı kullanılan arazilerde emlak vergisi değeri üzerinden yerleşim amaçlı kullandıkları araziler aynı amaçlı kullanma koşulu ile bedelsiz devredilecek. Boş alanlar ağaçlandırılacak.”
Kılıçdaroğlu’na AK Parti’nin 2B projesi ile CHP’nin 2B projesi arasındaki fark soruldu.

CHP lideri net konuştu:
“Biz bunu bir başka parti ile kıyaslamayı doğru bulmuyoruz. AKP 9 yıldır 2B diyor ama henüz Meclis’e bir tasarı sunmuş değil. Değerlendirme yapmak mümkün değil.” (1)

YCHP nin Ankara 1 bölge adayı Sinan Aygun’un 2B ye dair daha önceki söylemini TMMOB’un 2B Sorunu Gerçekler – Öneriler kitabından okuyarak hatırlayalım :


ATO: Rant lordları işgalin bedelini ödemeli

Ankara Ticaret Odası(ATO) Başkanı Sinan Aygün, 2B olarak bilinen orman niteliğini yitirmiş arazilerin işgal altında olduğunu belirterek, ‘Rant lordları, işgallerin bedelini ödemelidir’ dedi.
ATO Başkanı Sinan Aygün, bu arazilerin işgal altında olduğunu belirterek, ‘Devlet yokluk çekiyor, işgalciler milyar dolarlık orman vasfını yitirmiş araziler üzerinde keyif çatıyor. Rant lordları işgaliye bedellerini ödemelidir’ dedi.

Arazilerin orman köylüsüne ve ağaçlandırmaya ayrılacak payın artırılmasını da içeren bir ‘orta yol’ bulunarak satılmasını öneren Sinan Aygün, yaptığı yazılı açıklamada, 2B olarak bilinen orman niteliğini yitirmiş arazilerin satışına yönelik düzenlemeye belli koşullarla destek verdi. Orman niteliğini yitirmiş ve yeniden ormana dönüştürülmesi artık mümkün olmayan 473 bin hektar arazi üzerinde alt yapısı sağlanmış 400 bini aşkın yapı yer aldığını belirten Aygün, bu yapıların yıkılmasının ekonomik ve sosyal açıdan mümkün olmadığına işaret etti.


‘İŞGALDEN KURTARAMIYORSAN SAT’

Bir yanda devletin kaynak sıkıntısı çektiğini, diğer yandan yasal boşluk sebebiyle işgalci durumundaki kişilerin bir kuruş para vermeden, devlete hiç bir katkı sağlamadan bu arazileri kullandığını belirten Aygün, ‘Yıkamıyorsan, işgalden kurtaramıyorsan en mantıklı çözüm satmaktır’ dedi. Aygün, 2B’lerin satışında haklı bazı çekinceler olduğunu kabul etmekle birlikte bu işgalin bu şekilde devamının da kamu vicdanını rahatsız ettiğini vurguladı. Aygün, ‘Yasamız orman vasfını kaybetmiş arazinin sadece orman köylüsüne satılabileceğini öngörüyorsa da çoğu yerde orman köylüsü de kalmamış durumda. Çoğu arazi bir kaç el değiştirmiş ve kimin olduğu belli değil’ dedi.

’20-25 MİLYAR DOLAR KAZANMAK MÜMKÜN’

Aygün, bu arazilerin orman köylüsüne öncelik tanıyacak şekilde satışından 20-25 milyar dolar kazanmanın mümkün olduğunu, ayrıca bu satışın, emlak ve dier vergi gelirleri de hesaba katıldığında hazineye büyük bir katkı sağlayacağını, aynı zamanda mülkiyet sorunlarının da çözüleceğini ve adli ve idari yargının yükünün de hafifleyeceğini anlattı.

ORTA YOL ÖNERİSİ
ATO Başkanı Aygün, orman niteliğini yitirmiş arazilerin satışından elde edilecek gelirin yüzde 20’sinin orman köylüsünün desteklenmesi ve orman ağaçlandırılmasına aktarılması yönündeki düşüncenin doğru bir yaklaşım olduğunu da belirterek, ‘Ancak bu yüzde 20’lik oran yüzde 30-40’lara çıkarılırsa, yasaya karşı duyulan bazı endişeler de kısmın karşılanmış olur’ dedi. (2)



Bakalım, Demokratik Kitle Örgütleri ve TMMOB bu “Yeni 2B yaklaşı”mına ne diyecek ?

buyukakın

kaynak :
(1) http://www.cnnturk.com/2011/turkiye/04/16/iste.chpnin.2b.baris.projesi/613528.0/index.html
(2) 2B Sorunu Gerçekler – Öneriler TMMOB http://www.tmmob.org.tr/resimler/ekler/6e359e83860db1d_ek.pdf
(2) http://www.tmmob.org.tr/yayinlar/kitap_goster.php?kodu=36
(2) http://www.haberpan.com/ato-rant-lordlari-isgalin-bedelini-odemeli-haberi/

… Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize …

Posted in Uncategorized on 06 Nis 2011 by buyukakin

(*)

Yıldızlar terler ya sen de terliyorsun
Aynı ıslak pırıltı burun kanatlarında
Hiç dinmiyor motorların gürültüsü
Köpekler havlıyor uzaktan
Demin bir çocuk havladı
Fatmanım cumbadan çarşaf silkiyor yine
Ali dumdum anasına sövüyor saatlerdir
Denizi tokmaklıyor balıkçılar
Bu sesler işte sessizliğini büyüten toprak
O sesinin sardunyalar gibi konuşkan sessizliği
Hayatta yattık dün gece
Üstümüzde meltem
Kekik kokuyor ellerim hala
Senle yatmadım sanki
Dağları dolaştım
Ben senden öğrendim deniz yazmayı
Elimden düşmüyor mavi kalem
Bir tirandil çıkar gibi sefere
Okula gidiyor öğretmenim
Ben de ardından açılıyorum
Bir poyraz çizip deftere
Bir ada var sırf ebabil
Dönüyor dönüyor başımda
Senle yaşadığım günler
Gümüş bir çevre oldu ömrüm
Değince güneşine
Neden sonra buldum o kaçakçı mağarasını
Gözlerim kamaşınca senden
Ölüm belki sularından kaçırdığım
O loş suda yıkanmaktır
Durdukça yosundan yeşil
Kulaç attıkça mavi
Ben düzde sanırdım yıkıntım
Örenim alkolik asarım
Mutun doruğundaymışım meğer
Senle çıkınca anladım
Eski Yunan atları var hani
Yeleleri bükümlü
Gün inerken de öyle
Ağaçtan izdüşümleriyle
Yürüyor Balan tepeleri
Yürüyor bölük bölük can
Toplu bir güzelliğe doğru
Kadınım Yaraşıyorsun sen Akdenize

Can YÜCEL

(*) “Akdeniz Yaraşıyor Sana” adlı şiiri

Her 5 emekliden 1’i aç, 4’ü yoksul – Disk Emekli Sen

Posted in Uncategorized on 06 Nis 2011 by buyukakin

Tüm emeklilere eksik ödenen alacakların, herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın ödenmesi için imza kampanyası başlatan Emekli-Sen, koşullarda iyileştirme istiyor.

Ekonomi- DİSK’e bağlı Emekli-Sen’in hesaplamasına göre her 5 emekliden 1’i aç, 4’ü ise yoksul. Tüm emeklilere eksik ödenen alacakların herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın ödenmesi için imza kampanyası başlatan sendika, 2002’den bu yana iktidarda bulunan AKP’nin uygulamalarının milyonlarca emekliyi mağdur ettiğini belirtirken bu uygulamaları şöyle sıraladı:

* Kazanılan mahkeme kararlarına rağmen SSK ve Bağ-Kur emeklilerinin TÜFE alacakları ödenmedi, kamu çalışanlarına verilen ek ödemeler Emekli Sandığı emeklilerine verilmedi.

* 5510 sayılı yasayla sağlık özelleştirildi. Dolayısıyla sağlık kurumlarında muayene ücreti, ilaç parası ve katılım payı gibi ödemek zorunda kalındı.

* 4 kişilik bir ailenin, açlık sınırı 890.00 TL. Yoksulluk sınırı ise 2 bin 898 TL. Maaşların ortalaması Bağ-Kur’da 500 TL. SSK’de 650 TL. Emekli Sandığı’nda ise 900 TL dolayında.

Alacak 2 bin lira

* Bu durumda emeklilerin yüzde 80’i açlık sınırı altında maaş alıyor. Aynı zamanda tamamının maaşları yoksulluk sınırı altında. Daha açık bir ifade ile her beş emekliden dördü aç, tamamı yoksul.

* 2002 ve 2006 yıllarında SSK ve Bağ-Kur emeklerinin aylıkları eksik arttırıldı. Uzmanların değerlendirmeleri 7 milyon emeklinin her birinin alacağının 2 bin TL olduğunu gösteriyor. Davaya gerek kalmaksızın bu ödeme yapılsın.

Geçinemiyorlar

Emekli-Sen AKP’nin, 2002 ile 2006 farkları ödemediğini de hatırlattı. Bu konuda açılan davada, Ankara 17. İş Mahkemesi’nin 2002’ye ait eksik ödemeyi kabul etmesine karşın kararın temyiz ediliğini oysa, yaşanan yoksulluğa istinaden farkların tek tek dava açılmasına gerek kalmaksızın ödenmesi gerektiğini belirtti.

Cumhuriyet 6 Nisan 2011
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=231344&kw=Her+5+emekliden+1%27i+a%E7%2C+4%27%FC+yoksul

Kılıçdaroğlu : “Biz, yeni CHP’yiz”

Posted in Uncategorized on 04 Nis 2011 by buyukakin

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ”Biz, yeni CHP’yiz. Proje üreten, ülkesini düşünen, yarattığı değerleri hakça bölüşen, yoksulluğu tarihe gömmeyi düşünen yeni bir anlayışın sahibiyiz. İnançlara, etnik kimliğe saygılı, bunları siyasetin odağına koyan partilerden olabildiğince uzak duran, 19. yüzyılın politikalarını reddeden yeni bir anlayışın sahibiyiz” dedi.

AA Ankara- CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TOBB Yönetim Kurulu Toplantısı‘na katıldı. Buradaki konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı. Bir gazetecinin, CHP’nin 29 ildeki ön seçimlerde, milletvekillerinin listelerde alt sıralarda yer aldıklarını hatırlatması üzerine Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti: ‘‘Ön seçimleri gayet iyi değerlendiriyoruz, 29 ilde bütün üyelerin katılımıyla ön seçim yaptık. Demokrasiyi, biz bu ülkeye getireceğiz, kararlıyız, parti içi demokrasiyi de getireceğiz onda da kararlıyız. Siyasi partiler yasasını değiştireceğiz, siyasi ahlak yasasın çıkaracağız. İlk 4 ay içinde artık bu ülkede demokrasi, özgürlük sorunu olmamalı. 29 ilde ön seçim yaparak, önemli bir başarıya imza attık, ortaya çıkan sonuçlar şu; Türkiye değişim istiyor. Bir ilimizde birinci ve ikinci sırada kadın milletvekili adayları çıktı ve ön seçimden bizim düşündüğümüzden daha fazla kadınlar çıktı, bundan da son derece mutluyuz.”

İklim Bayraktar sorusu

Kılıçdardoğlu, ”Ön seçim sonuçlarına uyacak mısınız?” sorusuna ‘‘Seçim sonuçları, yargının gözetiminde yapıldı, uyacağız tabi’‘ karışılığını verdi. Bugün bir gazetede, gazeteci İklim Bayraktar’ın iddialarına ilişkin bir haber olduğunun hatırlatılarak, değerlendirmesinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, ”Türkiye’nin en önemli sorusunu sorduğunuz için teşekkür ederim. Türkiye’de zaten başka sorun yok. Var olan sorunların en temeli buydu herhalde. Kusura bakmazsanız bu soruya yanıt vermek istemiyorum, daha ciddi sorular sorarsınız büyük bir içtenlikle yanıt veririm” dedi.

‘Bu tabloyu kırmak istiyoruz’

TOBB Yönetim Kurulu Toplantısı’nda konuşan Kılıçdaroğlu, TOBB Yönetim Kurulu üyeleriyle bir arada olmaktan duyduğu mutluluğu dile getirdi. CHP’nin iş dünyasında bir algısı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, ”CHP’nin, iş dünyasındaki algısı biraz olumsuz, bu tabloyu kırmak istiyoruz” dedi. İş dünyasının rahat çalışabileceği, üretebileceği, istihdam yaratabileceği bir modeli kurmakta kararlı olduklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, sanayicinin ekonominin kamu görevlisi olduğunu, bu nedenle önündeki engellilerin kaldırılması gerektiğini söyledi. TOBB’u özel sektörün kalbi olarak nitelendiren Kılıçdaroğlu, gelişip büyümesi için herkesin çalışması gerektiğine işaret etti. ”Ekonomi iyi yönetilmiyor” diyen Kılıçdaroğlu, iyi yönetilen bir ekonomide 9 yılda 4 kez mali af çıkmasının söz konusu olamayacağını belirtti.

Ekonominin iyi yönetilmediğinin bir diğer somut göstergesinin de ”ekonominin büyümesinin sıcak paraya bağlanması” olduğunu kaydeden Kılıçdaroğlu, ‘‘Bugün gazetelerde ilginç bir haber vardı. İnce belli bardağı ithal ediyoruz artık. Türkiye, cam sanayinde dünyada sayılı ülkelerden birisi. Nasıl oluyor da çay bardağını ithal etme konumunda kalıyoruz? Bu kur politikası böyle devam ederse bu sorun sadece sizin sorununuz değil hepimizin sorunu olmaya devam eder” diye konuştu. ”Türk Lirası çok değerlendi” diye övünmenin de hatalı olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ”Ekonomiyi bilen birisi, Türk Lirası’nın olduğundan fazla değerli olmasından övünmez. Burada bir sorun vardır” dedi. Türkiye’nin ithalata bağımlı olduğunu da ileri süren Kılıçdaroğlu, CHP’nin yeni bir istihdam politikasıyla yola çıkmak istediğini aktardı.

‘… hedefiniz tutmuyor’

Kılıçdaroğlu, yüzde 5.5’lik bir büyümenin yalnızca var olan sorunları sürdüreceğini, orta vadeli mali planda ekonomik büyümenin yüzde 4 olarak tanımlandığını ifade ederek, ‘‘Yüzde 4 hedefliyorsanız, yüzde 9 büyüyorsanız bir sorun var demektir; hedefiniz tutmuyor” ifadesini kullandı. İş adamlarının algıları sağlıklı değerlendirmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin ekonomik başarısının kendisiyle aynı kulvarda olan ülkelerle karşılaştırılması gerektiğini kaydetti.

TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu’nun bütün siyasi partilere eşit uzaklıkta oldukları ifadesini kullandığını belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: ‘‘Bizim zaten duymak istediğimiz bu. Çatı örgütlerinin, meslek kuruluşlarının siyasi partilere eşit mesafede olması lazım. Bizim ekonomi anlayışımızda şu var, bizimle aynı dünya görüşünü paylaşmayan sanayicinin de önündeki engelleri kaldırmakta kararlıyız. Çünkü o sanayici kendisi için değil, ülkesi için çalışıyor. Farklı dünya görüşlerine sahip olabiliriz ama bir ortak payda yaratmak zorundayız. Çalışan, üreten, alın teri döken, risk üstlenene bizim saygı duymamız gerekir; hedefimiz bu, bu saygıyı göstereceğiz. İster doğuda ister batıda, ister kuzeyde ister güneyde bunu yapacağız. Bizim tekstilcilerimiz Türkiye’den ayrıldılar Mısır’a gittiler. Doğu ve Güneydoğu da ekonomik büyüme açısından ciddi sorunuz var. Mısır’ın Türk tekstilcilerine sağladığı olanakları biz Doğu ve Güneydoğu’da niye kendi tekstilcilerimize sağlamadık? Ne vardı engel? İnsan eksiğimi, girişim eksikliği mi? Ne eksikliğimiz vardı? Politik tercih eksikliğimiz vardı, tercih oraya yöneldi. Teşvik politikasında da sağlıklı ve tutarlı bir politika gütmeye kararlıyız. Var olan teşvik politikalarının tümü yanlış. gerekirse sektör bazında, firma bazında özel teşviklerin devreye girmesi lazım. Bunu yaptığımız zaman başarılı olabiliriz.”

‘İthalata dayalı büyüme, sıcak paraya dayalı ekonomi’

Sanayicilerin enerji maliyetlerinden şikayetçi olduğunu da ifade eden Kılıçdaroğlu, Türkiye’de bir nükleer santral yapılacağını hatırlatarak, sanayicilerden gittikleri ülkelerde nükleer santraldan elde edilen enerjinini ne kadara satıldığını sormalarını istedi. Kılıçdaroğlu, ‘Biz kendi ülkemizde üniversitelerimizin, iş adamlarımızın, bilim insanlarımızın nükleer teknolojiyle tanışmasını isteriz ama yapılan nükleer santralda bir tek Türk mühendis bile çalışmayacak, niçin? Benim insanım öğrenmeyecek mi? Her şeyi Ruslar yapacak, bütün uzmanlar Ruslardan olacak, riskini biz üstleneceğiz ve bunun bize bir faydası olmayacak ve ben Rusya’dan değil belki başka bir ülkeden daha ucuza elektrik alırım. Bir de 15.5 cente alım garantisi veriyoruz, bunu iyi düşünmemiz lazım. Biz ‘hükümeti alkışlayın ya da eleştirin’ diye bir talepte bulunmuyoruz sizden, gerçekleri görmenizi isteriz. Biz kendi ülkemizi seviyoruz. Bizim milliyetçilik anlayışımızsda önce bizim kendi sanayicimiz, işadamımız kazanacak” şeklinde konuştu.

Türkiye’de istihdam yaratmayan büyüme kavramının geliştiğini, bunun son derece sakıncalı bir durum olduğunu savunan Kılıçdaroğlu, ithalata dayalı büyüme, sıcak paraya dayalı ekonomi anlayışının kabul edilemeyeceğini vurguladı. Kılıçdaroğlu konuşmasında, Ekonomik Sosyal Konseyi’nin toplanmamasını da eleştirdi. Toplumsal yaşamın özünün uzlaşmadan geçtiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Kaliteli bir demokrasi özgürlükten geçer. Türkiye’de demokrasi sorunu da var. Ben eminim sizler cep telefonlarınızla rahat konuşamıyorsunuz, o zaman bir demokrasi sorunu var. Özgürlük ve demokrasinin askıya alındığı veya yara aldığı yerde sorun bizim düşündüğümüzden çok daha hızlı büyür’‘ dedi.

Bu sorunun ilerlemesinin, yandaş iş adamı, yandaş siyasetçi kavramının ortaya çıkmasının sermayeyi olumsuz etkileyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, bunun, demokrasinin önündeki ciddi tehlikelerden birisi olduğunu kaydetti. Kişilerin mal varlıklarının güvenceli bir ortamda, hukuk içinde olması gerektiğine işaret eden Kılıçdaroğlu, ”Biz herkesin, demokratik bir Türkiye’de çalışabileceği, üretebileceği bir devlet anlayışından yanayız” dedi.

‘Daha tutarlı ve saygın bir yapı istiyoruz’

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Planlama Teşkilatının yapısını eleştirerek, sağlıklı ve istikrarlı bir planlama için bu yapıyı değiştireceklerini, uzmanların etkin olduğu bir yapıya kavuşturacaklarını söyledi. Sağlıklı bir planlama yapılmadığı için doğu ve batı illeri arasındaki farkların arttığını ileri süren Kılıçdaroğlu, CHP’nin bu farkı ortadan kaldıracak projelere geliştirdiğini anlattı. Kılıçdaroğlu, ”Türkiye’nin 100. yılında var olan tablonun ve dengelerin Türkiye’nin lehine değişmesini istiyoruz. Daha tutarlı ve saygın bir yapı istiyoruz” dedi. CHP’nin, kendisine yönelik eleştirileri her zaman saygıyla karşılayacağını da belirten Kılıçdaroğlu, ekonominin Türkiye’nin bir numaralı gündem maddesi olmasını sağlamaya çalıştıklarını vurguladı.

Konuşmasında AB sürecine de değinen Kılıçdaroğlu, ”AB sürecinde geldik tıkandık” ifadesini kullandı. Muhalefetin, AB uyum yasaları konusunda hükümete her zaman destek olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Uyum yasaları çerçevesinde gelen hiçbir tasarıya 550 milletvekilinden karşı çıkan olmamıştır. Biz, AB sürecindeki tıkanmadan rahatsızız ama AB’nin, Türkiye’ye çifte standart uygulamasından da rahatsızız, onlara bunu açık yüreklilikle söylüyoruz. ‘Türkiye size mahkum değildir’ diyoruz ama Türkiye, 1963 yılında imza attığı anlaşmanın arkasındadır. ‘Avrupa’nın etik değerleri var’ deniliyorsa Avrupa da attığı imzanın arkasında durmalıdır’‘ şeklinde konuştu.

Hükümetin, istihdam, vergi gibi konularında politikaları bulunmadığını, ekonomi yönetiminin dağınık olduğunu ileri süren Kılıçdaroğlu, Aile Sigortası Projesi hakkında da bilgi verdi. CHP’nin askerliği kısaltma projesini de anlatan Kılıçdaroğlu, ”15 ay bir insanı üretim sürecinin dışına çıkarıyorsunuz. ‘9 aya daha sonra aşamalı olarak 6 aya indireceğiz’ dedik. Daha güçlü, tutarlı, dinamik, üretken bir ordu isteriz. Ülkeyi daha iyi savunan, hantallığı aşmış bir ordu isteriz. Savunma sanayinin daha güçlü olmasını isteriz” dedi. Askerliğin 9 aya indirilmesi halinde Türkiye’ye sağlayacağı tasarrufa dikkati çeken Kılıçdaroğlu, bu tasarrufun istihdama ve üretime olumlu yansıyacağını savundu.

‘Kemal Derviş’in programı…’

Türkiye’nin yeni bir ekonomik programa ihtiyacı olduğunu belirten Kılıçdaroğlu, sözlerini ”Var olan program, Kemal Derviş ve arkadaşlarının ortaya koyduğu, onda değişiklik yapılmayan, sürdürülen bir programdır. O program işsizlik yaratıyor, ithalatı cazip hale getiriyor, Türk Lirası’nı değerli kılıyor, sanayiciyi cezalandırıyor” diye sürdürdü. Kılıçdaroğlu, Gelir İdaresi Başkanlığını özerk bir yapıya kavuşturacaklarını ve vergi denetimlerini silah olarak kullanmayacaklarını ifade etti. Yeni bir istikrar programı, sağlıklı bir rekabet ortamı, bağımsız bir Gelir İdaresi Başkanlığı, yeniden örgütlenmiş, güçlü, yaratıcı bir Devlet Planlama Teşkilatı sözü veren Kılıçdaroğlu, ekonomik yapıdaki dağınıklığı gidermek için Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu ile Sermaye Piyasası Kurulunun birleştirilebileceğini de söyledi.

‘Rahmetli Özal’ın başarısı…’

CHP’nin ekonomiye getireceği yenilikleri anlatan Kılıçdaroğlu, uzun yıllar bürokraside çalıştığını bu nedenle işlerin nerede tıkandığını görebildiğini söyledi. Kılıçdaroğlu, ”Rahmetli Özal’ın başarısı da burada yatar. Devleti iyi tanımasında yatar” dedi. Partisinin özelleştirmeye ideolojik bakmadığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, özelleştirme ile tekel değil, sağlıklı bir rekabet ortamı yaratılması gerektiğini belirtti. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ”Doğu ve Güneydoğu ile ilgili projelerimiz var. Özel sektöre hiç düşünemediğiniz ölçüde teşvik politikaları gelecek ama sadece o bölgeler için. Seçilmiş alanlarda sağlıklı teşvikler. Özel sektör gitmezse devlet özel sektör işbirliğini teşvik edeceğiz. En az yüzde 51’i özelde olacak ama özel sektör ‘biz bu koşullarda gitmek istemiyorum’ diyorsa doğrudan devlet gidip yatırım yapacak. O bölgedeki büyüme hızını yüzde 9,5 tuttuk. Olağanüstü olanaklar var o bölgelerde. Yeni yatırım alanları yaratmak zorundayız. Terörü önlemek için istihdam yaratacağız.”

CHP’nin vatandaşın karşısına projeleri ile çıktığını ifade eden Kılıçdaroğlu, ”Bizim dışımızda proje üreten bir parti bulamazsınız. Gelsinler karşımıza, ekonomide, sosyal hayatta. ‘Büyüme’ diyoruz, ‘uçuruyoruz Türkiye’yi’ diyoruz, yoksul sayısı bir yılda 818 bin kişi artıyor, TÜİK rakamı bu. Demek ki zenginlik, büyüme halka dokunmuyor, halka dokunması lazım. Devlet yönetiminde de izleyeceğimiz politikalarda da Türkiye’yi dünyada söz sahibi hale getirmek istiyoruz. Lafla değil, işle. Biz proje üreten bir siyasal partiyiz artık. Söyledik biz, yeni CHP’yiz. Proje üreten, ülkesini düşünen, yarattığı değerleri hakça bölüşen, yoksulluğu tarihe gömmeyi düşünen yeni bir anlayışın sahibiyiz. İnançlara, etnik kimliğe saygılı, bunları siyasetin odağına koyan partilerden olabildiğince uzak duran, 19. yüzyılın politikalarını reddeden yeni bir anlayışın sahibiyiz” diye konuştu.

Cumhuriyet 4 Nisan 2011
http://www.cumhuriyet.com.tr/?hn=230756&kw=%27Biz%2C+yeni+CHP%27yiz%27