Pınar Selek’e açık mektup…

Adalet, işkenceye devam ediyor hâlâ…


Sevgili Pınar,

İki gün önce, birçok gazetenin birinci sayfasından, her zamanki gülen yüzün, ışıl ışıl gözlerinle bize bakıyordun… Adının yanında “bombacı” yaftasını farklı gazeteler, farklı puntolarla farklı biçimlerde kullanmışlardı… (İleride bir gün, bütün bu badireler geçtikten sonra, o gazeteleri bir araya getirip, gazetecilik okullarındaki derslerde örnek diye göstermeli. Konu başlığı “Kamuoyu -ve Adalet- nasıl manipüle edilir” olabilir.)

Ama inan, biz senin kim olduğunu ve kişiliğini bilenler… Çalışmalarını yakından izlemiş olanlar, kitaplarını, çocuk öykülerini okumuş olanlar… Biz, senin tüm yaşamını, ezilenlerin, ötekileştirilenlerin, mağdurların haklarını korumaya adadığının bilincinde olanlar… Biz, senin her tür haksızlığa karşı çıkarken, şiddetin her türünü lanetlediğini bilenler… Var olma nedenini barışa adadığını bilenler, inan ki, şuursuz medyanın tuzaklarından kendimizi korumayı artık çok iyi öğrendik.

Sevgili baban ve avukatın Alp Selek, te-levizyonlara, basına “Bu karar yeni bir karar değil. Bu karar muhalefet şerhli… Bu karar ilk çıktığında 6 ay kadar yazılması sürdü, biz 3 ay önce öğrendik…” diye istediği kadar dert anlatsın, sansasyona ve manipülasyona ihtiyacı olan medya dinlemiyor…

Sevgili Pınar, Mısır Çarşısı’ndaki patlamayla ilgili olarak 2 kez yargılandın, iki kez beraat ettin… Arada boşu boşuna 2.5 yıl hapis yattın… İşkence gördün…

Patlamadan birkaç gün sonra, ilk gözaltına alınışın bombalamayla ilgili değildi. Yaptığın araştırmayla ilgiliydi. Bir sosyolog, yazar, araştırmacı, feminist ve barış eylemcisi olarak ülkendeki savaşı, savaşın taraflarını araştırıyordun…

Hayır, ne poliste (hatta işkencede bile), ne daha sonra savcılıkta ve sorgu hâkimliğinde, sana o patlamayla ilgili soru sorulmuyor!

KAFKA SENİ TANISAYDI

Sevgili Pınar,

Sakın bu mektubu sana cesaret vermek için falan yazdığımı sanma. Senin şimdi yaşadığın Almanya’da dimdik durduğunu, çalışmalarını sürdürdüğünü, geleceğe umutla baktığını biliyorum. Şimdi sana yazma/seninle konuşma nedenim kendime cesaret vermek için…

Adaletin, adaletsizliğin, geç gelen adaletin yalnız senin için değil, hepimiz için nasıl bir işkenceye dönüştüğünü görebildiğim için kendime cesaret ve güç vermek zorundayım.

Sadece benim değil, yüzlerce, binlerce yazarın çizerin sanatçının, insanın, senin masumiyetine olan inancı ve tanıklığı, inan sadece arkadaşımız olmandan, düşüncelerini, kitaplarını bilmemizden kaynaklanmıyor. Kendi adıma konuşayım: Şu son 12 yıldır süregelmekte olan mahkeme sürecini yakından izlediğim, kimi duruşmalarda hazır bulunduğum ve o duruşmalarda oynanan oyunu gördüğümden de kaynaklanıyor… (Örneğin, senin aleyhine, yazılı ifade verdi denilen birinin, okuma yazması olmadığı ortaya çıkmıştı bir duruşmada ve ne gülmüştük!)

Sevgili Pınar, eğer Kafka seni tanımış olsaydı, Dava romanındaki K. karakterini yaratmasına gerek kalmazdı. Seni yazardı, işi kolaylaşırdı.

Sen de tıpkı Kafka’nın K.’si gibi, önce neyle suçlandığını bilmiyordun. Neden sonra televizyondan öğrendin “Mısır Çarşısı bombacılarından biri” olduğun için gözaltına alındığını…

Sonradan “Ben o ifadeyi işkencede verdim, Pınar Selek’i tanımam bile” diyecek olan birinin, “Bu işi birlikte yaptık” demesi yetmişti, o gün bugün 12 yıldır sürmekte olan işkenceyi başlatmak için… Üstelik bunu diyen, beraat etti çoktan! (Tüm bilirkişi raporlarının bomba yok demesini vb. geçiyorum, bunları öyle çok yazdım ki… Meraklısı http://www.zeyneporal.com arşivinden bulabilir.)

PEKİ NEDEN?

Hepimiz, hepimiz soruyoruz “Peki neden” sorusunu sevgili Pınar…

Kestirmeden söyleyeyim… Bana kalırsa, bütün bunlara neden senin dik duruşun. Eğilip bükülmemen. Düşüncelerinden ödün vermemen… Yaşadığın onca işkenceye karşın, içindeki insan sevgisini, vicdan sesini ve umudunu hiç ama hiç kaybetmemen…

Sokak çocuklarıyla ilgilenmen, onları insan yerine koyman, onlara insanca yaşam sürdürmeleri için olanak sağlaman…

Travestiler ve transseksüellerle ilgilenmen, onlara karşı uygulanan şiddeti gözler önüne sermen. “Maskeler, Süvariler, Hacılar” kitabın mesela…

Ataerkil düzeni sorgulaman… “Sürüne Sürüne Erkek Olmak” kitabın, hani, mahkeme kapısında bir katil zanlısının “Akıllı ol!” diye tehdit savurduğu anki bakışı ilham vermişti. Kitabında Türk toplumunda erkek kimliğinin oluşumunu araştırırken, şiddet ve iktidar ilişkisini de irdeliyordun.

Vicdani retçileri savunman… Tüm ötekileştirilenlerin mağduriyetini kendine dert etmen… “Barışamadık” kitabın mesela…

Amargi gibi, feminizmi yaygınlaştıran bir kurumu kurmuş olman, hayata geçirmen ve etkin kılman…

Eh sevgili Pınar, bütün bunlar hoş şeyler değil elbet bizim gibi demokratikleşmekte olan bir ülkede!

Belki de on yıl önce Bayrampaşa Cezaevi’nde “Hayata Dönüş”(!) operasyonunda öldürülmediğin için sana kızıyorlardır. (Hiç unutmam, o olayın ayrıntılarını senden dinlediğim günü…)

Seni yürekten hasretle kucaklıyorum sevgili arkadaşım. İyi ki varsın! İyi ki olduğun insansın!

Zeynep ORAL
zeynep@zeyneporal.com
Cumhuiyet 26.11.2010, S.17

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: