Ocak, 2011 için arşiv

“Torba Yasa”ya karşı TBMM etrafında eylem planı

Posted in Uncategorized on 27 Oca 2011 by buyukakin


DİSK, KESK, TMMOB ve TTB, TBMM‘de görüşülmeye başlayan “Torba Yasa” içerisindeki çalışma hayatını düzenleyen ve emekçilerin hak gasplarına yol açan maddelerin çıkarılması için 31 Ocak Pazartesi günü 81 ilden Ankara‘ya yürüyüş başlatacak. 3 Şubat Perşembe günü Ankara‘ya ulaşacak yürüyüş kollarıyla TBMM etrafında zincir oluşturulacak.

DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi, KESK Genel Başkanı Döndü Taka Çınar, TMMOB Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Soğancı ve TTB Merkez Konseyi Başkanı Eriş Bilaloğlu, 27 Ocak 2011 tarihinde TMMOB‘de bir basın toplantısı düzenleyerek “Torba Yasa”ya karşı eylem planlarını açıkladı.

Örgütler adına yapılan ortak açıklamayı DİSK Genel Başkanı Süleyman Çelebi okudu.

DİSK, KESK, TMMOB VE TTB‘NİN TORBA YASA‘YA İLİŞKİN
27 OCAK 2011 TARİHİNDE ANKARA‘DA YAPTIKLARI ORTAK AÇIKLAMA:

Değerli dostlar,

Emeğin haklarına yönelik yeni bir saldırı dalgası ile karşı karşıyayız.

Saldırının adı Torba Yasa. İçeriği ise karışık.
Uzun zamandan bu yana üzerimizde “İstihdam Strateji Belgesi” diye bir korkunç hayalet dolaşıyor. Adı var kendi yok.Ama kanunlara sızıyor. Torbalara giriyor. Her adımında haklarımızdan bir şey alıp götürüyor. Biz bu hayaleti tanıyoruz.

AKP hükümeti, ne zaman istihdam yaratmaktan, işsizlik ile mücadeleden bahsetse, altından sermayedarlara teşvik çıkıyor.

Ne zaman işsizlikle mücadeleden bahsetse altından yeni hak gaspları gündeme geliyor.
Ne zaman işsizlikle mücadeleden bahsetse altından, işsizler için oluşan fonun yağmalanması gündeme geliyor.

İstiyorlar ki, işsizlikle mücadele etmek için, ücretler aşağıya çekilsin, işçilerin zaten sınırlı olan iş güvenceleri ortadan kaldırılsın, sendikalar yok edilsin.
İstiyorlar ki, kıdem tazminatları gasp edilsin, İşçiler daha çok çalıştırılsın ama bunun karşılığında ödeme yapılmasın.
İstiyorlar ki, işçi çalıştırması için sermaye teşvik edilsin.

Sanki işverenler, işçiyi hayırseverlik olsun diye çalıştırıyor. Bizim buna inanmamızı istiyorlar.
Değerli dostlar, AKP hükümetinin işsizlikle mücadele etmek diye bir derdi yok. Sosyal güvenlik sistemini ayakta tutmakdiye bir derdi yok.
Hükümetin amacı sermayeye yeni kâr alanları açmak, onları daha besili hale getirmektir.

Eğer işsizlikle gerçekten mücadele etmek istiyorlarsa, çalışma sürelerinin kısaltılmasını gündeme getirsinler. Dünyanın en uzun çalışma sürelerine sahip ülkelerinden biriyiz.

Buna karşın en az ücretli izin hakkı bizde. Avrupalı işçiye göre haftada ortalama 10 saat fazla çalışıyoruz.

Kısaltın çalışma sürelerini, bakın patronlar nasıl paşa paşa işçi alıyorlar görün. Ama çalışma sürelerini gündeme getiren yok. Varsa yoksa esneklik, varsa yoksa ucuz emek sömürüsü.

Değerli dostlar,

AKP hükümeti, işçilerin, emekçilerin haklarını budamanın yolunu, toplumun beklentileri ile işçi gasplarını aynı yasanıniçine koyarak arıyor.

Bir yandan vergi affı, öğrenci affı, emekli maaşlarının iyileştirilmesi; diğer yanda ise daha fazla sömürü anlamına gelenesneklik, gençlere güvencesizlik, stajyer ve çırakların ücretlerinde düşüş, taşeronlaştırma, kadrolu çalışanlara sürgünTorba Yasa‘nın içinde yan yana.

Buna ilave olarak patronlara vergi indirimleri, teşvikler ve destekler de yasanın içinde yer alıyor.

AKP işçi emeklisine, af bekleyen öğrenciye, vergi borçlusuna diyor ki: “Yasa çıkarsa, emekliye zam, öğrenciye af, borçluya indirim var. Bak buna bile muhalefet ediyorlar.”

Oysa yasa hepimizin haklarına saldırıyor. Süslü maddelerin arasında ölümcül tuzaklar var.

Süt izni gibi bazı düzenlemeleri müjde olarak sunmaları yasanın özündeki saldırıyı kamufle etmeye dönüktür. Eğer gerçekten bir müjde vermek istiyorlarsa örneğin süt iznini Dünya Sağlık Örgütü‘nün kabul ettiği altı aylık ücretli izin şeklinde düzenlemeliler!

Gençlerin, işçilerin, kamu emekçilerinin, işsizlerin haklarına yönelik bu saldırıyı durduramazsak, sırada Özel İstihdam Büroları, kıdem tazminatlarımızın kaldırılması, taşeronlaşmayı kolaylaştıracak uygulamalar, asgari ücreti düşürecek bölgesel asgari ücret var.

Tasarıda sözleşmeli çalışanların sendika üyeliğinden bahsedilirken toplu eylem ve greve başvurmaları yasaklanıyor! 657 sayılı yasadaki yasaklar arasında sayılan “engelleme” ibaresi ‘kamu hizmetlerinin yürütülmesini engelleme‘ şeklinde değiştirilerek kamu emekçilerinin sendikal hak arama yollarına getirilen sınırlandırma genişletiliyor.

Değerli dostlar,

Kadınlarımız, gençlerimiz, çocuklarımız, daha çok sömürülmek isteniyor. Esnek çalışma biçimlerinden en çok kadınlar etkilenecek. Ev ve bakım işlerini yapmaya zorlanan kadınlar ucuz işgücü olarak kullanılacak.

Yasa çıkarsa, deneme süresi gençler için, 2 aydan 4 aya çıkacak. Deneme süresi için hak talep edilmesi mümkün değildir.

Yasa çıkarsa, küçük sanayi sitelerini küçük omuzlarına alan 360 bin resmi çırağın, denetimsizlik nedeni ile hakları yeterince korunamayan 200 bin stajyerin ücretleri düşecek.

Onların asgari ücretleri dikkate alınarak, kayıtdışı çalıştırılan yüz binlerce genç işçinin ücretleri de bu durumdan etkilenecek. Ücretler 146TL‘ye kadar düşecek.
Bu nasıl bir vicdandır dostlar?
Bu nasıl bir vicdandır?

Gençlerin işsizliğini fırsata çevirmek anlamına gelen bu uygulamaları kabul etmek mümkün mü? Bizce mümkün değildir.

Değerli dostlar,

657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu‘nda yapılmak istenen değişikliklerle, sözleşmeli ve ücretli çalıştırma gibi esnek ve güvencesiz istihdam tüm kamu alanında yaygınlaşacak. Kamu emekçileri de başka kurumlara “ödünç” verilebilecek. Norm kadro fazlası kamu emekçileri “ihtiyaç fazlası personel” olarak 4/C‘ye geçirilecek. Kamu emekçisi, esnek çalışacak, geçici görevlendirmeyle yasal olarak 6 aya kadar sürgüne gönderilebilecek. Hak alma şartları zorlaşacak.

Yasa ile gönüllü stajyerlik geliyor. İşsizlikten kurtulmaya çalışan yüz binlerce genç, işyerlerinin dayatması ile ücretsiz, kayıtdışı çalışmayı kabullenecek. Stajyerlik yapılabilecek yerler için işçi sınırı 20‘den, 5‘e çekiliyor, böylelikle denetimin en az olduğu alanlar stajyer sömürüsüne açılacak.

Yine 16-18 yaş arasında çalışan 200 bine yakın genç için asgari ücret geçim indirimi hariç 576 TL‘den 486 TL‘yedüşecek.

Değerli dostlar,

Bilindiği gibi, 2008 yılında istihdam maliyetlerini düşürmek üzere, işverenlerin sosyal güvenlik prim katkıları düşürülmüştü. Bu prim hepimizin kasasından yani hazineden ödeniyor.

Her ay 9 milyon kişinin yaklaşık 50 TL‘lik işveren sigorta payını devlet ödüyor. Sermayedara diyorlar ki, “Sen zor duruma düşme, ben devlet olarak sana bu kıyağı yaparım.” Aylık 450 milyon TL kıyak yapılıyor. Buna karşın Aralık ayında işsizlik ödeneğinden 170 bin kişiye sadece 63 milyon TL ödeme yapılmış.

İşçiye, işsize gelince kaynak yok. Çünkü artık yardım da parası olana yapılıyor. Bu yetiyor mu? Hayır. Hükümet torbaya yeni teşvikleri ilave etmiş durumda.

Bu teşvikten faydalanan sermayedar, aynı zamanda İşsizlik Fonu‘ndan da yeni aldığı işçi için teşvikler alacak. Patronlar sosyal güvenlik sistemine katkı vermekten muaf tutulacak. Kaynak ise, yağma Tayyip‘in böreği olan İşsizlik Fonu. Şirketlerden alınan vergilerde yapılan indirimlere de aynı hızla devam edecek.

Değerli dostlar,

Yüz kere söyledik, yine söyleyelim.
Bu yasa çıkarsa; on binlerce belediye ve il özel idaresi işçisi, Milli Eğitim veya Emniyet teşkilatının taşra teşkilatına sürgün gidecek. Atandığı yerde 5 gün içinde işe başlamazsa işini kaybedecek.

İhtiyaç fazlası bildiren belediye 5 yıl boyunca yeni işçi alamayacak. Taşeron ile anlaşacak. Taşeronlaşma yaygınlaşacak.Şirketler artık daha az kadrolu istihdamı tercih edecek.

Sadece ihtiyacı kadar işçi çalıştıracak. Esneklik artacak. Uzaktan ve evden, çağrı üzerine çalışma yaygınlaşacak. Turizm sektöründe denkleştirme süresi dört aya çıkacak. Bu uygulama ile çalışma saatleri artacak, fazla mesaiden kaynaklı haklar gasp edilecek.

