‘Kapat TV’yi tiyatroya gel’

Son olarak ‘Prometheus’u oynayan Yetkin Dikinciler’in, ‘Sizi dizide görmek istemiyoruz’ diyenlere yanıtı:

‘Kapat TV’yi tiyatroya gel’

© Tragedyalar insanı yaşadığı travmayla baş başa bırakarak özdeşlik kuruyor, yöneten ve yönetilen insanın hâlâ değişmediğini gösteriyor. Bugün Çin’de 12 saat ayakkabı fabrikasında çalışan çocuklar, Güney Amerika’da kahve işçileri, Zonguldak’ta madenciler var. Trajik olan hayatımızın her anında insanı ezerek devam ediyor.

ÖZLEM ALTUNOK

Yer, Rumeli Hisarı. Hisar’ın konuğu bu kez ‘sınırları tragedyalarla aşan’ Yunan yönetmen Theodoros Terzopoulos’un 2500 yıl öncesinden bugüne taşıdığı “Zincire Vurulmuş Prometheus” oyununun Türk, Yunan ve Alman oyuncuları. Terzopoulos, oyunu ateşi tanrılardan çalarak insanlığa armağan eden Prometheus’un Zeus’un işkencesine karşı söylediği “Bir gün gelecek” sözü üzerine kurmuş. Oyuncuların her biri kendi dilinde, yerde kıvrana sürüne aynı sözü tekrarlayıp duruyor: Bir gün gelecek! Bir gün gelecek…

Oyun bitiyor, seyirci selamlanıyor, sonra birden Prometheus rolündeki oyuncu, birkaç adım öne çıkıp seyircilere soruyor: “O gün, bir gün gelecek mi?” “Gelecek” diye yanıtlıyor kalabalık, tereddütsüz… Artık birer Prometheus’a dönüşmüş seyirci kim bilir, belki de en azından o gece rahat uyuyor…

Prometheus’u canlandıran Yetkin Dikinciler’in kahramanlarla pek arası yok, daha doğrusu kahramanlara ihtiyaç duyulmayan bir zamanı özlüyor. En çok da kendi hikâyesinin kahramanı olmayı istiyor.

Yetkin Dikinciler’le oyunculuk, hayat, kahramanlar ve çaresizlik üzerine…

ACIDAN DOĞAN ÖZGÜRLEŞME

– Öyle görünüyor ki bu oyun, daha doğrusu Terzopoulos’la ve onun yöntemiyle çalışmak size çok şey katmış. “Bu oyun özgürleşmemi sağladı” diyorsunuz. Terzopoulos’la nasıl bir araya geldiğinizden ve bu süreçte deneyimlediklerinizden bahseder misiniz?

– Terzopoulos’la 1999’da, Attis Tiyatrosu’nun İKSV ile ortak çalışması olan bir projede bir araya gelmiş, Ege ve Anadolu’yu da içeren Yunan medeniyetinin arkaik metinlerinden yola çıkarak Herakles Üçlemesi’ni yapmıştık. 2005’te de Attis Tiyatrosu’nun oyunculuk yöntemini anlatan seminerler dizisi için Almanya’ya gitmiştim.

Terzopoulos’un yönteminde karşımıza çıkan temel durum şu; günümüz insanı sadece akıl yoluyla her şeyi çözmeye çalışıyor, halbuki 2500 yıl önce yazılan tragedyalarda bile travmanın sadece kafaya hapsolmadığını, insan emeğinin, beden gücüyle sermayeye ve artı değere dönüştüğünü düşünürsek, travma insanın ilkel çağlardan beri içinde yaşadığı bir hal ve bu hale bugün yeniden bakılması gerekiyor. Öte yandan gündelik hayatın biraz da yanılsamalarla örülü alışkanlıklardan arınması gerektiğini sorgulayan bir süreç sunuyor Terzopoulos.

– Bütün bu anlattıklarınız pratiğe nasıl dökülüyor Terzopoulos’la çalışırken?

– Bir kere her provada metne çalışmaya başlamadan önce, bir saate yakın ısınma çalışması yapıyoruz. Bir aktör, kendinde olmayanı arar ama o yok saydığı şey zaten kendinde vardır ve bir gün bunu keşfetmesi yaratıcı anın başladığının varsayımıdır. Bu varsayım ihtimalleri zaten beni Terzopoulos’a çekiyor. Çünkü o, bizi o illüzyon ve dramatik olandan arındırıp günümüz insanının 2500 yıl önceki travmasına geri döndürmeye çalışıyor, acıdan doğan özgürleşmeye davet ediyor.

– Bu özgürleşmeye giden süreç, nasıl bir süreç?

– Neredeyse canınız çıkana kadar çalıştığınız bir bedensel yorgunluk bu. İnsanın doğum bölgesini merkeze alan ısınma tekniği sonrasında beden yorgunluğunun ardından yeniden devinmeye başlıyor, o noktada aklınız bedeninize hükmedemiyor ve bedeniniz ne isterse onu yapıyorsunuz. Nefesiniz, sesiniz, sözünüz yeniden anlam kazanıyor. Yani bizi kalıplara sokan alışkanlıklardan sıyrılmamızı sağlayıp öze, arkaik olana dönmemizi sağlıyor.

Bir de Terzopoulos, kendini bırakan oyuncu arıyor, ben de kendimi bırakmaya gidiyorum. Bir dönüşüm, karşılıklı bir bağ olsun diye bu buluşmaları yaşıyoruz.

TRAGEDYALAR VE BUGÜNÜN İNSANI

– Tragedyaların binlerce yıl öncesinden hâlâ bugüne seslenebilmesinin ardında nasıl bir gerçeklik yatıyor sizce?

