Ağustos, 2010 için arşiv

30 Ağustos EMPERYALİZME KARŞI ZAFER BAYRAMI

Posted in Uncategorized on 30 Ağu 2010 by buyukakin

OSMANLI DEVLETİNİN SONU
Avrupa Devletlerine verilen, (ayrıcalıklı ticari işlemler ile mülkiyet sermaye haklarının devri) KAPİTÜLASYONLAR, bu günki anlamı ile ÖZELLEŞTİRLEMELER ile hazinesi ifas ettirilen Osmanlı Devleti, en nihayet İtilaf devletleri adına İngiliz Kıraliyet Donanmasının 13 kasım 1918 de İstanbul’u işgali ile siyasi tarih sahnesinden silindi.

Osmanlı Devletini ortadan kaldıran İtilaf (Anlaşma-İşbirliği) devletleri şunlardı :
• ABD (1917’de katıldı.)
• Belçika Krallığı (ve Katılan Belçika Sömürge güçleri)
• Britanya İmparatorluğu (Birleşik Krallık ve İrlanda, Avustralya, Güney Afrika, Hindistan Britanya’nın deniz aşırı toprakları; Kanada, Newfoundland Yeni Zelanda)
• III. Fransa Cumhuriyeti (ve Katılan Fransız Sömürge Güçleri)
• İtalya Krallığı (1915’da katıldı.)
• Japonya
• Karadağ Krallığı
• Portekiz
• Romanya Krallığı
• Rusya İmparatorluğu
• Sırp Krallığı
• Yunanistan
Başta İstanbul olmak üzere Misaki- Milli / TC nin bu gunki siyasi sınırı içine bizzat girerek işgal eden İtilaf Devletleri Ordular ise İngiltere, Fransa, Yunanistan, İtalyan orduları idi.
İhtilah devletlerince yapılan işgal, akeri bir savaşdan ziyade işgal ettikleri topraklarda kadınlara tecavuz, genç yaşlı çoluk çocuk demeden katliam, kamu ve yurttaş malını talana dönüştü.

ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI
Mustafa Kemalin 1919 da samsuna çıkarak başlattığı çoban ateşi onun ve ekibinin önderfliğinde si,yaqsi kurtuş fikri olarak anadoluda dalga dalga yayıldı,
Siyasi kurtuşu bilinci hızla Anadoluda kabul gören bu hareket Kurtuluş Cemiyetleri/Dernekleri ve Kurtuluş Kongreleri/ Çalıştay’ları ile pekiştirildi.

Emperyalist ordulara karşı yurdun yedi çoğrafi bölgesinde yurtserlerin başlattığı bölgesel silahlı mücadeleler ; Mustafa Kemal ve ekibinince örgütlenen ulusal ordu, ülke genelinde topyekün Emperyalizme Karşı Kurtuluş Savaşınına dönüştü.

Göğüş göğüse yapılan savaş, ulusal ordunun zaferi ile son buldu. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanı ile taçlandırıldı.
Dunya siyasi tarihinde, böylesine birleşik emperyalist devletler gücüne karşı, dil din ırk ve sosyal katman farkı gözetmeyen bir halk kolletifi tarafından silahla, kanla kazanılmış, sonundan ortaya bir bağımsız cumhuriyet çıkarılanlimis tek kurtuluş savası TC ULUSAL KURTULUŞ SAVAŞI’dır.

RESMİ ZAFER BAYRAMI
26 Agüstosda başlayıp 30 Ağutosda Dumlupınarda Mustafa Kemal in başkumandanlığında Yünan ordusuna karşı Anadolu Topraklarında zaferle sonuçlanan Başkomutanlık Meydan Savaşı’na BÜYÜK TAARRÜZ adı verilir.
Kurtuluş simgesi büyük meydan savaşı, ilk kez 30 Ağustos 1923 günü Afyonkarahisar, Ankara ve İzmir’de kutlanmıştır. Resmi Zafer olarak ZAFER BAYRAMI ilan edilmesi Mayıs 1935 dir.

ULUSAL SAVAŞ ve ÖNDERİ
Bu denli açık, bu denli yalın, bu denli emperyalist isgale karşı kanlı birsavaş olan Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda Mustafa Kemali önderilği yok saymak , aklı, bilimi, kendini, en sonu diyalektik metaryalizmi yok saymaktır.

Bu gün başta tüm siyasi partiler olmak üzere, TC siyasalında kendisini sağcı, solcu, demokrat, sosyalist, komunist ve/veya marksist olarak ifade den her yurtsever, görüşlerine katılsın katılmasın emperalizme karşı tüm varlığı ile ülkenin dört bir cephesinde siyaseten ve elinde silahla çarpışmış Mustafa KEMAL’i inkar edemez. Aksini söylemek diyaektik metaryalizmin inkarıdır.

Sağdan say Mustafa KEMA ; Soldan Say Mustafa KEMAL olan ve yurttaş kollektifince başarılan bu savaşın önderi Mustafa KEMAL’dir.

EMPERYALİZME KARŞI ZAFER BAYRAMI
Sağcısı solcusu, iktidarı, meclis içi-dışı muhalefetiyle tüm siyasi bileşenleri, en sonu bu ülkenin tüm yurttaşları bilemelidiriler ki bu ülkede HALA özgürce yaşabiliyor ve kendilerini ifade edebiliyor iseler bunu “Ulusal Kurtuluş Savaşı”na, “Kemalist Devrimler”e ve Mustafa Kemal önderliğindeki “TC’nin Kollektif Kurucu İradesi”ne borçludur.

İçinden geçmekte olduğumuz bu günki süreçte Türkiye Çumhuriyeti kuruluşundan bu yana örneği görülmemiş bir biçimde emperyalistelerin ve yerli işbirlikçilerinin kuşatması altındadır.

Bezginliğe ve umutsuzluğa kapılmaya gerek yoktur. Ulusal Kurtuluş Savaşı ile kanlı emperyalist isgale son veren, işçisi köylüsü her sosyal katmandan gelen bu ulkenin yurtsever ve aydınlık yurttaşlarları, elbet bugünki işgale de; aynı biçimde son verecektir.

Bu gerçek, bu tümce, EMPERYALİZME KARŞI ZAFER BAYRAMI; Kuruluş savaşı monentini algılayamayan ; Fidel’den Lenine kadar solun siyasi tarihi nezdine yeri olan Mustafa Kemal’e dair tek kelam edemeyen solun soluna; İşbirlikçi piyasacılara; Feodal Kürt ağalarına; Kemiyetsiz liberal döneklere; Pensilvanyaya;İiktidara; KAPAK OLSUN.. EMPERYALİZME KARŞI ZAFER BAYRAMI KUTLU OLSUN !

büyükakın
30.Ağustos.2010

Reklamlar

Burjuvazi, 12 Eylül ve AKP… Korkut Boratav

Posted in Uncategorized on 29 Ağu 2010 by buyukakin


Başbakan’ın “İtaat veya Bertaraf…” çıkışı, hızla sonuç vermeye başladı. İstanbul Ticaret Odası ile Denizli Koyun ve Keçi Yetiştiricileri Birliği başkanları referandumda oylarının “evet” olacağını açıkladılar. Daha da anlamlı iki katkı müteahhitler cephesinden geldi. 40000 üyeli Tüm İnşaat Müteahhitleri Federasyonu Başkanı Tahir Tellioğlu, “cunta anlayışıyla hazırlanan anayasa değişmeli” gerekçesiyle; lüks konut sektöründe uzmanlaşmış ünlü bir inşaatçi olan Ali Ağaoğlu ise, “istikrar için” oylarının rengini belirttiler.

Son yıllarda iş çevreleriyle siyasi iktidar arasındaki ilişkilerin avanta, vurgun biçimlerini yeşertmiş olduğunu geçen hafta bu köşede belirtmiştim. Oylarının rengini belli eden iki müteahhit AKP’li yıllarda “yeşeren” alanların içinde yer alıyorlar. Herkes biliyor ki, bakanlıkların, yerel yönetimlerin, TOKİ’nin yatırımlarında ayrıcalık, siyasi iktidara yakın olan müteahhitlerdedir. Büyük kentlerde devâsâ kazançlara kapı aralayan imar izinlerinde, aflarında, arsa tahsislerinde inşaatçıları, mülk sahiplerini kâh ihya eden, kâh engelleyen, bazen de cezalandıran hayatî kararlar, ilgilinin iktidara yakınlığıyla yakından ilgilidir. “Evet” oyları bu nedenle alenîleşiyor. Arkası da gelecektir.

Fakat, bir de ileri sürdükleri gerekçelere bakalım: “12 Eylül rejimine reddiye” ve “istikrar arayışı…”

Bugün “cunta” eleştirisine kalkışan patronların ağababaları (örneğin Vehbi Koç) ve örgütleri (TÜSİAD, TOBB, TİSK) 12 Eylül’de ne yapıyorlardı? İlk baskısı 1991’de yayımlanan 1980’li Yıllarda Türkiye’de Sosyal Sınıflar ve Bölüşüm (sonraki baskı İmge Yayınevi’nden) başlıklı kitapta şunları yazmıştım: “Yakın tarihimizdeki askeri darbeleri inceleyenler,12 Eylülde[ki]… askeri yönetimin, 27 Mayıs, hatta 12 Marttaki yönetimlerin aksine, herhangi bir radikal/reformcu üsluba veya bir ‘göz boyama’ girişimine hiçbir anda yönelmediğini; aksine derhal ve kesin bir biçimde burjuvazinin ekonomik ve toplumsal programına angaje olduğunu gözleyeceklerdir.” (s.74) Neoliberalizmin nimetlerini ve emek/sermaye ilişkilerini kökten dönüştürme gereksinimini cuntacılar kendi başlarına keşfetmediler. Aynı kitapta anlatmaktayım ki, sermaye çevreleri bu ideolojik biçimlendirmeyi başarıyla gerçekleştirdiler ve 12 Eylül sürecini belli ölçülerde yönlendirdiler.

Bu “kirli sicile” niçin bulaştılar? Ekonomiye egemen olan sınıf, elbette devlet aygıtını da denetleyecek konumdadır. Kapitalist bir toplumun normal gelişim süreci içinde bu denetim yerleşik, kalıcı bir özellik kazanır ve burjuvazi devlete de egemen olur. Öte yandan, sınıflar-arası güç dengesinde meydana gelen kimi gelişmeler, devlet aygıtının üzerindeki sınıfsal hegemonyanın zayıfladığı dönemlere, iktidarın paylaşıldığı alanlara yol açabilir.

Türkiye’de 1973-1979 yılları içinde burjuvazinin devlet aygıtı üzerindeki egemenliği daraldı; emekçi sınıfların paylaşım alanı genişledi. Sermaye çevreleri bu mevzi kaybını hazmedemediler; karşı hücuma geçtiler: Ecevit iktidarına cepheden ve şiddetle saldırdılar. Turgut Özal’ın 24 Ocak programında ekonominin yönetimine; 12 Eylül sonrasında Başbakan Yardımcılığı’na yerleştirilmesinde belirleyici oldular. Emekçi örgütlerini devre dışı bırakan; solu yok eden cunta uygulamalarının arkasında yer aldılar. Ve en önemlisi, 1982 Anayasası’nın ve ona bağlı olan yasal, kurumsal düzenlemelerin biçimlenmesinde doğrudan rol aldılar. Bu sayede, temel bölüşüm ilişkilerinin, sadece kısa dönemli (silah zoru içeren) müdahalelerle değil; çok daha kalıcı olarak burjuvazinin lehine dönüşmesini sağlamış oldular. Neoliberal dönüşüm, böylece, burjuvazinin genel programı olarak kucaklandı.

AKP referandumu pazarlarken “12 Eylül mirasını red” söylemini tutturarak demokrat çevrelerin gözlerini boyamaya çalışıyor. Bu demokrat çevrelerin, bu söylemi dillerine dolayan patronlara, 12 Eylül rejiminin ve 1982 Anayasası’nın oluşmasında Türkiye burjuvazisinin günahlarını hatırlatmaları iyi olacaktır.

***

Gelelim, “istikrar için evet” gerekçesiyle referandumda AKP’yi destekleyen iş adamlarına…

Burada çok daha tutarlı bir sınıfsal tavır söz konusu. Geçen hafta bu köşede tartıştım: Türkiye’ye neoliberalizm, Özal-ANAP çizgisinin deformasyonlarıyla ithal edildi. Neoliberal dönemin siyasi iktidara bahşettiği yeni imkânlar sonuna kadar kullanılarak, belli iş çevrelerinin “siyasi iktidar aracılığıyla ihya edilmesi” yöntemleri keşfedildi. Bu yöntemler otuz yıl boyunca adım adım geliştirildi; AKP’li yıllarda “cezalandırma” mekanizmalarının da eklenmesiyle bugünkü ortama ulaşıldı. Ancak, her aşamada burjuvazinin genel ve ortak çıkarları gözetilerek ve genişletilerek…

1999’da, “siyasi istikrarsızlık ortamlarında yeniden yeşermeye başlayan popülizmi (yani emek lehine ödün verme eğilimlerini) külliyen tasfiyeyi” hedefleyen (ve IMF/Dünya Bankası rehberliğinde) yeni bir programa geçildi. Bu stratejik saldırının ilk aşaması, DSP-ANAP-MHP koalisyonları ve 2001 krizi içinde Kemal Derviş tarafından yönetildi. İkinci aşamanın yönetimi ise, sonraki sekiz yıl boyunca aynı programı ödünsüz sürdüren, geliştiren AKP tarafından üstlenildi. Bu aşamada AKP’nin tek parti sermayenin genel çıkarlarının izlenmesi açısından çok önemli bir güvence oluşturdu.

İnşaatçı iş adamının “istikrar için evet…” demesinin ardında bu algılama var. Açık farkla “evet” sonucu veren bir referandumun, AKP’nin tek parti iktidarının devamına işaret edeceği ve bu nedenle borsayı rekor düzeylere çıkaracağı öngörülüyor. Borsa burjuvazinin kollektif ruh halini yansıtmaktaysa; “bertaraf edilme” tehdidi sineye çekilmekte veya umursanmamakta; sermaye çevrelerinin temel tercihi de “istikrar, yani AKP” olarak ortaya çıkmaktadır.

Bu nedenlerle referandumda AKP’ye doğrudan veya dolaylı destek veren liberal ve “demokrat” çevreler, temel bir sınıfsal tercihe de katılmış oluyorlar

29.08.2010
Korkut BORATAV

http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/burjuvazi-12-eylul-ve-akp-32727
http://tr.wikipedia.org/wiki/Korkut_Boratav

Ahmet Türk: “Özerk Kürdistan’ı esas aldık”

Posted in Uncategorized on 24 Ağu 2010 by buyukakin

DTK Başkanı Ahmet Türk, kamuoyuna açıklamalarda bulundu
Kaynak ulusal basın / haber türk 23 Ağustos 2010 Pazartesi, 14:55:13

Ahmet Türk’ün konuşmasından satır başları şöyle:
“Kürt sorununun çözümü için Demokratik Türkiye, özerk Kürdistan çözümü önermesi, daimi meclisimiz tarafından da esas alınmaktadır.

Demokratik özerklik projesi, ayrıştırıcı değil, gönüllü birlikteliği esas alan bir birlikte yaşama projesidir. Demokratik özerklik talebinde en büyük desteği, aydını, yazarı, akademisyeni ile tüm Türkiye halkından beklemekteyiz.

Demokratik özerklik projesi ile ilgili olarak bir çalıştay düzenleyecek ve sonuçlarını kamuoyu ile paylaşacağız.

Kürtlerin bulunduğu tüm parçalarda demokratik ve barışçıl bir çözüm sürecinin gelişmesi için Kürt Ulusal Konferansı’nın gerçekleştirilmesine yönelik çalışmaları kararlılıkla sürdüreceğiz.

Kürtler referandumun barışçıl bir ortamda gerçekleşmesi için üzerine düşen her şeyi yapmıştır. DTK, güncel olması hasebiyle, referandumda boykot tavrının ilkeli bir duruş olduğu görüşünü korumaktadır.”

Ahmet Türk’e Diyarbakır Bel.Bşk. BAYDEMİR yanıt verdi :

linkden izleyiniz : (+18)
http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=2&vid=2779 (1)

Evet Sn Ahmet TÜRK, Özerklik telebine has’ından yanıtı Bay Baydemir vemiş sana..

Ahmet Türk’e açık soru :

Ağası olduğun kasrokanco aşiretinin 300.000 dönüm arazini köylülerine vererek kürt feaodalitesini sonlandırıp bölgesel özerkliği ilk sen başlatırmısın Ahmet TÜRK?

buyukakin

(1) Devlete, netice itibariyle Devleti temsilen Sn.Başbakana sarfedilen bu sözler için yasal bir kovuşturma başladı mı? Baydemir Ergenekon yada Balyoz TÖ üyesi olmasın? Özel yetkli Sn. Savcı ÖZ bu kaydi izledi mi? Bir işlem yaptı mı ?

Tüm Yurtseverlere Çağrı …

Posted in Uncategorized on 24 Ağu 2010 by buyukakin

BİZ HAKLIYIZ! BİZ KAZANACAĞIZ!
Banu Avar

“Hangi görüş, parti, klikten, olursa olsun, BU VATANI SEVEN herkesin, batıdan gelen tehdide karşı TEK SES olma zorunluluğu vardır.
Çünkü batı o toprağın insanlarının tümüne karşı, o toprağın altında duran hazine için savaşır.İran’a bir Amerikan müdahalesi, aslında Türkiye’ye müdahaleyi de ardına takacaktır… Tıpkı Irak’da olduğu gibi.. Türkiye Irak’ın işgaliyle kan kaybetmeye başlamıştır”

Türkiye kan kaybediyor! Siirt’te Şehitler…
Ekranda ‘PKK ile masaya’ diyenler! TÜSİAD’da ‘bölgesel özerklik’ önerenler…Bir türlü sorgulanamayan PKK holdingleri..Yüzlerce hayali ihracat belgesi! Ve katillerin ellerindeki en modern silahlar! Silahlar, Amerikan malı, ya da İsveç, Norveç markalı, onlar da zaten Amerika’nın ortakları!
Türkiye kan kaybediyor ve işsiz! Türkiye’nin tüm fabrikaları satılmış.. Türkiye gençlerine iş bulamıyor! Türk halkı, emeklisi, esnafı, köylüsü, memuru aç ve borçlu.

Yıl 2010 . Haziranın sonu!
Devlet bakanı Çağlayan , 200 kişilik işadamı heyetini peşine takıyor, Kuzey Irak’a, Türk halkının parasıyla, yatırım yapmaya gidiyor..
Bu arada, Amerikan büyükelçiliği Anadolunun büyük kentlerine İL GÖREVLİLERİ atıyor, İzmir,Konya, Kayseri’den sonra Erzurum ve Bursa’da da American Corner’lar açılıyor.
Kalkınma ajanslarıyla koordine, şehir devletciklerin tohumu atılıyor. Diyarbakır elde var bir, diğer ‘özerk bölgeler’ ‘psikolojik’ olarak hazırlanıyor, fakirleşen bölgelere elde ‘fonlar’ gidiliyor!

‘Operasyon’
Bu tablo size ne diyor? …
Bir operasyon yapıldı… Küresel çetenin uzmanları, istihbarat elemanları başımıza geleceklerin tüm adımlarını önceden açıklamışlardı. Önce başa gelen ya da getirdikleri yöneticilere kendi gözlüklerini taktılar, onları ‘kendilerinden’ yaptılar..Sonra operasyona başladılar..
Operasyonun ilk adımı ‘Amerikan yardımı’ydı..
İMF ve Dünya Bankası’nın Türkiye’nin tüm servetini küresel çetenin başı çokuluslu şirketlere peşkeş çekmesiydi. Başarıyla tamamlandı.
İkinci adım Türkleri ‘eğitmek’ti. Mustafa Kemal Atatürk’ü ‘kalplerden, zihinlerden silecek’ bir ‘eğitim’ planı, atanan hükümetlerce gerçekleştirildi..
12 Temmuz 1947 Amerikan yardım anlaşmasını 1949’da Eğitim anlaşması takip etmişti. Türk halkına önderlik edecek aydın kadrolar, Fulbright burslarıyla, Amerikan vakıflarının himayesinde devşirildi. Kültürel tecavüzleri gerçekleşmişti.

Sonraki adım Atatürk’ün ordusunu, bir halk ordusunu NATO’ya, küresel haydutların zorba teşkilatına, sokup, başını bağlamaktı..
NATO’nun kirli elleri Türk Ordusuna girecek, NATO gizli örgütleri, ülkenin tüm kılcal damarlarına sızacaktı.
Batı Türkiye’ye ‘Açık kapı’ stratejisini dayatmıştı, her şey ‘açık’ olacaktı. ‘Açık bir toplum’ açılımdan açılıma koşacak sonunda yorulup ayrışıp yarılacaktı!
Ama açılacak ilk yer KİT’lerdi. Kamu serveti yok edildi.. Türkiye fakirleşti, insanını eğitemedi.
Eşzamanlı olarak basın, batının denetimine geçti. Halk kültürsüzleşti, kimlik krizine girdi!
Son aşamada, dini ve etnik olarak bölünecek, ülke iç savaşa sürüklenecek, sonra batının ordularına ‘gel bizi ayır!’ denecekti..

ABD Savaş gemileri İran körfezinde!
Peki Başbakanın G20 zirvesinde, ‘NATO Kandil’e gelsin!’ çağrısı biraz erken değil mi?!
Belki de bu halkın feraseti sabırları zorluyor. Birileri, ‘daha fazla bekleyemeyiz,’ diyor. Başbakan NATO askerini Kuzey Irak’a davet ediyor!

Tam o sırada, PKK karargahının ev sahibi, destekçisi, besleyeni Barzani’yle ekonomik bütünleşme adımları atılıyor. Amerikalı uzmanlar ‘ekonomik bütünleşmenin siyasi bütünleşmeye kapı açacağını rapor ediyor.…
Başbakan’a göre bölgenin ‘yıldızı’ Diyarbakır’ı, ‘Kürdistan’ın başkenti’ olarak gösteren NATO haritaları her yana saçılmışken, Rasmussen’in ordusuna davetiye çıkarılıyor!

Acaba tüm bu kötü kokular, bölgede açılacak bir başka ‘cephe’nin habercisi mi?
Çünkü, tam da bugünlerde ABD donanmasının en büyük uçak gemisi Truman, yanında İsrail fırkateyni ve 10 denizaltı ile , İran Körfezinin kapısına konuşlanıyor!..Gürcistan limanlarına Amerikan silahlarının yığıldığı ve İsrail savaş uçaklarının Kafkasya’ya mevzilendiği haberleri basında dolaşıyor. (Akhbar el Khaleej gazetesi)
İran’a 4 temmuz, Amerikan Bağımsızlık ve ‘çuval geçirme’ gününde bir ‘sürpriz’ yapılacağı haberi yayılıyor …
Küresel güçler, kolay kolay pes etmeyen milletleri ‘yola getirmek’ için bölgesel bir savaşın ateşini yakarlar.. Bölgede istedikleri düzene kavuşmak için nasıl bir yöntem düşündüklerini şöyle açıklarlar: CIA istasyon şefi Paul Henze diyor ki:
“…. temel bir düzenlemenin (federasyonlaştırmanın) yapılabilmesi için 20. yüzyılın sonunda Türkiye’nin içine sürüklendiği bunalımın biraz daha (da) kötüleşmesi gerekecektir.’(Mustafa Yıldırım, Sivil Örümceğin Ağında)

Bunalımlar krizler, küresel çetenin, çokuluslu şirketlerin, kendi yarattıkları kaosta debelenmeleri sonucudur.. Onlar tek kalmış dişlerini gösterip sırıtarak, zaman zaman birbirlerini, çoğunlukla da hedefteki petrol gaz coğrafyasını kemirirler.

Hatırlayın, bütün bu çetenin baş aktörlerinden Morton Abromowitz, 1995’de ‘Türkiye parçalanacak!’ buyurmuştu…

Bir olmak, bütün olmak!
Ey Türk halkı , sen bir kez ateşle imtihan edildin.. Büyük bir sınavı büyük bir başarıyla verdin. BU Türk’ün ikinci kez ateşle imtihanıdır…

Gazi paşa’nın evlatları olarak, halk insiyatifi, NATO’ya ABD ve AB’ye ve onların içerdeki işbirlikçilerine (hangi partide olurlarsa olsunlar) gerekli cevabı vermelidir!

Gazi paşa’nın çözüm yolu bellidir. Bölgede aynı tehditi alan ülkelerle ittifak etmek, tehdit eden emperyalizme karşı elele vermek!

Hangi görüş, parti, klikten, olursa olsun, BU VATANI SEVEN herkesin, batıdan gelen tehdide karşı TEK SES olma zorunluluğu vardır. Çünkü batı o toprağın insanlarının tümüne karşı, o toprağın altında duran hazine için savaşır.. İran’a bir Amerikan müdahalesi, aslında Türkiye’ye müdahaleyi de ardına takacaktır…
Tıpkı Irak’da olduğu gibi.. Türkiye Irak’ın işgaliyle kan kaybetmeye başlamıştır.

Hiç kuşkum yok böyle bir aşamada, bu milletin genetik hafızası ona ne yapması gerektiğini hatırlatacaktır!

Kılıçdaroğlu : “Ordu içinde AK Parti’ye yakın gruplar var. Oradan belge geliyor”

Posted in Uncategorized on 24 Ağu 2010 by buyukakin

HABERTÜRK TV’de Ankara Temsilcisi Ünsal Ünlü ve Tülay Ağaoğlu’nun sorularını yanıtlayan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, çok çarpıcı açıklamalar yaptı. TSK içinde AK Parti’ye yakın gruplar olduğunu iddia eden Kılıçdaroğlu, “AK Parti bunları çok iyi kullanıyor. Oradan belgeler geliyor” diye konuştu. İşte Kılıçdaroğlu’nun o açıklamaları:

Soru: Kamuoyunda ‘TSK ne derse CHP destek veriyor’ gibi bir algı var. Bu değişecek mi?

Cevap: Öyle bir algıya ben katılmıyorum. O tamamen hayal ürünüdür. Bu bir kurumdur, Anayasa Mahkemesi, YÖK, BDDK gibi bir kurumdur. Bu kurumun siyasallaşmaması lazım, teamülleri vardır, yasalar çerçevesinde gelişir. Belli bir hıyerrarşi vardır. Orduyu ayakta tutan bu hıyerrarşik yapıdır. Aynı yapıyı bakanlıklarda da görürsünüz. Devleti devlet yapan bu kurumlardır.

Ordu doğruyu da söyleyebilir yanlışı da söyleyebilir. Büyükanıt’a üstün hizmet madalyası verildi diye hükümeti eleştiren de benim. Her genelkurmay başkanı hükümete muhtıra mı verdi? Muhtıra veren bir genelkurmay başkanına hükümet üstün hizmet madalyası vermez. Bakanlar kurulu kararıyla veriliyor, siz muhtıra verin ben madalya vereyim. Aziz Nesin’in bile aklına gelmezdi. Kalkıp vatandaştan oy istiyorsunuz, erken seçime gidiyorsunuz, darbe olacaktı diyorsunuz. Sonra üstün hizmet madalayası veriyorsunuz. Görevini yaptın, beni mağdur durumuna soktun ben de oyumu aldım, al sana madalya diye.

Hangi askerle nerede, hangi sıkı ilişkiyi kurmuşuz biz, böyle birşey yok. Bir kez Genelkurmay Başkanı ile birlikte özel uçakla sınıra gittik ve karakolları gezdik, geldik bu kadar. Askerle ilişkimiz budur Hangi takvimde uçacağımıza ilişkin görüşleri de arkadaşlar yaptılar.

Aksine ben AKP’nin orduyla çok sıkı ilişkileri olduğuna inanıyorum. Ordu içerisinde AKP’ye yakın gruplar var. Özel bilgiler geliyor ordudan, ona göre orduda birşeyler yapılıyor. AKP çok iyi kullanıyor bu unsurları. Yargıda da var, YAŞ öcesi neler yapıldı hep beraber bilmiyor muyuz?

Soru: YAŞ’ta yaşanan krizle ilgili neler söylemek istersiniz?

Cevap: Türkiye’de yargı kullanılarak ordu dizayn ediliyor diye söyledim. Olayın ayrıntılarını bilmiyorum, perdenin gerisinde neler oldu? Bazı bilgilerimiz var ama kamuoyuyla paylaşmanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum.

Soru: Bitaraf olan bertaraf olur tartışmasına siz nasıl bakıyorsunuz?

Cevap: Demokrasi açısından doğru değil kişilere oyunuzun rengini şimdiden açıklayın, ki o da evet beklentisi içinde açıklayın, yoksa ben sizi yok edeceğim. Bu sadece Başbakan’ın ağzından söylenen bir açıklama değil. Benzer bir açıklamayı Egemen Bağış yaptı, Zafer Çağlayan’ın oldu. Memura grev ve lokavt veriyorum neye itiraz ediyorlar diye. Anayasa değişikliğinden sayın Bakanın haberi bile yok çünkü lokavt yok. Bir Başbakan’ın görevi anayasayı anlatır, vatandaş isterse oy verir. Ama işi şantaj boyuntuna getirirsen, 12 Eylül 1980 dönemine geri dönersin, o zamanlar TRT vardı, şimdiki TRT aynı devam ediyor, evet üzerinde yoğun bir kampanya devam ediyordu. Hayır diyenler konuşamıyordu çünkü cesaret istiyordu. İşadamlarına siz oyunuzun rengini açıklayacaksınız diyor, hadi bunu özel bir toplantıda söylese tamam, rica edip destek bekleyebilir. Ama ben sizi yok edeceğim bitaraf olursanız diyorsa demokrasi kültürü hiç gelişmez. Bir kere Başbakan hayır diyen vatandaşları dışlamış olur bu ülkenin yarısı hayır diyecektir. TOBBu örnek alalım. Her partiden insanlar var. Siz kalkıp diyeceksiniz ki Hisarcıklıoğlu açıklama yapsın evet veya hayır veriyoruz diye kıyamet kopar, orası siyasal bir kuruluş değil meslek kuruluşu, meslek kuruluşları objektif yerlerdir. Şimdi olay bitmiş, destek vereceksin yoksa ben seni bitireceğim demek doğru bir olay değil.

Ensarioğlu değişikliklere evet diyeceğim diye açıklamaa yaptı, ben kendisini arayıp konuştum. Herhangi bir savcı bir işadamının telefonunu dinlese, sonra bu komuoyunda duyulsa, gözaltına alınsalar sonra bırakılsalar. Ben şuanda o savcıyı Danıştay’a şikayet edebiliyorum tekrar. Yeni Anayasa’da bu yok, şaşırdılar bunu duyunca çünkü bilmiyorlar. Bu baskıcı bir Anayasadır. Sabahın 4’ünde evini bas, her türlü işkenceyi yapabilirsin. Örgütlü suçtan al içeriye, aylarca kalsın içeride. Böyle birşey olabilr mi, bütün iş adamlarının düşünmesi lazım. Yargıya başvurma hakkımı elimden alıyorlar. 12 Eylül’ün cesaret edemediği bir olay, AK Parti hükümeti tarafından gerçekleştiriliyor. Memur işten atılıyor, dava açılıyor sendika tarafından, memur geri geliyor. Bu anayasada diyorlar ki davayı memur kendisi açacak. Memur o parayı nereden bulacak? Sendika zor gününde işine yaramayacaksa neden üye olsun ki ona? Bir de buna çağdaş Anayasa diyorlar. Ülkenin önüne ipotek koyacaklar. Yargı bağımsız olmayacak, savcı Adalet Bakanını’nın tümüyle emrinde olacak, çünkü onun korunması Adalet Bakanı’nın elinde.

TÜSİAD’IN TAVRI

Soru: TÜSİAD’nı tavrını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Cevap: Geçmişte başka yönetimler vardı onlar tavrnı koymuştur ama referandum Anayasa değişikliği diğer yasalara benzemez. Bir ülkenin üniter yapısını oluşturan ana belge anayasadır. TÜSİAD bu konuda görüşlerini beyan etti, daha önce taslak hazırladı ama bu anayasa AB standartlarında bir anayasa değil.

AK PARTİNİN ORDUYLA ÇOK SIKI İLİŞKİLERİ OLDUĞUNA İNANIYORUM

Soru: 30 Ağustos öncesi çok ciddi YAŞ krizi yaşandı. Sonuçta komuta kademesi belirlendi. CHP’ye gelen eleştiri, askerle çok yakın siyaset yapma. Yeni dönemde bir değişiklik olacak mı? Nasıl değerlendiriyorsunuz bu eleştiriyi?

Cevap: O tamamen hayal ürünü, hangi askerle nerede hangi sıkı ilişkiyi kurmuşuz biz? Böyle birşey yok. Bir kez Genel Kurmay Başkanı’yla özel uçakla sınıra gittik, karakolları gezdik geldik bu kadar askerle ilişki budur. Hangi takvimde uçacağımıza ilişkin görüşleri de arkadaşlar yaptılar. AK Parti’nin orduyla çok sıkı ilişkilerinin olduğuna ben inanıyorum. Özel bilgiler geliyor ordudan, ona göre orduda birşeyler yapılıyor. AK Parti çok iyi kullanıyor, yargının içindeki orduya yakın unsurları. Yargıda da var çünkü, YAŞ öncesi neler yapıldı hep beraber bilmiyor muyuz? Tutuklamalar… Bunlar öncesinde Sayın Başbakan hep Adalet Bakanı’yla görüştü. Adalet Bakanı niye gelir, yargı mensuplarıyla görüşmek için. Bu kadar açık olay.

Dolmabahçe görüşmesine gerekirse geliriz. Ama burada görünen olay; yargı orduyu dizayn etmek için kullanılmıştır. Adalet Bakanı da bu işin önemli aktörlerinden biridir. işte biz açıkça söylüyoruz.

Soru: Bundan sonraki genelkurmay başkanının belirlenmesi için mi bu teamüller yıkıldı?

Cevap:Olayın ayrıntılarını bilmiyorum, perdenin gerisinde neler oldu, bazı bilgilerimiz var ama kamuoyuyla paylaşmanın çok doğru olduğunu düşünmüyorum. Parti yönetcisi olduktan sonra 27 Nisan bildirisinin doğru olmadığını her yerde söyledim. zaman aşımına uğrmayan bir muhtıra var hesabını sorun dedim. Sordular mı? AKP koro halinde Yaşar Büyükanıt’ı savundu. Niçin? Zaman aşımına uğramadı, muhtıra verdi, büyük sıkıntılar yaşadık dediler. Dünyanın hangi ükesinde bir hükümet bunlara sessiz kalır, olayları soruşturmaz?

Hanefi Avcı’nın kitabı çıktı, derhal müfettişleri görevlendirdiler. Birisi muhtıra veriyor, gıkınız çıkmıyor. AKP her döneminde sömürü yapar.

SADECE TÜRBANI DEĞİL, TERÖRÜ DE BİZ ÇÖZECEĞİZ

Soru: Türban konusunu CHP nasıl çözecek?

Cevap: Kılık kıyafet ne zamandan beri Anayasa’nın sorunudur? Anayasal zemine taşırsanız doğru değil. Kılık kıyafet her zaman değişebilir. Bir dönem fes, bir dönem kasket vardı. Başbakanın anlamak istemediği yer bu. Kılık kıyafeti kendi sömürü alanı görüyor. Onun çözmesi mümkün değil, çünkü anlamıyor, mümkün değil. Hiç kimse endişe etmesin, biz bu sorunu çözeceğiz. Bu sorunu çözen parti CHP olacaktır. Sadece o değil, terörü de biz çözeceğiz. Çünkü biz toplumsal uzlaşma sağlayacağız, vurduyla kırdıyla değil. Uzlaşma güzel bir şeydir, kimseyi ötekileştirmiyorsunuz. Toplumu germek, acaba buradan iktidarımı sürdürebilir miyim demek yanlıştır, AKP bunu yapıyor, bu yüzden çözemez.

Soru: Türban konusunda hazırlığınız var mı?

Cevap: Hazırlık yapan, üzerinde çalışan arkadaşlarımız var. Rapor şeklinde olacak. İşin hukuki, ekonomik, kültürel boyutuna değinen bir rapor çıkacak. Biz bunu hayata geçireceğiz. Ne zaman bilemiyorum sormadım arkadaşlara ama bir ekip çalışıyor. Referandumdan sonraya mutlaka kalır. CHP’nin ekonomi politikası nedir, o konuda da rapor hazırlıyoruz. Ekim ayı içinde inşallah İstanbul’da kendi ekonomi politikamızı da anlatacağız. Güneydoğu konusu henüz kaleme alınmadı ama çalışmalar devam ediyor.

Terörde aynı şey devam ediyor. 4 ay önce genel başkanlığa yeni geçtiğinizde ilk söyleşide demiştiniz ki ‘silahlı tedbirle gelişmez, ekonomik refah geliştirilmeli.’ Ne gibi adımlar atılacak?

3 ile gittiler arkadaşlar. Mardin, Şırnak ve Diyarbakır’a STK’larla konuştular. Sokaktaki sadece yurttaşla bir görüşme olmadı, onlar da olacak. Ben Van’a gittiğimde yurttaşlarla konuştum. Terörden herkes şikayetçi. Bu talep çok samimi dillendiriliyor. İŞsizlik çok ciddi bir sorun. Başka bir derdim yok diyen var. Tarım kesminde müthiş bir çözülme var, tütün yasağı, limit getirilmesi. Bİnlerce aile üretici konumdan çıkmış. Bölgeyi ayağa kaldırmamız lazım. Tek başına silahla çözüm olmadığını 30 yıllık deneyim herkese göstermiştir. Asker ne istediysek verdik, napalım çözemiyor, deniyor. Asker ne istediyse verdik diyor AKP. Siz hükümet değil misiniz, genelkurmay size bağlı değil mi? Neden açıklama yapmıyor diye Genelkurmay’a soruyorlar. Bu ucuz siyasettir, oysa siyaset kurumunun bu konularda çözüm üretmesi lazım. Siz bir araştırma komsiyonu kurdunuz mu, bu sorun nasıl çözülür diye baktınız mı?

TÜRK HALKI ASLINDA SAĞDUYULU, AYRIŞTIRMAK İSTENİYOR

Ben bir üst düzey devlet yetkilisiyle görüştüm. Yurtdışından bir terör uzmanı davet etmek istemişler. Söylediği şu olmuş: 3 buçuk yıl istiyorum. 2 buçuk yılını bölgede geçirmem lazım. Olayın ciddiyeti budur. Biz unuttuk, oysa unutulan birşey yok. Eğer siz kararlı bir politika tutarsanız, kamuoyu ve bölge halkı desteği alırsanız, bu sorunu çözersiniz. Yoksa bir çok talep gündeme gelecek, özerklik, bayrak talebi. Tartışmaktan korkmamak lazım. Terör örgütünün koşulsuz silah bırakması lazım. Şuanda özgür bir tartışma ortamı yok. Biri aykırı bir düşüncesini söylese PKK’Lı diye yaftalıyoruz. Türk halkı aslında çok sağduyulu, entegre bir toplum var, o ayrıştırılmak isteniyor. Bizim entegrasyonu güçlü kılmamız lazım. Bu coğrafadaki kimse kendisini farklı olarak görmemli, bir numaralı vatandaş olarak görmeli herkes kendini.

BAYKAL’IN GÖRÜŞMELERİ

Soru: Sayın Baykal, Sayın Sarıgül’le görüştü, sonra Özkan’la biraraya geldi. Bu görüşmeler sizi tedirgin ediyor mu? Baykal’la görüşme planınız var mı?

Cevap: Baykal’ın görüşmeleri normal insani ilişki, CHP Genel Başkanlığı’ndan ayrıldı diye inzivaya çekilecek diye bir kural olmamalı. Ben görüşmelerinden çok mutlu olduğumu ifade ettim. Siyaset kırgınlıklar üzerine gelişen bir kurum olmamalı. Belki geçmişte yaptıklarını sorgulamalı espiri içinde, sayın Özkan da uzun yıllar devlete hizmet etmiş bir Bakan. Ayrılmaz bir parçası olarak devletin, önemli bir kimlik olarak ortaya çıktı. Çok güzel bir olay bu.

Soru: Solda yeniden birleşme olacak diyorlar. Ne diyorsunuz?

Cevap: Olabilir, yeni bir oluşum da olabilir. Türkiye özgür bir ülke, siyasal partiler yasası var. İnsanlar yeni bir parti kurabilir biraraya gelip. Ben Sayın Baykal’ın böyle bir oluşumda bulunacağını hiç sanmıyorum.

Soru: Sav, görevlendirilmediğini söyledi eski genel başkanların, kendisinden böyle bir destek talebiniz olur mu?

Cevap: Genelge şuydu; nezaketen belli isimler, partiye uzun yıllar hizmet etmiş belli isimler genelgeyle görevlendirilmezler veya diğer milletvekillerini çalıştığı şekilde çalışacaksınız denmez. Eşref Erdem’e çık şunu yap demedik mesela, ona duyduğumuz saygıdan dolayı. Bu bizim yarattığımız bir gelenek değil, CHP’nin kendi kültüründen kaynaklanan bir gelenek. Saygı duymak zorundayız onlara, Sayın Baykal çok önemli bir figür. Deneyimi, hitabeti, kültürü olarak Türk siyasetinde önemli bir isim. Mükemmel de bir insan, örnek aldığım bir insan. Onun görüşmeleri tabi ki haber olacak niteliktedir. Elbette Sayın Baykal arasıra çalışıyor zaten. Onun dışında illerde yaptığımız çalışmalarla ilgili bir genelgemiz vardı, orada isimler olmayınca bu haberler çıktı. Görev isteyen olduğunda kendilerine görev verildi. Biz saygıdan dolayı yazmamıştık.

Uygun bir ortamda tabi ki kendisiyle görüşeceğim. Gürsel Tekin Genel Başkan Yardımcısı olacak tabi. Buaralar görev dağılımlarının yeniden gözden geçirilmesi lazım ama fırsat bulamadığımız için biraz ertelendi.

SEÇİMLERİN ERKENE ALINMASI

Soru: 2011 seçimlerinin bir ay erkene alınması çalışması var. Siz nasıl bakarsınız buna?

Cevap: Olabilir, zaten 1 ay erken olması zamanında olması demektir. Türkiye seçim sürecine girdi zaten. Takvim işleyecektir dolayısıyla. YSK kendi takvimini uygulayacak, biz kendimizi iktirdara hazırlayacğız.

ARINÇ’IN SÖYLEMLERİNE TÜMÜYLE KATILIYORUM

Soru: %80 de hayır çıksa iktidar değerlendirmesi değildir diyor AK Partililer. Siz böyle birşey belirlediniz mi?

Cevap: Sayınç Arınç’ın söylemlerine tümüyle katlıyorum. Sonuç ne çıkarsa çıksın, olumlu da olumsuz da olsa bizim açımızdan, ben yerimde kalayım diye özel bir çaba harcamam. Bu yetki tamamıyla kamuoyunun takdirine bağlıdır. Bir aday çıkarsa hiç bir zaman adaylığını engellemek girişiminde bulunmam. Tam tersine söz verdim, Parti tüzüğünde yazan rakamı kaldırmayı düşünüyorum. Daha demokratik, özgüveni daha yüksek olan bir parti ve kurmay yaratmak zorundayız. Görevi yapabildiğimiz kadar yapar, yeni adayı saygıyla karşılarız.

http://www.haberturk.com/gundem/haber/545054-kilicdarogludan-flas-iddia

e-haciz mi ? yoksa e-yoketme mi ?

Posted in Uncategorized on 22 Ağu 2010 by buyukakin

Bu gün (22.08.2010) ulusal basında bircok gazetede çıkan bir haber vardı. Haberlerin ortak paydası esnafa e-haciz idi. Haber Cumhuriyet gazetesinden şöyle verilmişti.

Esnaf: e-haciz dursun, vade sağlansın

Cumhuriyet 22.08.2010
ANKARA (AA) – Türkiye Esnaf ve Sanatkârları Konfederasyonu (TESK) Genel Başkanı Bendevi Palandöken, e-haciz uygulamasının esnafı iş yapamaz hale getirdiğini belirterek “e-haciz durdurulmalı, esas çözüm esnafın borçlarının sıfır faiz ile uzun vadeli yeniden yapılandırılmasıdır” dedi.

Palandöken, yaptığı yazılı açıklamada, borcu olan esnafın çek yazdığını, çekin karşılığını bankaya yatırıp, “rahatladım” derken bankanın “çekin karşılığı yok, yatırdığınız parayı Maliye haczetti” demesiyle bütün dünyasının allak bullak olduğunu ifade ederek, devletin, alacaklarına uyguladığı gecikme zammının banka kredi faizlerinden 3.5 kat fazla olduğuna işaret etti.
Vergi ve prim borcunu ödemek için bankadan kredi çekmek bile kârlıyken, kimse “Bu borçlar neden ödenmiyor?” diye sormadığını belirten Palandöken, Maliye’nin hacizden önce bu durumu araştırarak çözüm üretmesi gerektiğinin altını çizdi.

TC de esnaf tuccar, sol jargonla “sermayedar nasıl döner”

Burdaki “nasıl döner” filli elbet bir siyasaldan başka siyasala dönmek, dönek veya ters yüz olmak anlamında değil.
Kapitalist bir sistemde esnaf tuccar, sermayedar nasıl para kazanır’ın tükçesi.. Mal veya hizmet alım satımı genellikle bir üretim kaynağından mal ya da hizmeti satın almak, buna bir kar eklemek, eklenen kardan sonra mal ya da hizmeti satmak ve alış ile satış arasındaki farkı cebe indirerek KAR ETMEK ; Elde edilen kardan ise kapitalist DEVLETE karın belli bir oranından VERGİ VERMEK seklşinde açıklanabilmekte.

Tabii bu arada esnaf, tuccar, sermayader, iş adamının elde edilen KAR’i yanında çalıştırılan emekçinin hak ettiği gerçek artı degeri çalarak artırmak, vergi kaçırmak, bankacılık ve sigortalıcık sistemi , emek sermaye çelişkisi vs gibi Das Kapital’in (1) ekonomi politiğine giren teknik konulara değilmeyeceğiz.

Bu makalede esnaf, tuccar, sermayedar en sonu iş adamına, sürekli tekrar olmaması için “ticaret erbabı” diyeceğiz.

Ticaret erbabı yaşamak, yanından işçi çalıştırmak, gerektiğinde sömürmek, kar elde etmek ve bu kar sonundan -var ise kaçırdığı vergi dışında kalan – vergisini ödemek için bir dizi ekonomik mubadeleyi gerçekleştirmek zorundadır.

En basit anlatımı ile bu süreç şu şekilde olmakta;
1. Mal ve hizmeti çek senet ile belli bir uzun vade ile mal veya hizmet üreticisinden almak
2. Vadeli alış sırasında bu alış için aldığı kaynağa çek veya senet vermek;
3. Mal ve hizmeti kendi şirketi bunyesine sokmak, kar ekleyerek üçüncü şahış ve/veya kurumlara, peşin yada vadeli olar çek yada senet karşılığı veya kredi kartı karşılığı satmak…

Mal ve hizmet alımı ve satılması genellikler çek senet ve/veya kredi kartı ile yapılmakta. Satılan malın çeki senedi nakit girişi veya kredi kartı ile esnticaret erbabaının banka hesabına girmekte vadesi geldiğinde ise, ticaret erbabının verdiği çeke senet’e karşılık olarak bankaya yatırılan nakit tutarın, mal ve hizmet üreticisi tarıfından tahsil edilmesi şeklinde olmakta.

TC de kayıtli vergi mukellefi genel ticaret erbaının yaklaşık % 50 sidir. Diğer % 50 hiç vergi vermeden bir başka deyişle vergi veren tuketicicilerin, ssk lı emekçiler , emeklilerin ve kayıtlı ticaret erbabının sırtından beleş yaşamaktadır.

Vergi dairesine kayıtlı ticaret erbabı, bu alış ve satışın parasal hareketleri bankacılık sisteminden geçmekte ve bu yolla alan ve satan arasında bir güvence yaratılmak ve sürüdürülebilir bir ticari faaliyet var etmek, en sonu kar edebilmeyi amaçlamaktadır.

Eğer siz bu vadeli alış ve peişn yada vadeli satış sırasında banka sisteminden geçen çek senet nakit’e bir başka vesile ile el koyarsanız, bu ticaret erbabı vadesinde gelecek borcunu ödeyemeyecektir. Eğer mal ve hizmet üreticisine verdiği evrak çek ise, çek vadesinden ödenmez ise açılabilecek bir ceza davası ile hapse girec ek bu takdirde borcunu hiç ödeyemeyecektir.

Kapitalist sistemde bu alış ve satış arasından donem zinciri şimdi vergi gelirlerini artırmak, vergisini ödeyemeyen ticaret erbabını sözde zorlamak adına e-hacizê dönüştürülmüştür.

Vergi borcu olan ancak ticarete devamla vergi ödeme kabiliyeti kısmen de olsan mevcut olan bir ticaret erbabının vadesinde ödenmek üzere aldığı mal veya hizmet karşılığı olarak bankaya koyduğu parasına el koymak, kapitalist zincirin kırılması, küçük tacirin iflası anlamına gelecektir.

Bu uygulama ile ticaret erbabının vergi borcuna karşılılık e-haciz ile tüm banka hesaplarına el koyan süper maliye bakanı bir süre sonra vergi alacak tek küçük ticaret erbabı bırakmayacaktır.

aylık % 3,5 vergi gecikme cezası, kaybedilmiş sayılan vergiye uygulanan % 100 vergi zaiya cezası, gecikilen ker gün için her vergi kesrine ayrı ayrı uygulanan ilave vergi cezası ve en sonu bankadaki para e –haciz koyma ile özellikle esnafın, KOBI ölçeğindeki sermaye şirketlerinin dayanmasının imkanı yoktur.

Hepisi birer beşer iflas edeceklerdir. Yanlarından çalıştırdıkları işciler kıdemsiz ve tazminatsız işsiz ve aç kalacaklardır.

İflas eden ticaret erbabı ve onların işcileri bu kez TC yi işgal eden ve tüm ticari faaliyetleri kontrol eden çokuluslu dev empertal firmalarda bir öneki hallerinden daha beter halde ve üç otuzluk sömürü ücretlerine razı olarak çalışacaklardır.

IMF Mutemedi Kemal Dervişin “Kemal Derviş yasaları“ ile başlayan -sözde- EKONOMİYIİ GÜÇLENDİRME PROGRAMI(2), Dervişi takiben 2002 de gelen AkePe hükümetleri ile ulaşabileceği en üst noktaya taşınmıştır.
Son 7 yılda iflas eden, intihar eden esnaf, tuccar, KOBI sahibi ticaret erbabı ile kan emici emperyal sermaye tarafından satın alınan Orta ve Buyık ölçekli ticari iletme sayısı, soygun, işgal ve işbirliköi iktidarın gerçek yüzünü ortaya koymaktadır.

Bu gun petrol, sabit ve mobil telelefon, sigortacılık, gross market, ilaç, tohum, lojistik (taşıma), bankacılık, hava-deniz liman işletmecişiğinde kamu ve özel ulusal sermaye miktarı sıfıra yaklaşamış hatta bazı sektörler sıfır noktasına ulaşmıştır.

Bu gün ABD, AB ve İsralil sermayesi ile işbirliği içinde özel ve kamusal tüm varlıkların el değiştirilmesinde araç olarak kullanılan Hükümet üyeleri ve ReTeE nin 7 yılda yarattığı 3 karılı kaytan bıyıklı vekiller, beyler ve jipe binen türbanlı hanımlarından oluşan AkePe elit sınıfı;
Yarın aynı vahşi batının ellerindeki tüm varlıklarını -kendileri ile birlikte- yok edileceğinin ayırdında değiller.

Her an ikinci vatanına ricat edebilecek İngiltere pasaportlu Maliye Bakanı Mehmet ŞİMŞEK’in (3) uygulamaya soktuğu e-hacizin tükçesi bu dur ; Esnaf, tuccar, KOBİ ölçekli tüm ticaret ebabı, Maliye Bakanlığı eli ile yok edilecektir!

buyukakin

(1) Das Kapital – Karl Marks inter açık kaynak : http://www.kurtuluscephesi.org/orjinal/kapital1.pdf
(2) Güçlü Ekonomiye Geçiş Programı internet açık kaynak: http://www.kurtuluscephesi.com/kurcep1/kc61_2.html
(3) Mehmet ŞİMŞEK http://tr.wikipedia.org/wiki/Mehmet_%C5%9Eim%C5%9Fek

Ajan Provakatörler ve özel hayatın gizliliğinin ihlali

Posted in Uncategorized on 07 Ağu 2010 by buyukakin

Son günlerde başta “demirden mamul araç gereç” kod adlari ile surdurulen desenformasyon ve yargısız infaz projeleri olmak üzere, “siyasi ve günlük sosyal yaşamda”, kişilerin özel yaşamına ilişkin -mahrem ve/veya değil- video kasetleri, telefon konuşması deşifreleri, sms ve chat mesajlasmaları, yazılı ve görsel basında, internet ortamında web sayfalarında ve e-posta öbeklerinde ajan provakatörler tarafından alenen ve yekten servise verilmektedir.

Avrupa İnsan hakları Sözleşmesi, TC Anayasası ve en sonu Yeni TCK da şuç olan bu alçakça uygulama için TC yurttaşlarının Cumhuriyet Savcılarına, Başsavcılara suç duyrusunda bulunma hakkı saklıdır.

Big Brother işbirlikcisi enternasyonel ve yerel ajan provakatörlerin nerden ve nasıl size yaklaşacagını kestirmek artık çok zor değil.

Ajan provakatör omurgasızdır

Ajanprovakatör “amip”e benzer, omurgasızdır. Siyasalını, var ise dini inancını, sosyal statüsüsünü, eğitimini açıklamaz.Toplum içinde kariyer, eğitim, edinim, sosyal paylaşım, başarı hikayeleri yoktur. Eziktir, ezilmiş, itilmiş kakılmış, ötekileşmiştir. Bu ezikliğini sistem içinde önüne çıkan ilk fırsatta gönüllü olarak bireysel ve/veya ilişki içinde bulunduğu, görevli olduğu örgüt adına, desenformasyon olarak kullanır.

Sokakta, bir etkinlikte, dernekte, sendikada, siyasal partide, meslek odasından eni konu aklınıza gelebilecek herhangi bir sosyal aktivitide yeni tanıştığınız her adem oğlunun size arkadaş, sevgili, dost, hatta sizinle aynı Sivil Toplum Örgütünde paydaş olarak gözükür, size dair veri toplar.

Kendince uygun gördüğü bir iklimde, gerekli gereksiz eylem ve söylemlerle, özelinizde sizi telefon, smsm chat paylaşımı ile tahrik -ve/veya- tehdit etmesi, internet ortamında suçlaması, bunları tuzak biçiminde arşive ermesi, kendi soru kiplerini çıkarıp sizin yanıtlarınızı servis vermesi an meselesidir.

Bu durumda önce sakin olacagiz. İki kelam sokuklanacağız. Gereken yanıtı bilir-geçer olası en sert biçimde vereceğiz.Ancak asla ajanprovakatörle aynı uslubunu kullanıp eline belge bilgi domuman vermeyecegiz.

İşin Momenti

İşin momenti burdadır. Ajan provakatör istediği “sizi tehdit ve hakaret eder mod”a sokmaktır. Sizin fikirlerinizi cumlelerinizi yazışmaklarınızı kaydedecek ve bir vesile ile kitle ile veveya kendi çıkarına hizmet edecek sivil resmi kanallarla alenen ahlaksız ve şerefsizce paylaşacaktır.

Bu moda girmeden olası en üst perden haddini bildirmek yasaldir.Ajan provakatörü birden fazla kişi önünde yüz yüze, daha önce size kullandığı dili tekrarlamaya davet edecegiz.
Susacaktır.
Sinecektir.
Susmak suçu kabuldur.
Acz’dir.
En sonu bu “ajan provakatörün kendini deşifresi”dir.

Örgütlenmekden korkmayın

Bu makale sizi korkutmamalıdır.
Aksine, görüşlerinizi her yerde her ortamda açıklamaktan ifade etmekden, örgütlenmekten kaçınmayacağız.
Önümüzdeki tek seçenek ajanprovakatörün provakasyonuna gelmemek, onu kendi elemenleri ile desifre etmektir.

Bianet den Fikret ILKIZ imzalı “Özel hayatın gizliliğinin ihlali” (*) adlı makale konuya ilişkin yasal durumu açıkmaktadır

Hiçbirimiz hepimizden daha güçlü değiliz.
buyukakin

(*) link adresi : http://bianet.org/bianet/bianet/98197-ozel-hayatin-gizliliginin-ihlali