Engelliler çalışma yaşamından tecrit edilecek, işyeri denetimleri bakanlık memurlarına devredilerek, yandaşlar için kuralsızlığa daha fazla göz yumulacak.

Bir de kısmi süreli çalışanların hakları ile ilgili ilginç bir durum var. Kişi kayıt altına alınacak ama kendi cebinden. İşsizlik sigortasından faydalanacak ama kendi cebinden. Emekli olacak ama kendi cebinden. Primi dışarıdan kendi ödeyecek.

Değerli Dostlar

Bizi bize düşürmeyi amaçlayan, haklarımızı, çocuklarımızın geleceğinihttps://buyukakin.wordpress.com/wp-admin/ gasp etmeyi amaçlayan bu yasayı kabul etmiyoruz!

Bu yasaya teslim olmayacağız! Yılmadan, usanmadan mücadelemize devam edeceğiz!

Hükümete sesleniyoruz. Yasadan emek alanı ile ilgili düzenlemeleri derhal çıkartın. Torba yasayı geri çekin ve sosyal taraflarla birlikte yeni bir taslak hazırlayın!

Aksi halde emekçilerin elleri yakanızdan düşmeyecektir!

DİSK, KESK, TMMOB ve TTB

http://www.tmmob.org.tr/genel/bizden_detay.php?kod=6852&tipi=3

Reklamlar

baskıya ve faşizme karşı halka meşru direniş çağrisi – tam metin

Posted in Uncategorized on 27 Oca 2011 by buyukakin

Uluslararasi basının her ne hikmetse tamamını veremeyip sadece bir kısmının ozet gectiği, yerel basında ise kaybolan, TC Demokrasi tarihindenhalka mesru direnis cagrisi‘nın tam metni…
27.01.2010
buyukakin


CHP’li Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden

26.01.2011
Kamuoyuna ;

Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinin;
Anayasa Mahkemesi,
Yargıtay ve Danıştay ile ilgili Hükümet Tasarıları Hakkındaki Değerlendirmeleri;

8 yılı aşan bir süreden bu yana devam eden AKP iktidarıyla birlikte, Türkiye Cumhuriyeti Devleti içinde artık AKP’nin Derin Devleti inşa edilmiş durumdadır.

Daha önceki iktidarlar döneminde gerçekleştirilen nisbi partizanlaşmayla, hiçbir şekilde kıyaslanmayacak bir süreçten söz ediyoruz. Bu süreçte, bundan böyle devlet yönetiminde kritik görevlerde kamu görevlisi yoktur. Kamu yönetiminde, Partinin Memuru vardır, Cemaatlerin memuru vardır.

Türkiye Cumhuriyeti’nin Valileri’nin önemli bir bölümü Devlet’in Valisi olmaktan çıkmış durumdadır. AKP’nin İl Başkanlıklarıyla eşgüdüm içinde görev yapan ve Siyasi İktidarın Ajanı durumunda olan görevliler haline gelmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti, Türkiye’den Yönetilmemektedir.
Bu süreçte Başbakanlık, Adalet ve İçişleri
Bakanlıkları kilit rol üstlenmişlerdir.

Türkiye Cumhuriyeti İçişleri Bakanı, sayılarının 500’e ulaştığı ifade ve iddia edilen yabancı istihbaratçının varlığıyla ilgili olarak ısrarla sorulan sorulara, “Ben de bilmiyorum” diyebilmektedir.

Bunu söyleyen İçişleri Bakanı’na, ızdırap içinde “Sen hangi ülkenin Bakan’ısın, taşeron Bakan’mısın ?” demek zorunda kalıyoruz.

Türkiye Cumhuriyetinde TİB yoluyla , yasa dışı telefon dinlemeleri yoluyla , Telekomünikasyon yoluyla , gizli tanık terörü yoluyla ; Başbakanlık , İçişleri ve Adalet Bakanlığı bünyesinde oluşturulan “illegal karargahın” varlığını doğrulayan gelişmeler yaşanmaktadır.

Türkiye Cumhuriyetinde 4 Mayıs 2007 tarihli Dolmabahçe görüşmesiyle birlikte, “sivil-asker işbirliğiyle” post-modern bir darbe gerçekleştirilmiştir. Bu darbe üzerine 22 Temmuz 2007 seçimleri şekillenmiştir.

5 Kasım 2007 tarihli Erdoğan-Bush görüşmesiyle de bu süreç uygulamaya sokulmuştur.

Adalet Bakanı , ABD’ne 24 saatliğine gitmekte, gizli görüşmeler yapmakta, ancak kamuoyuna tatminkar hiçbir açıklama yapılmamaktadır.

Siyasi iktidar, kamu yönetimi içinde kendi Devletini yarattığı gibi ; sivil toplumu sindirmiş, birkaç istisna dışında sivil toplum ve meslek kuruluşları muhalefet edemez hale gelmiştir. Anayasal çerçevede muhalefet görevini yapmak isteyen ve sayıları son derece sınırlı olan meslek odaları ve kuruluşlar ise, medya yapılanmasındaki kuşatma ve çıkar ilişkileri sebebiyle sesini duyuramaz hale gelmiştir.

Basının bir kısmı , siyasi iktidar tarafından çıkar ilişkileri içinde “yandaş sözcü” olarak kullanılmaktadır. Bu anlamda ele geçiremediği ve artık sınırlı hale gelen diğer basın grupları ise, vergi soruşturması yoluyla sindirilmiş, etkisiz hale getirilmiştir. Bu gruplardaki yazar kadroları ve televizyon programları bile artık siyasi iktidar tarafından dizayn edilmektedir. Bu medya gruplarındaki programlarda mutlaka siyasi iktidarın bir ya da birkaç sözcüsü programlarda görev üstlenmektedir.

Türkiye’de, Devlet yönetiminde; “Benim Memurum, Benim Müsteşarım, Benim Bakan’ım…” döneminden sonra, “Benim Yargıcım” dönemi yeni HSYK yapılanmasıyla birlikte ; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tasarıyla hayata geçirilmek istenilmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal hukuk
devletinin tüm direnme unsurlarını ve hayatiyetini yok eden ;
rejimi Faşist bir yapıya dönüştüren sürecin nihai aşamasıyla
karşı karşıyadır.

Uygulanan sosyo ekonomik politikalarla Türkiye Cumhuriyeti yurttaşları, Cumhuriyet tarihi boyunca kazandıkları “özgür birey” kimliğinden uzaklaştırılmakta, tebalaştırılmaktadırlar. Sadaka kültürü toplumsal bir olguya ve temel bir devlet politikasına dönüştürülmüştür. Gelir dağılımı adaletsizliği uçurum boyutlarına varmıştır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Ömer Dinçer’in,
1995 yılında yayımlamış olduğu makaledeki görüşler,
AKP iktidarıyla birlikte adım adım ve maharetle
hayata geçirilmiştir.

Türkiye’de laiklik ilkesinin yerini , İslamla bütünleşmesi ve daha Müslüman bir yapıya devretmesi gerektiğini , artık bunun zamanın geldiğini ifade eden Ömer Dinçer; aslında Başbakan’ın sözcüsü konumundadır. Kutsal değerlerimizi ve İslamiyeti istismar ederek , faşizmi kurumsal hale getirmek isteyen siyasi iktidarın önündeki en önemli engel ise Yargı’dır.

Bu gün görüşülmekte olan tasarılar Yargı engelini
tümüyle bertaraf etmenin ve rejimi dönüştürmenin
nihai aracı haline gelmiştir.
Türkiye, Cumhuriyet ve Demokrasinin kazanımlarını
kaybetme noktasına gelmiştir.

Bu sürecin kaçınılmaz sonucu ise, Devlet olarak dikta yapılanması , toplumsal olarak da bölünmedir, ayrışmadır.

Karartma, bilgi kirliliği ve takiyye konularında yakın tarihin en büyük demagoglarından olan Başbakan; Göbels propagandası ve Makyavel yöntemleriyle ; Türkiye’yi hem ekonomik olarak , hem siyaseten ve hem de kültürel olarak müstemleke bir ülke haline getirme misyonunu büyük ölçüde başarmış durumdadır.

Başbakan’ın deyimiyle, Türkiye “Bölgenin Süpermarketi” haline getirilmiştir. Türkiye Cumhuriyetinin yurttaşları ise bu süpermarketin “kayıt dışı çalışanları ve bekçisi” konumundadırlar.

1919’larda başarılı olamayan, amacına ulaşamayan
emperyalizm , AKP’nin “işbirlikçi “ anlayışıyla bugün
önemli bir mesafe almıştır.

Böyle bir tablo içinde Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay tasarılarının teknik ve hukuki olarak değerlendirmesini yapmanın pratik bir anlamının olamayacağı açıktır.

Sadece şunları söylüyoruz;

Tüm yargı mekanizması ve kazanımları; yeni oluşturulan
ve birçoğunda Yargıçlık misyonu bulunmayan
Anayasa Mahkemesine boğdurulmak ve hegomanyasına
sokulmak istenilmektedir.

Bugün için Yargıtay ve Danıştay’a egemen olamayan
Siyasi iktidar, Yargıtay ve Danıştay’ı Anayasa Mahkemesi
aracılığıyla ezmek ve etkisiz kılmak istemektedir.

Anayasa mahkemesi içinde Başkan aracılığıyla bir “Dikta Makamı” oluşturulmaktadır.

Siyasi İktidar, doğrudan kendisine tabi olan Anayasa Mahkemesi yoluyla ; 2011 seçimleri sonrası planladığı yeni anayasa düzenlemesiyle , hukuk ve demokrasiye nihai darbeyi vurmayı amaçlamaktadır.

Anayasa Mahkemesi , Yargıtay ve Danıştay gibi Kurumlar faşizmi hedefleyen iktidarlar için başlangıçta alt edilmesi gereken , üzerlerinden atlanması gereken kurumlardır. Ancak iktidar , Devlet’i ele geçirdikten sonra artık bu Kurumlar , faşizmin demir pençesini oluşturan faşist yargı kurumlarına dönüşürler.

Yıl 1933….

Nazi İktidarının, yeni iktidara geldiği ve henüz yargı üzerinde tam olarak denetim sağlayamadığı yıllar…

Reichstag yangınıyla ilgili davada yargılanan 4 komünistten 3’ünü Alman Yüksek Mahkemesi beraat ettirir. Hitler ve Göering çok sinirlenir. Bu davalar Yüksek Mahkemeden alınır , yeni kurulan Halk Mahkemesine aktarılır.

Yeni Mahkeme , kısa sürede ülkenin en korkunç mahkemesi olmuştur. Türkiye’de de bu misyonu üstlenen Mahkemelerin artık söz konusu olduğunu yeri gelmişken ifade ediyoruz. Hitler’in Mahkemelerinde meslekten gelme 4 Yargıç vardır. Diğer 5 Yargıç ise S.S’lerden ve Ordu’dan seçilmişlerdi. Böylece çoğunluk meslekten gelmeyen yargıçlardan oluşuyordu.

Ortaya çıkan 2 gerçek vardır.

Naziler, Yüksek Mahkeme Yargıçlarının kendi kontrolleri altındaki kurumlardan seçilmesini sağlıyorlar. AKP bunu daha da ileri götürüyor. Sadece Yüksek Mahkemeleri değil, İlk Derece Mahkemelerinde de bunu başarıyor.

İkinci gerçek ise şudur; Nazi Mahkemelerindeki Yargıçların bir kısmı meslekten yargıç yani Nazi İktidarından önce de Yargıç olanlar… bunlar ya Naziler iktidara gelince Hitler’e boyun eğmiş insanlar ya da başından beri faşizme inanmış olanlar …..

Bu açıdan, bugün demokrasi nutukları atan, hukukun
üstünlüğünden bahseden bazı Yargıç ve Savcıları, şayet
bu süreç engellenmez ise , yarın öbür gün hukuku ortadan
kaldıran , faşist yargı sisteminin en tepesindeki insanlar
olarak göreceğimizden kimsenin kuşkusu bulunmasın.

Faşist yargı işte böyle adım adım oluşur.

Bir siyasi iktidar, faşizmi adım adım Devlet yapısı içinde kurumsal hale getiriyorsa, çağdaş anayasalarda düzenlenen temel hak ve özgürlükleri gasp ediyorsa; orada artık insan hakları evrensel sözleşmelerinde ve uluslararası sözleşmelerde düzenlemesi yapılan “baskıya ve faşizme karşı direnme hakkı nın” meşru şartları oluşmuş demektir.

Türkiye Cumhuriyetinin tüm yurttaşlarını, bu “açık ve yakın tehlikeye karşı” uyarıyor, anayasal ve meşru zemin içinde toplumsal haklarını kullanmalarının zorunluluğunu dile getiriyoruz. Gün o gündür.

Tüm yurttaşlarımızın ve sivil toplumun dikkatlerine saygıyla sunulur.

M.Akif Hamzaçebi
CHP Grup Başkanvekili
Trabzon Milletvekili

Atila Emek – Mehmet Ali Özpolat – Atilla Kart
Antalya Milletvekili – İstanbul Milletvekili – Konya Milletvekili

Şahin Mengü – İsa Gök
Manisa Milletvekili – Mersin Milletvekili

Halil Ünlütepe – Turgut Dibek – Ali Rıza Öztürk
Afyonkarahisar Milletvekili – Kırklareli Milletvekili – Mersin Milletvekili

Rahmi Güner – Ali İhsan Köktürk
Ordu Milletvekili – Zonguldak Milletvekili

Orjinal metni indirmek icin link:
http://rapidshare.com/#!download|373dt|444822856|mesru_direnis_cagrisi.pdf|129

“AKP’nin hedefi İslami demokrasi” Prof. Bernard Lewis

Posted in Uncategorized on 17 Oca 2011 by buyukakin

CCN Türk 17.01.2011 08:08:07

Ortadoğu uzmanı Prof. Bernard Lewis, hükümetin kurumları ele geçirmede başarılı olduğunu söyledi. AKP’nin amacının ‘İslami demokrasi’ olduğunu vurgulayan Lewis, “Bu, demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yolla gitmezsiniz” diye konuştu.

Cumhuriyet gazetesinde Elçin Poyrazlar imzasıyla yayımlanan haberde İslam ve Ortadoğu üzerine en etkili tarihçilerden biri sayılan Prof. Lewis’in Türkiye ile ilgili görüşlerine yer verildi.

AK Parti hükümetine yönelik izlenimlerini aktarak Prof. Lewis, hükümetin kurumları ele geçirmede çok becerikli olduğunu vurguladı, “İş topluluğunu ele geçirdi, akademik topluluğu ele geçirdi, polisi ele geçirdi. Bir tek bağımsız kalan Anayasa Mahkemesi ve yargı idi. Şimdi onu da ele geçirmek için çalışıyorlar. Görünen o ki eğer başarılı olurlarsa bu yolda devam edecekler” dedi.

“Ordunun sık müdahaleleri nedeniyle bugün siyasi İslamın bu ülkede iktidar olduğu eleştirisi var” sorusu üzerine Prof. Bernard Lewis şunları söyledi:

“Şimdiki asıl sorun anayasa değişiklikleri. Geçmişte Türk demokrasisinin en güçlü savunucusu yargı idi. Hükümetler halk, devlet memurları, polis ve hatta yargıçlar üzerinde çeşitli baskılar uygulayabilir ancak bunu Anayasa Mahkemesi üzerine yapamazlardı. Yargı tekrar tekrar Türk demokrasisine zarar vermeye çalışıldığında onun en iyi ve en etkili savunucusu olduğunu kanıtladı. Şimdi ilk defa bununla mücadele eden bir girişimde bulunuluyor.

Anayasa değişikliği yargının bağımsızlığını etkileyecek. Hükümetin yargı üstünde kontrol sağlamasına yol açacak. Bu konuya iki taraflı bakılabilir elbette. Türkiye’de seçimler özgür ve adil. Türkiye bir demokrasi ve insanlar eğer bu tür bir hükümet istiyorlarsa bu onların hakkıdır diyebilirsiniz. Buna katılmak durumundayım. Ama öte yanda muhalefet konusu da var. Bir demokraside muhalefet olmalı, aksi durumda o gerçek bir demokrasi değildir. Muhalefeti sınırlamaya yönelik çabalar tehlikeli olabilir. ”

Prof. Lewis, “Sizce AKP’nin nihai hedefi nedir?” sorusuna ise, “Onların nihai hedefi İslami demokrasi diye adlandırdıkları şey. Bu demokrasinin tek yönlü sokak olması anlamına gelir. Bu yolla gelirsiniz ama aynı yola gitmezsiniz” yanıtını verdi.

kaynak :
http://www.cnnturk.com/2011/yazarlar/01/17/akpnin.hedefi.islami.demokrasi/603443.0/index.html
Prof. Bernard Lewis http://en.wikipedia.org/wiki/Bernard_Lewis

CHP Ankara’dan vekil adayı yok

Posted in Uncategorized on 11 Oca 2011 by buyukakin

CHP Ankara İl Başkanı Ali Yıldızlı, 2011 Genel Seçimlerinde milletvekili adayı olmayacağını açıkladı.

Yıldızlı, Ankara Alba Otel’de bir basın toplantısı düzenledi. Bu basın toplantısını CHP Ankara İl Örgütü’nün 2011 Genel Seçimleri için yaptığı çalışmaları anlatmak için planladıklarını, ancak değişen durum nedeni yle kendisinin milletvekilliği aday adaylığı hakkında bir açıklama yapacağını söyleyen Yıldızlı, Ankara’nın 25 ilçesinin CHP’li ilçe başkanlarının milletvekili adayı olmak için istifa etmediklerini ifade etti.

Özveri gösteriyoruz

CHP’li ilçe başkanlarının CHP iktidarı için çalışacaklarını, bu nedenle özveri göstererek milletvekili aday adayı olmadıklarını belirten Yıldızlı, “25 ilçe başkanımızın bu özverili davranışı, Ankara örgütünün deneyimi, hepsinin birarada bu seçim kampanyasını götürme anlayışı ve kararlılığı beni de CHP Ankara İl Başkanı olarak 2011 seçimlerinde CHP iktidarını sağlamak, parlamentodaki parlamenter sayısını etkileyecek en büyük illerden ikinci il olması, ayrıca seçmen sayısı bakımından da seçim oranını etkileyecek en büyük illerden birisi olması, böyle bir başarıyı yakalayacağımıza inanan bir il başkanı olarak görevime devam etmek istiyorum” dedi.

http://www.hurriyet.com.tr/ankara/16729676.asp?gid=140

Uncle Derviş CHP’yi nasil ‘New-CHP’ye dönüştürüyor..

Posted in Uncategorized on 07 Oca 2011 by buyukakin

Rahmetli dışişleri bakanı İsmail CEM kullanılarak Kemal DERVİŞ tarafından “DSP’nin parçalanması süreci”ni hatırlayalım..
Ve DSP-MHP-ANAP hukumetinin çöküşünü, ilmek ilmek AK Partisi’nin iktidara taşınışını..

Bir kez de BAYKAL’ın kasetinin servis verilişini;
Kemal KILIÇDAROĞLU’nun genel başkanlığa getirilişini;
Kemal DERWISH’in KILIÇDAROĞLU ile Istanbul Atatürk hava limanındaki tesadüfi (!) buluşmasını, yol haritasının elden tebliğini takip eden 15 gün içinde ittihat terakkiden kalan son Genel Sekreterin alaşağı edilişini;
Fetoşcusundan, ırkçı sosyalistine, piyasacası akademisyeninden liboşuna kadar meşhur dört siyasi eğilimden ‘bir kısım zevatın’ MYK ve PM dolmuşlarına balık istifi bindirilişini;
“Seçim sürecine girildi aday olacaklar istifa etmelidir” tezgahıyla bir önceki dönemim tüm il ilçe başkanlarının tasfiye sürecinin başlatılışını…

Simdi Seyreyleyin Uncle Derviş CHP yi nasil “New-CHP“ye dönüştürüyor..

CHP li yurtseverler uyanın.
CHP’li il ilçe başkanları istifa etmeyin.
CHP den vazgeçmeyin. Yeriniz TBMM değil partinin ta içi, iliniz, ilçeniz, beldeniz, köyünüz, mahalleniz, sokağınız.
Sokağa; 6 oklu CHP’ye; Demokratik cumhuriyete; Sosyal üniter laik ulus devlete sahip çıkınız.

buyukakin
07.01.2010

ODTÜ Öğrenci Kolektifinin basın açıklaması

Posted in Uncategorized on 05 Oca 2011 by buyukakin

05.11.2011

Son günlerde üniversiteler yaşanan olaylarla gündemde. Tayyip Erdoğan’ın rektörlerle yaptığı ve üniversiteye dair önümüzdeki dönem yapılacak değişikliklerin konuşulduğu toplantıyı, demokratik haklarını kullanarak protesto etmek isteyen üniversitelilere polis acımasızca saldırdı ve onlarca öğrenciyi gözaltına aldı, işkence yaptı. Öyle ki bir arkadaşımızın burnu kırılırken bir diğer arkadaşımız darp sonucu bebeğini düşürdü.

‘AKP FAŞİST YÜZÜNÜ ÖĞRENCİLERDEN HİÇ ESİRGEMEDİ’

Aslında bu saldırılar yeni değil, referandumla “ileri demokrasi “ getireceğini iddia eden AKP, iktidarı boyunca faşist yüzünü öğrencilerden hiç esirgemedi. Parasız eğitim isteyen 2 üniversiteli arkadaşımızın, Ferhat ile Berna’nın tutuklanması ve aylardır hapishanede tutulmaları, İTÜ’de Tayyip Erdoğan’ı protesto eden 18 öğrenciye 15’er ay hapis cezası almasından tanıyoruz AKP’yi.
Öğrencilerin haklı taleplerinin dile getirildiği eylemler “yasadışı” ilan edilirken, Burhan Kuzu’ya yumurta atanlar da Ergenekonculukla suçlandılar. AKP hükümeti, öğrencilerin en meşru eylemlerini yasadışı, hakkını arayan öğrencileri ise “marjinal” ilan ediyor.

‘POLİS ODTÜ’YE ÇIKARMA YAPTI’

Gittikleri her üniversitede protestoyla karşılaşan AKP kurmayları son olarak ODTÜ’ye gelmişlerdi. Bine yakın polisle birlikte ODTÜ’ye çıkarma yapan Tayyip Erdoğan yüzünden kampüsün ortasına polis barikatı kurulmuş ve 300’e yakın gaz bombasıyla bizzat polis tarafından tüm kampüs savaş alanına çevrilmişti.

‘HARÇ PARASI BULAMAYAN ÖĞRENCİ İNTİHAR ETMEKTE’

Bugün bu ülkenin üniversiteleri paralı eğitim yüzünden yoksul gençlere kapatılmış durumdadır. Parası olmadığı için yüz binlerce arkadaşımız okuyamamakta, her sene onlarca öğrenci harç parasını bulamadığı için intihar etmekte veya çalışırken hayatını yitirmektedir. Okuma şansını bulan üniversite öğrencileri ise beslenmeden barınmaya, ulaşımdan harçlara onlarca kalemde toplanan paralarla cebindeki son kuruşa kadar soyulmaktadır.

‘HER ÜNİVERSİTELİYE İŞ YOK’

Üniversiteler bilimin üretildiği yerler olmaktan çıkıp birer ticarethaneye dönüştürülmektedir. Halk için bilim üretmesi gereken üniversiteler birer meslek kursu haline dönüştürülmektedir. Ancak, bunu dahi başaramayan üniversiteler her sene yüz binlerce diplomalı işsiz yaratmaktadır. Başbakan “Her üniversite mezunu iş bulacak diye bir şey yok” diyerek zaten bu gerçeği kendisi de dile getirdi.
Rektörlerle yapılan toplantıda belirtilen “mütevelli heyetleri” uygulamasıyla üniversite yönetimlerinin sermayedarlara teslim edilmesi ve “mali özerklik” adı altında da üniversitelere ayrılan devlet bütçesinin azaltılması planlanmaktadır. Bu durum eğitimin bütün yükü öğrencilerin ve ailelerin sırtına binmesine neden olacaktır. Üniversiteler belirttiğimiz gibi birer ticarethaneye dönüştürülürken rektörlük makamlarına da işletmecilerin getirilmesi planlanmaktadır.

‘ÜNİVERSİTELERİ İŞLETMECİLER DAHA İYİ YÖNETİR’

Yusuf Ziya Özcan’ın “rektörler illa akademisyen olacak değil, üniversiteleri işletmeciler daha iyi yönetir” sözleriyle itiraf ettiği gibi, üniversiteler öyle bir hal aldı ki, artık bilim insanları tarafından değil işletmeciler tarafından yönetilecek kadar şirketleşti.
Barınma sorunu da biz öğrencilerin bir başka hayati sorunudur. Üniversite öğrencileri ödeneksizlikten dolayı yurt bulamıyorlar ve cemaat evlerinde kalmaya zorlanıyorlar. Veya ODTÜ’de olduğu gibi çalışma salonlarında insanlık dışı koşullarda kalıyorlar.
Ayrıca üniversitelerimizde eğitim gören Kürt arkadaşlarımızın mağduriyetleri devam etmektedir. AKP, MHP, CHP ve TSK bir olmuş anadil hakkının karşısında yer almaktadır. Bu hakkı dile getirmek dahi suç kapsamına sokulmaktadır. Anadilde eğitim isteyen üniversiteli arkadaşlarımızın evlerine baskınlar düzenlenip onlarcası tutuklanmakta ve yıllara varan hapis cezaları verilmektedir.

’12 EYLÜL AKP’YLE SÜRÜYOR’

12 Eylül Kurumu olan YÖK, güya “darbelerle hesaplaşan” AKP iktidarı döneminde yetkileri daha da arttırılarak üniversitelerin üstünde baskı aygıtı olmayı sürdürüyor. YÖK’ün son yayınladığı genelgede “sivil polislere yer tahsis edilmesi”nden “öğrencileri parmak izi alarak okula alma”ya varana kadar her türlü baskı ve denetim aracını üniversitelere yerleştirme talimatı verildi. Okullara yerleştirilen yüzlerce ÖGB sürekli olarak dayak, işkence ve tacizle anılıyor. Üniversiteler adeta birer yarı açık ceza evine dönüştürülüyor. Özgür eğitimin olması gereken üniversitelerimiz içinde sivil polislerin gezdiği, öğrencilere potansiyel suçlu muamelesi yapıldığı birer koğuşa dönüştürülmekte ve kelimenin tam anlamıyla F tipi üniversiteler oluşturulmaya çalışılmaktadır.
Bunun son örneği İstanbul Üniversitesi’nde alınan arama yetkisi kararı. Buna göre bir sene boyunca polisler istediği öğrenciyi üniversite içinde istediği zaman durduracak ve üstünü arayabilecek. İnsanların özel hayatının gizliliği ilkesini gayrimeşru bir şekilde hiçe sayan bu uygulama bundan sonra gelişecek baskıların habercisi olacağa benziyor. Çünkü öğrenciler ne zaman sesini yükseltse, onlar daha da baskıcı daha da faşist tavır takınıyor. Kendinden olmayan herkesi terörist ilan ediyor.
Okul yönetimleri de öğrencilerin afiş asmasına, masa açmasına dahi tahammül edemiyor, soruşturmalar ve cezalarla yüzlerce muhalif öğrencinin öğrenim hakkını gasp ediyor. Keyfi açılan soruşturmalar ve “ideolojik halay çekmek” gibi saçma suçlamalardan ceza alan onca arkadaşımızın eğitim hakkı elinden alınıyor.

‘AKP GENÇLERDEN KORKUYOR’

Aslında üniversiteye dönük tüm bu saldırıların amacı açık; tarih boyunca halkın iktidarlara ve sisteme karşı başkaldırısının öncüsü olan gençliğin öfkesinden korkuyorlar. AKP hükümeti de kendinden öncekiler gibi gençliğin yükselen mücadelesinin tüm yurdu sarmasından ve yükselmesinden korkuyor. Ancak biz tüm bu baskılara, soruşturmalara, tutuklamalara boyun eğmiyoruz. Polise de, YÖK’e de AKP’ye de başkaldırıyoruz. Bu başkaldırı herkesin eşit, parasız, bilimsel ve anadilinde eğitim alabildiği bir üniversite, yoksulların da öğrenim görebilmesi ve üniversitelerin halk için bilim ürettiği yerler haline gelmesi için girişilen bir başkaldırıdır. Bu başkaldırı, AKP’nin ve yandaş medyasının yansıttığı gibi üç-beş marjinal öğrencinin değil, binlerce üniversite öğrencisinin başkaldırısıdır.
Öğrenci düşmanı Tayyip Erdoğan ve AKP hükümetine bugün tepki veren üniversite öğrencilerine sahip çıktığını savunan Kemal Kılıçdaroğlu açıklamalarında iktidar oldukları zaman öğrencilerin sorunlarını çözeceğini iddia ediyor. Buradan ona da sesleniyoruz, üniversite öğrencilerinden oy almak için bulunduğu seçim vaatlerine inanmıyoruz. Bundan önce YÖK’ün başında olan CHP’lilerin paralı eğitimi nasıl savunduğunu, üniversite öğrencilerine uyguladıkları baskıları, okuldan atılan öğrencileri unutmadık. Biz ne CHP’ye ne de başka bir düzen içi siyasi partiye güvenmiyoruz. Biz yalnızca kendi örgütlü mücadelemize, üniversite öğrencilerinin haklı mücadelesine güveniyoruz. Taleplerimizin her biri içinde AKP’ye de karşı, iktidara gelirse CHP’ye de karşı mücadeleye devam ederiz.
Üniversite öğrencileri olarak taleplerimizi bir kez daha yineliyoruz:
-Harçlar derhal kaldırılsın ve herkes için eşit ve parasız eğitim sağlansın.
-12 Eylül kurumu olan YÖK derhal kaldırılsın.
-Devlet okullara daha çok ödenek ayırsın. Okulların yurt, beslenme ve sağlık gibi temel ihtiyaçları devlet tarafından sağlansın.
-Üniversitelilere üniversite yönetimlerinde daha fazla söz,yetki ve karar hakkı verilsin. Üniversite öğrencilerini ilgilendiren kararlarda, göstermelik ÖTK’lar ile değil, üniversite öğrencilerinin tamamının katıldığı toplantılarla öğrencilerin sözü dinlensin ve kararlarda belirleyici olsun.
-Üniversite öğrencilerine açılmış olan soruşturmalar derhal geri çekilsin, tutuklu arkadaşlarımız serbest bırakılsın.
-Üniversiteler halk için bilim üreten kurumlar haline gelsin.
-Üniversite öğrencilerinin anadilde eğitim hakkı sağlansın ve güvence altına alınsın.
-Son YÖK genelgesi iptal edilsin, üniversitelerde bulunması birer utanç kaynağı olan turnikeler, kontrol noktaları, kameralar ve ÖGB’ler kaldırılsın.
-Kampuslarımıza hiç bir şekilde kolluk güçlerinin girmemesi güvence altına alınsın.
Taleplerimiz karşılanana kadar, mücadelemiz büyüyerek devam edecek!

05.11.2011
Bu bildirinin Öğrenci Kolletifince okunması polisin tazzikli su gaz ve copla müdahelesi ile engellendi. http://www.odatv.com/n.php?n=eger-ulassalardi-bu-aciklamayi-yapacaklardi-0501111200