– Çünkü tragedyalar insanı yaşadığı travmayla baş başa bırakarak bir özdeşlik kuruyor, yöneten ve yönetilen insanın hâlâ değişmediğini gösteriyor. Bugün bir yandan varoluşa dair sorular sormaya devam eden bir insan, diğer yandan bununla uğraşamayacak kadar da meşgul olan, edilen bir insan var. Çin’de 12 saat ayakkabı fabrikasında çalışan çocuklar, Güney Amerika’da kahve işçileri, Zonguldak’ta madenciler var. Bu soruları düşünen ama yorgunluktan sorgulama aşamasına gelemeyen insanlar var. Trajik olan hayatımızın her anında devam ediyor, ama her şey insanı ezerek devam ediyor.

– 2010 İstanbul Avrupa Kültür Başkenti için hazırlanmış üç “Prometheus” oyununda da bugünün insanının çıkışsızlığı, umutsuzluğu ve teslimiyetine vurgu yapılıyor. Siz Prometheus’u canlandıran olarak nasıl bir resim çiziyorsunuz bugüne dair?

– Sürekli konuşmak zorunda kalıyor, anlatmadan anlaşılmayacağımızı düşünüyoruz. Galiba çare, anlatmak yerine yapmakta. Bunun için bize bir alan bahşedilmese de o mecrayı bulmak zorundayız. Oyunda da olduğu gibi sürekli bir kahraman arıyor ya da bekliyoruz. Oysa kahramanlık belki de bir araya gelmek ve bir şeyleri birlikte yapabilmektir.

– Oyunun sonunda seyirciyi selamladıktan sonra siz öne çıkarak seslendiniz seyirciye: “O bir gün gelecek mi?” Yanıt, hep bir ağızdan “gelecek” oldu. Bu rejiye dahil miydi ve bu yanıt size ne anlatıyor?

– Artık oyun sahnelendiği için rahatlıkla söyleyebilirim ki, o bir doğaçlama değildi. Aynı soruyu Yunanistan’da da sorduk, Almanya’da da soracağız. Bu elbette Terzopoulos’un fikriydi ve “Bir de sana ihtiyacım var” ya da “Umudun sizde olduğunun farkında mısınız” demek içindi.

– Şu ‘kahraman’ arayışı ya da beklentisi umutsuzlukla koşut olsa gerek. İnsan niçin ‘kurtuluş’ için bir başkasını bekler?

– Bazen hayat gerçeği diye o kadar çok hikâye anlatılıyor ki, siz hikâye oluyorsunuz başkalarının hikâyesinde. Halbuki siz bir hikâyeye inanırsanız onun baş aktörü ve kahramanı olabilirsiniz.

Duruma şöyle bir de tersten bakalım; Diyarbakır Devlet Tiyatrosu’nda çalışırken ‘Prometheus’ ateşini, o armağanı içinde taşıyan ve bunun bilincinde olan insanlarla karşılaştım. Her şeyin malzeme yapıldığı bir sömürü düzeni var ortada. Politik bir durumun nesnesi yapılan insan böyle bir durumda kendini ortaya atıyor ve Prometheus’un armağanı ölümcül bir yazgıya dönüşebiliyor. İnsan neden bilinçle kendini feda eder, bir tane hayat varken, yaşamaktan daha kutsal bir hal yokken… Elbette çaresiz kaldığı için.

SEZGİLERİM VE BEN

– Bir tiplemeye sıkıştırılmış, aynı rolleri tekrarlayan bir oyuncu olmadınız. “Mavi Gözlü Dev”de Nâzım Hikmet’i, Çağan Irmak’ın “Babam ve Oğlum”unda komiği, “Ulak”ında kötüyü, “Eşref Saati”nde bıçkın delikanlıyı oynadınız. Bu şans mıydı, yoksa bir formülü var mı bunun?

– Kendimi bana yöneltileni sorgulayacak akla ve sezgiye sahip olduğum için şanslı hissediyorum. Birisi bana armağan gibi bir şey veriyorken benden, ciğerimden bir şeyler alıyor da olabilir, bana üretken gibi gelen bir şey beni tüketiyor da olabilir. Belki biraz batıl gelebilir ama sezgisel ve doğasal öngörü diyelim buna, şu ana kadar beni yönlendirdi ve biz onunla iyi idare ediyoruz.

– Bunu biraz açabilir misiniz?

– Belki de doğanın içindeki bir parça olmak, tek başına ama evrenin bütünlüğünü içinde taşımak bu. Dışarıda bir dünya var, ama ondan büyüğü insanın içinde var. Bunu fark ettiğim günden beri, başkalarının değer atfettiği şeylerin benim için değer atfetmesi gerekmiyor.

– Bu sezgisel öngörü oyunculukta nasıl karşılık buluyor?

– Belki de bu yüzden oyuncuyum. Küçüklüğümden beri hobi edinemedim; okulda, derste de hep dışarı, bulutlara, kuşlara bakardım. Anladım ki ilgi alanım, hobi olamayacak kadar büyük.

– Bu işinizi zorlaştırmadı mı?

– Tam tersi, kolaylaştırdı. Oyunculuğa sırf bu yüzden kanalize oldum ve bu kadar çok anlamaya çalışırken anlamaya çalışanın sırf ben olmadığının farkına vardım. Yeryüzünde ne kadar insan, ne kadar hayat varsa o kadar hayal, o kadar hikâye var. Bunu anlatanlardan biri olmaya karar verdim. Anlatırken anlamaya çalışmak belki de bu. Başkalarını keşfederken kendi içinizi keşfetmek…

kaynak : Cumhuriyet 02.08.2010

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: